Vatan Partisi Davası’nın Gerekçeli Kararı

VATAN PARTİSİ DAVASI’NIN
GEREKÇELİ KARARI

T.C.
İSTANBUL İKİNCİ AĞIR CEZA MAHKEMESİ

ESAS NO: 958/248 Karar NO:961/48
C.S. NO : 958/1665

KARAR

Sosyal
Reis: Ramis Emre, Sicil NO: 7424
Aza [üye] : Celal Baykal, Sicil NO: 8337
Aza: Naci Tanverdi, SicilNO: 10316
C.S.Y. Hüsnü Bikar 9752
S.K. Mukaddes Artunkal

DELİLLERİN MÜNAKAŞASI VE NETİCE:

Son tahkikatın açılması kararında yazılı olduğu üzere sanıklardan Doktor Hikmet KIVILCIMLI, Fatma YALÇI, Kerim KORCAN, Ahmet CANSIZOĞLU, Süleyman Şahin TAR, Selahaddin KAYA, Zihni Turgay ANADOL, Hüseyin KAZANCI, Mustafa TOPRAK, Hasan ERİM, Muharrem BEZGİN, Mehmet COBA, Hasan CİVAN, Zehra KOSOVA, Abdi AZER, Mümin KÖKREK, Hüsnü TAMÇİZ, Bahri UÇTA, Hamdi ÇAPA, Hasan KÜÇÜKPOMAK, Hüseyin ELKARANFİL, Rasim YILDIZBAKAN, Yusuf Ziya GİRAY, Osman KUZEYLİ, Osman KAMUCU, Osman SERCAN, Osman ÜRGÜN, Mustafa ÖZER, Hasan Safiyeddin KAYA, İsmet SOYDAN, Adem ÖZVODİNALI, Cavit ZENGİN, Hüseyin KIRSEVER, İsmail MIHÇILAR, Mahmut KARLOM, Mehmet GEREMEN, Mehmet ERSİVRİ, Nazif ŞENSÖYLER, Nihat TÜRKMERT, Süleyman İLKADIM, Ahmet TURAN ESENTEPE haklarında sosyal bir sınıfın diğer sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmek ve memleket içerisinde müesses içtimai, iktisadi ve sosyal temel nizamları devirmeye matuf cemiyet kurmak ve bu faaliyeti tanzim ve şevki idare etmekten T.C.K.’nun 79. maddesi nazarı itibara alınarak 141/1, 142/1, 173. maddelerle ve Günaydın YÜCEKENT, Emin Tuncer BALKAN, Nedim CANPOZANT haklarında T.C.Kanunu’nun 141/5 ve 173. maddeleri ile tecziyeleri için dava açılmış bulunmaktadır.

1946 senesinde Cemiyetler Kanununun değişmesi ile tanınan siyasi serbestiye binaen Doktor Hikmet KIVILCIMLI’nın Reisliği altında Hüseyin KAZANCI, Ahmet CANSIZOĞLU, Osman SERCAN, Sevdiye KAYAOĞULLARI, İrfan SAVGAT’tan müteşekkil müteşebbis heyetin İstanbul Vilayeti’ne vaki ve Vatan Partisi adı altında bir siyasi parti kurmak hususundaki talepleri kabul edilerek, Vatan PARTİSİ 29 Ekim 954 günü Sultanahmet Yerebatan Caddesi’nde 66/2 Numarada faaliyete geçerek, 7 Kasım 954 Pazar günü yapılan ilk toplantı ve seçim neticesinde Hikmet KIVILCIMLI Genel Başkanlığa, Osman SERCAN Genel Sekreterliğe, Sevdiye KAYAOĞULLARI, Ahmet CANSIZOĞLU, Ahmet ANTER Başkanlık divanına, İbrahim KAYAOĞULLARI Organlar divanına, Memduh KARAARSLAN Kültür divanına, Sevdiye KAYAOĞULLARI Kadın-Çocuk-Gençlik teşkilatı Divanına, İrfan SAVGAT işçi teşkilatı divanına, Mehmet ANTER Esnaf ve münevver divanına seçilerek fiilen çalışmalara başlamışlar ve kurucuları ile müntesibi hakkında takibata kadar Vatan Partisi faaliyetine devam etmiş bulunmaktadır. Son tahkikat kararı üzerine yapılan duruşma sonunda iddia makamı, 141/1. maddeye muhalefetten yukarıda isimleri yazılı sanıkların cümlesinin ve yine 141/5. maddeye muhalefetten haklarında dava açılmış bulunan Günaydın Yücekent, Emin Tuncer Balkan ve Nedim Canpozan’ın beraatlerine ve 142/1. madde ile haklarında dava açılan sanıklardan Hikmet Kıvılcımlı, Selahaddin Kaya, Ahmet Cansızoğlu, Osman Ürgün ve İsmet Soydan’ın komünizm propagandası yaptıkları sabit olduğundan T.C.K.’nun 142/1, 173, 80. maddeleri ile tecziyelerine aynı suçtan haklarında dava açılan diğer sanıkların beraatlerine karar verilmesini istemiş bulunmaktadır.

Yukarıda hulasaten sanıkların savunmalarını zikretmiştik.

Sanıkların cümlesi evvel ve ahsır savunmalarında sosyal bir sınıfın diğer sınıflar üzerine tahakkümünü tesis etmeye veya sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmaya veya memleket içinde müesses iktisadi ve temel nizamların herhangi birini devirmeye matuf olarak Vatan Partisi isimli partiyi kurmadıklarını bu yolda kurulmuş bir partiye dahil olmadıklarını, Vatan PARTİSİ’NİN kanuni bir parti olduğunu savunmuşlardır.

VATAN PARTİSİ’NİN Cemiyetler kanununa tevfikan usulüne uygun bir müracaatla kurulmuş olduğu aşikardır. Parti kurucuları ve müteşebbislerin ve parti üyesi oldukları da bedihidir. Bilirkişi Prof. Naci Şensoy 10/7/959 tarihli raporunun üçüncü sahifesinde, Vatan PARTİSİ Tüzük ve Programı adlı paragrafında, bu tüzük ve programın herhangi bir parti tüzüğünden farksız olduğunu, sınıf mücadelesini maddi veya manevi cebirle kazanmak hususunda propaganda veya telkinatı ihtiva etmediğini, bu bakımdan suçla ilgili bulunmadığını bildirmiş ve yine bilirkişi heyeti Naci Şensoy, Öztekin Tosun ve Çetin Özek 24.12.959 tarihli müşterek raporlarında da evvelki mütalaayı tekrarla beraber bu tüzüğün suçla ilgisi bulunmadığını ve sol temayüllü olmadığını da ifade ederek tüzüğün 141. maddedeki suç unsurlarını ihtiva etmediğini seranaten bildirmiş bulunmaktadır.

Her ne kadar hazırlık tahkikatı sırasında, haklarında takibat yapılmakta olan sanıklardan bir kısmı ile dava açılmadığı için şahit durumuna getirilen parti müntesibinden bir kısmına polisçe tüzük okunarak tefsir ettirilip muhtevasının memleket içerisinde müesses iktisadi ve sosyal temel nizamlardan herhangi birini devirmeye matuf bir cemiyet mahiyetinde olduğu belirtilmek istenilmiş ise de bu ifadelerden polisin tüzüğü şahıslara okuduktan sonra kendi görüşü ile izahatta bulunmasını müteakip bu telkin altında okunan şahsa tefsirde bulunduğu intibaı uyandırmaktadır. Mesela, hazırlık sırasında İsmet Soydan SAVUNMASINDA aynen (şimdi okuduğumuz Vatan Partisi’nin 2. maddesinde mevzubahis “İkinci bir Kuvayimilliye seferberliği” tabirinden şunu anlıyorum diyerek bir netice istihraç etmiştir. Yine aynı maddenin “başta işçi sınıfımız gelmek üzere” ve 3. maddenin “Parti gaye ve programını benimsemeyip yapmak ve parti yasasına uymak” tabirlerini tefsir etmiştir ki mütehassıs bilirkişileri bu tüzüğün tamamen kanuni olduğunu ve hatta iyi bir tüzük olduğunu ifade etmiş bulunmalarına göre böyle bir ilmi mütalaa karşısında sanık İsmet’e yaptırılan şahsi tefsirlerin hiçbir kıymet ifade edemeyeceği tabiidir. Yine bu sanık Vatan Partisi’nden istifa sebebini: Vatan Partisi’nin komünist gayelere hizmet eden bir teşekkül olduğu seçim konuşmalarından da açıkça tezahür etmiştir) demek suretiyle izah etmektedir ki Vatan PARTİSİ üyelerinden bir kısmı hakkında konuşmalarından dolayı açılan davaların beraatle neticelendiği duruşma sırasında tetkik edilen mahkememizin 959/162 esas sayılı dosyası ile 960/48 esas sayılı dosyasının tetkikinden anlaşılmaktadır. Binaenaleyh, bu sanığın Vatan Partisi’nin komünist gayelere hizmet eden bir teşekkül olduğu seçim konuşmalarından açıkça tezahür ettiği yolunda tefsirinin de şahsi kanaatından ibaret olduğu bu suretle anlaşılmaktadır. Aynı sanığın şahit Doğan Yükkaya komünist partilerinin çalışma şeklinin hücre usulü olduğunu ve bu suretle çalışmanın polis tarafından yapılacak herhangi baskında diğer elemanların yakalanması ve başka grupların faaliyete devam etmesi için tatbik edildiğini, çalışmaların tanınmayan bir şahıs tarafından idare edildiğini anlattığı kendi ifadesi ile teeyyüd etmektedir, ancak, sanık bu hususu duyduğunu söyledikten sonra bana bu hücre usulü ile çalışmayı kimse öğretmedi. Aklımda kaldığına göre bunu bir gazetede okumuştum demektedir. Doğan Yükkaya’nın sanık İsmet’e isnad edilen beyanı ile İsmet’in şu ifadesinde bahsedilen husus tamamiyle ayrı manayı tazammun etmektedir. Sanığın yukarıda söylediği iddia edilen sözlerden gizli cemiyetlerin ve komünistlerin çalışmaları hakkında gazetelerden öğrendiği malumatı başkalarına naklettiği anlaşılmaktadır ki böyle bir malumatın, havadisin nakli orada bahsedilen faaliyetin filhal tatbik edileceğini ve şahsın bunu istediğini göstermeyeceği gibi bir propaganda mahiyetinde de kabul edilemeyeceği izahtan varestedir. Yine İsmet Soydan ifadesinde “bu iş şimdi bir yaradır ve bu yara bir gün gelecek deşilecektir. Bu yaralar birike birike bir ihtilal yaratır” şeklinde beyanda bulunmadım. Ancak (Demokrat Parti’nin iktidara demokrasiyi getirmek vaadi ile geçtiğini, iktidara geldikten sonra demokrasiyi getirmediğini, bugünkü hali böyle devam ederse milletin Demokrat Partiyi iktidardan uzaklaştıracağını) söyledim, demektedir ki Demokrat Partinin iktidarda olduğu bir devirde sarf ettiğini iddia ettiği sözlerin doğruluğu bugün meydana çıkmış bulunmaktadır. Kaldı ki o devrede böyle bir söz sarf ettiğini kabul eden sanığın ifadesinin bu kısmının samimiyetini de kabul etmek icap eder. Zira, bu sözün sarfı o devirde en az bir gizli cemiyet kurmak veya komünizm propagandası yapacak kadar tehlikeli ve sahibine zarar getirebilir idi. Görülmektedir ki sanıklar aleyhine ileri sürülen delillerden en kuvvetlisi İsmet Soydan’ın ifadesinde isnad etmektedir.

İsmet Soydan ise, poliste sadece şahsi kanaatlarını polisin telkinatı altında ifade etmiş Vatan Partisi ve mensupları hakkında bu izahlar neticesi kendilerinin komünist temayüllü oldukları neticesini istihraç etmiş ise de, filhal bu sanıklardan herhangi birini komünizm lehine propaganda yaptığını veya böyle bir cemiyet kurup faaliyette bulunduğunu görüp işittiğini söylemiş değildir. Esasen şahıslar hakkındaki aleyhte beyanları da kendi malumatı tahdında değil, başkalarından işittiğini nakil ve tefsirden ibarettir. Demokrat Parti hakkında menfi düşüncelerini tereddüt etmeden serd edebilen sanığın son tahkikattaki ifadesinin samimiyetini kabul etmek icap eder. Ve bu sanığın bütün ifadelerinden de Vatan Partisi veya haklarında dava açılan sanıklar aleyhine mahkumiyete kafi bir delil istihraç edilmemektedir.

Yine sanıklardan Esat Ahmet Balım ve Şükrü Kundakçı’ya polis tarafından Vatan Partisi Tüzüğü okutturulup tefsirler yaptırılmış, bunlardan başka Günaydın Yücekent’e de aynı tefsirler yaptırıldığında bu sanığın parti tüzüğünü Hikmet Kıvılcımlı ve Kerim Korcan’ın komünistlikten mahkum olmaları üzerine bu hususu da nazara alarak tetkik ettiğimde komünist gayelere hizmet emeli ile hazırlanmış olduğunu anladım diyor. Bu ibare bir sanığın kendisine isnad edilen suçun ağırlığı karşısında bu işten kurtulabilme gayreti ile polise yaranmak maksadiyle onun istediği gibi bir tefsirde bulunduğunu göstermektedir. Sanık Mustafa Özün hazırlık ifadesinden polisçe sanıklara suallerin hazırlanıp sorulduğu açıkça anlaşılmaktadır. Sual üzerine de tesir altında kalan sanığın tüzüğe göre Vatan Partisi’nin işçi sınıfı ve köylüyü bütün organlarda çoğunlukta görmek ve nihayet memlekette bir işçi ve köylü sınıfı iktidarı ve tahakkümü sağlamak istediklerini anlamakta isem de, demektedir ki bu cihet polisin telkinde bulunduğunu göstermektedir. Bundan başka Osman Sercan ve Zihni Anadol’a keza nizamname tefsir ettirilmiş, Zihni Anadol nizamnamesinden Vatan Partisi’nin komünist partisi olduğunu anladım. Daha evvel komünistlikten mahkum olmakla beraber ben sosyalistim, gayem işçi olmam hasebiyle haklarımı savunmadan ibarettir. Vatan Partisi’ne işçi hukukunu temsil eden bir parti diye girdim” demektedir. Bu ifadenin kanaat kısmı ile netice kısmı birbirine uymamaktadır. “Komünist partisi olduğunu anladım” diyen bu şahsın “sosyalistim, işçi hukukunu temsil eden bir parti diye Vatan Partisi’ne girdim” demesi kanaatinin aksine hareket ettiğini göstermekle yani zabıtada beyan eylediği gibi komünist partisi olduğunu anladım şeklinde ifadesinin aksini göstermektedir. Selahaddin Kaya polisteki tefsirinde “ben evvelce komünistlikten mahkum oldum, partiyi kuranın kim olduğu hakkında bilgi sahibi bulunduğunu ve nihayet Hikmet Kıvılcımlı’nın memlekette gizli komünist faaliyette bulunması imkanı bulunmadığı ancak legal sahada faaliyet göstermenin mümkün olabileceği söylemesi neticesi olarak ve tetkik ettiğim tüzüğünde kendi görüş ve anlayışıma uygun bulduğumdan Vatan Partisi’nin bu suretle bu ismin maskesi altında kurulmuş ve açık sahaya çıkmış bir komünist faaliyet olduğunu anlayarak girdim” der ki bilahare diğer sanıklar gibi bu beyanını kabul etmeyen Selahaddin Kaya’nın tüzüğe bakıp hükümetin partinin kurulmasına müsaade etmiş olması da beni partiye girmeye sevk eden sebeplerdendi demek suretiyle de yukarıdaki beyanı ile ikinci cümle arasındaki tenakuzun açıkça meydana çıkmasını temin etmiş bulunmaktadır. Abdulkerim Korcan hazırlık tahkikatı sırasında Hikmet Kıvılcımlı’nın sözlerini tafri ile anladığı kanaati serd etmiştir.

Partinin kuruluşundan beri içindeyim fakat partinin bugüne kadar legal faaliyeti yanında, illegal olarak herhangi bir faaliyette bulunduğuna şahit olmadım ve hiçbir zaman parti içinde veya parti dışında ayrı bir kol olarak hücre çalışması veya mümessili faaliyetler olmadı. Benim bilgim dışında herhangi bir hareket düşünülmüş veya yapılmış ise bu hal benim ???… ve parti faaliyeti hakkındaki malumat çevrem içerisine girmemiştir demiş ve tüzük’te şimdi sorduğunuz noktalar yani işçi sınıfının rehberliği altında ikinci bir Kuvayimilliye seferberliği gerektir tabirleri, partinin feshi hakkında tüzüğün hüküm taşımaması, partinin iktisadi anlayışı, toprak tevzii, ağır sanayi hakkındaki görüşü tüzüğün maksatlı olarak ve maskeli bir şekilde hazırlandığını ve bu suretle faaliyetin dikkat gözünden kaçırılmasına çalışıldığı görülmektedir, şeklinde sual üzerine bir kanaat yürütmüştür. Böyle bir kanaat yürüten sanığın bu tefsiri yukarıda izah ettiğimiz “benim herhangi bir faaliyetten hareketten haberim yoktur” şeklindeki beyanı ise tamamiyle tenakuz teşkil etmektedir. Bu da poliste sorulan sualin maksatlı ve tesir altında bırakmak suretiyle sorulduğunu göstermektedir. Sanıklardan Hasan Civan’a yaptırılan tefsirlerde partinin tabelası sebebiyle adli takibata maruz kaldığını öğrenmem bu partinin hükümlü komünist olan Hikmet Kıvılcımlı’nın yine komünizm amaline hizmet etmesi gayesi ile hareket ettiği ve partiyi o yola sevk edeceği kanaatini bende hasıl ettiğinden partiye girme teşebbüsünde bulunmadım, komünist partilerin seçim yolu ile iktidara gelemeyeceğini, yegane yolun ihtilal olduğunu biliyorum fakat Hikmet Kıvılcımlı konuşmalarında iktidara geliş şeklinin seçimle ve peyderpey ilerleyerek çıkarmayı sağlayacağı mebusları kanalı ile temin edeceğini ifade ediyorum. Ben Hikmet Kıvılcımlı’nın bu tarzdaki izahına inanmıyordum, daima ondan uzaklaşmak istiyordum demektedir ki bu izahat tamamiyle indi mütalaalardan ibaret bulunmaktadır. Muharrem Bezgin ise, bu partinin tüzüğüyle diğer partiler tüzükleri hilafına sabıkalıların alınmayacağına dair bir kayıt da yoktur. Bu hava içerisinde Vatan Partisi’nin işçi ve köylü sınıfına dayandığını ve bir komünist faaliyet olarak ortaya çıktığına inanmıştım demekte, Mustafa Toprak da Dr. Hikmet Kıvılcımlı’ya komünistlikten henüz hesabı görülmemiş mahkumiyetim bulunduğundan tereddüt ettiğini bundan partiye bir zarar gelebileceğini anlattım. Dr. Hikmet bana partiye girmek lazım geldiğini anlatarak (Artık fıs, fıs, fıs çalışma olmaz bu memlekette ancak bu şekilde kanun yollarından yürümek lazım başka şekil sökmez) dedi. Ben bu konuşmalarından fıs, fıs, fıs tabiri ile illegal komünist faaliyeti kasdettiğini ve kanuni yollardan yürümek tabiri ile legal sahada yürümek lüzumunu anladım demekte, Hüseyin Kazancı ise Hikmet Kıvılcımlı’nın sabıkası, partimize giren üyelerin ekserisinin komünistlikten mahkum ve sanık bulunması gerek şahsım ve gerekse partili arkadaşlarımız tarafından partimize üye olarak davet ettiğimiz işçi arkadaşların partimizin komünist partisi olduğunu ve bu yüzden giremeyeceklerini söylemeleri ve bunlara ikna yolu ile yaptığımız telkinler de faide vermediğinden partimiz topluluğundan hali ile şüphe etmiştim demek suretiyle kendi görüşlerine göre taksirlerde bulunmuşlardır. Hikmet Kıvılcımlı hazırlıktaki ifadesinde parti tüzüğünü izah ederken işçi sınıfına dayandığımız için parti tüzüğünü işçi zaviyesinden mütalâa etmiş ve başta işçi sınıfı olmak üzere demekle işçinin daha uyanık olması ile önderlik etmesi lüzumunu ifade etmiştik. Memleketimizde her ne kadar anayasada hakimiyetin kayıtsız şartsız millete ait olduğu yazılı ise de bunun fiilen tahakkuk etmediğini görmem, devleti milletten üstün değil, milleti devletten üstün tutan tabirini kullanmama sebep olmuştur. Gerçek hürriyet tabiri ile sol edebiyatın alakasını bilmemekteyim. Hürriyeti fiilen kurmak kelimeleri ile ifade etmek istediğim memlekette mevcut kültürlü sınıflarla içtimai, iktisadi ve siyasi manada teşkilatlanmasını anlatmak içindir. Kuvayimilliye tabiri de sadece iktisadi manadadır. Aşağıdan gelme tabiri ile de tamamen halktan gelme manasını ifade etmek istemiştik. Tüzük hükümleri içerisinde partinin feshine dair hükümlerin bulunmamış olması ve komünist partilerinde de bu yolda hareket edilmesi bir tesadüftür. Tüzüğü hazırlarken sol addedilebilecek tüzüklerin hiçbirini tetkik etmedim. Türkiye Sosyalist ve Emekçi Köylü Partisi tüzüğünü de arkadaşlardan bir tanesi getirmişse de bunu da tetkik etmiş ve beğenmediğimi söylemiştim. Partimizin kurulduğundan bu yana gizlilikle alakalı bir faaliyeti olmamıştır. Mevcut kanunların çerçevesi ve müsaadesi nispetinde hareket ettik demiş bulunmaktadır. Misal olarak zikrettiğimiz tefsir ve kanaatlerim şahsi bir görüşten ileri gidemeyeceği tabiidir. Kaldı ki hazırlık ifadelerinde bu yolda tefsirlerde bulunan sanıklar son tahkikatta bu tefsirin tamamiyle polisin telkin ve tazyiki altında ileri geldiğini söylemek suretiyle zabıtadaki bu ifadelerini dahi kabul etmemektedirler. Yukarıda gösterildiği üzere delillerin tahlili neticesi filhakika C.Müddeiumumisinin de esas hakkındaki mütalaasında beyan eylediği ve bilirkişinin müsbet mütalaası ile teeyyüd ettiği veçhile, sanıkların sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmeye veya sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmaya veya memleket içersinde müesses iktisadi veya sosyal temel nizamlardan herhangi birini devirmeye matuf cemiyet kurdukları veya böyle bir cemiyetin faaliyetini sevk ve idare edip yol gösterdikleri hususunda mahkumiyetlerini icabettirir deliller elde edilememiş ve mahkememizin kanaati da bu yolda tezahür etmiş bulunduğundan bu bakımdan mütalaa veçhile sanıkların beraati uygun görülmüş olup haklarında 141. maddenin birinci fıkrasında yazılı cemiyete girdiğinden dolayı amme davası açılan Günaydın Yücekent, Emin Tuncer Balkan ve Nedim Canpozan’ın durumlarına gelince diğer sanıkların yukarıda izah edildiği veçhile 141/1. maddeye muhalefet teşkil eden bir hareketleri tespit edilememesi sebebiyle suçlulukları anlaşılmadığından, bunlara tab’an bu üç sanığın da aynı şekilde 141/5.madde ile haklarında açılan amme davasından dolayı beraatlerine karar verilmesi icap etmiş bulunmaktadır.

KOMÜNİZM PROPAGANDASI YAPMAK SUÇUNA GELİNCE;

C.Müddeiumumisi esas hakkındaki mütalaasında Hikmet Kıvılcımlı’nın parti ve muhtelif topluluklara karşı ve muhtelif zamanlarda Vatan Partisi’nin sırf İŞÇİ sınıfı partisi olduğunu, köylünün de aralarına katılacağını, bütün işlerini işçi sınıfı ile yapacaklarını, işçi sınıfını başta ve iktidarda görmek istediklerini, başka sınıflar ve zenginlere lüzum olmadığını, iktidarın derebeyi ve bezirgan zümreyi teşkil eden sınıflara istinad ettiğini, bu sınıfları kendilerinin yok edeceklerini ve ortadan kaldıracaklarını, Fatih Sultan Mehmed’in ordularının toplandığı yerde gecekondularda oturan işçilerin surları aşarak hakiki demokrasiyi getireceklerini, Vatan Partisi’nin bunlara önderlik edeceğini, Amerikan müstemlekesinden kurtaracağını, iktidar partilerinin millî gelirlerin tevzii ile meşgul olmayıp verim şekli ile meşgul olduklarını, bu sebeple dış ticaretin % 95’inin ekalliyet elinde toplandığını, Vatan Partisi iktidara geldiği takdirde dış ticaret ve kapitalistler elinde bulunan fabrika ve işyerlerinin sahiplerine bir hisse bırakılarak devletleştirileceğini, dış ticareti elinde tutan ekalliyetin elinde bulunan her şey alınarak müstahdem durumuna sokulacağını, geniş toprak sahiplerinin elinden toprağının kendisine yeteri kadarı bırakılıp geri kalanın köylüye dağıtılacağını, sermayedarın ve fabrikatörün ellerinde bulunan malların devletleştirileceğini, milli gelirin bütün millete mütemadiyen taksim edileceğini ve bütün bu işlerin işçi sınıfının rehberliği altında olacağını söyleyerek muhtelif zamanlarda, aynı mealde konuşmalar yapmak ve izahlarda bulunmak ve Selahaddin Kaya’nın da muhtelif toplantı ve zamanlarda idareyi derebeyi artığı üç-beş derebeyi ağasının elinde tuttuğunu, işçiyi sömüren derebeyi artıkları ile üç-beş bezirganın ortadan kaldırılması, işçi sınıfının başa geçmesi ve sahte demokrasinin ortadan kalkmasının lazım geldiğini, hakiki demokrasiyi Vatan Partisi’nin kuracağını söyleyerek, izah ederek aynı mealde muhtelif konuşmalarda bulunmak ve Ahmet Cansızoğlu da; muhtelif topluluklara muhtelif zamanlarda Vatan Partisi’nin işçi sınıfı partisi olduğunu, diğer partilerin işçiye hak vermediğini, Vatan Partisi’nin işçi sınıfını başta görmek istediğini, tefeci-bezirgan ve derebeyi artığı üçbuçuk toprak ağasını atmak ve sahte demokrasiyi ortadan kaldırmak lazım geldiğini söyleyerek aynı meal ve muhtelif konuşmalarda bulunmak ve Osman Ürgünün de; seçim münasebetiyle bazı kimselere muhtelif zamanlarda Vatan Partisi’nin bir İşçi Partisi olduğunu, köylülerin topraksız kaldığını, zenginin herşeyi olmasına rağmen işçilerin hiçbir şeyi olmadığını, Vatan Partisi iktidara geldiğinde köy ağalarının ellerinde bulunan topraklarının alınıp topraksız köylüye dağıtılacağını, zenginlerin fabrikaları ve apartmanlarının ellerinden alınıp fakir işçilere verileceğini söyleyerek muhtelif zamanlarda aynı mealde konuşmalarda bulunmak, İsmet Soydan’ın da; muhtelif zamanlarda muhtelif kimselere karşı gençliği spor sahalarından çekip siyasi sahaya çekmek icap ettiğini, meyhanelerde ihtilal havası yaratmanın kolay olup kolay estiğini, komünizme faideli olmak için hücre usulü ile çalışmak ve gençliğe doktrin aşılamak, bunun için de psikolojik darbe yapmak lazım geldiğini, bu işin mücadele etmek olacağını, Rusya ve Türkiye’nin 40 sene evvel kibrit kutusu gibi olduklarını, Rusya’nın komünizm rejimini kabul ettikten sonra işçi ve halkının refaha kavuştuğunu, Türkiye’nin bu rejimi kabul etmediği için kibrit kutusu kaldığını, komünizm rejiminin eski rejimlere nazaran halka daha iyi hayat şartları temin ettiğini söyleyerek aynı mealde konuşmalarda bulunmak ve Rusya lehine komünizmi methetmek suretiyle sosyal bir sınıf olan işçi sınıfının diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmek ve memleket içerisinde müesses iktisadi ve temel nizamları devirmek için propaganda yaptıkları bu sanıkların bilhassa hazırlık tahkikatı sırasındaki ikrar ve itirafları ve ilk tahkikattaki beyanları ve diğer sanıkların bu beş sanık haklarındaki ifadeleri ve şahitlerin beyanı ile bilirkişinin propagandayı tarif eden raporları ve dosya münderacatından anlaşıldığını söyleyerek 142/1. madde ile tecziyeleri diğer 39 sanığın dosya münderacatına göre tespit edilmiş olan konuşmaları 142/1. maddede gösterilen suç unsurlarını teşekkül ve tevekkün edecek şekilde olmadığından ve bu hususta başkaca mahkumiyetlerine yeter delil bulunmadığından beraatlerine karar verilmesini istemiş bulunmaktadır.

C.Müddeiumumisi yukarıda ismi yazılı beş sanığın propaganda yapmaktan tecziyelerini isterken bilhassa diğer sanıkların bu şahıslar hakkındaki ifadeleri ile hazırlık tahkikatı münderacatına dayanmaktadır.

Yukarıda cemiyet kurmak bahsinde izah ettiğimiz veçhile sanıklar hazırlık tahkikatında maddi ve manevi cebre müstenid bulunduğunu ve polisin sualleri sorduktan sonra telkin yaparak cevaplar aldığını söyleyerek, zabıtada aleyhe olan bu ifadeleri kabul edemeyeceklerini bildirmiş bulunmaktadırlar ve bu suretle cümlesi propaganda yapma fiilini kabul etmemekle konuşmalarının normal seçim propagandasını aşmayan konuşmalar olup parti programının partililere ve vatandaşlara izahın- dan ibaret bulunduğunu savunmuşlardır.

Bilirkişi komünizm propagandasının tarifini yaparken, sınıf mücadelesini istihdaf eden gayretler komünist propagandasını diğer propagandalardan tefrik bakımından kafi değildir. Bu itibarla sınıf mücadelesinden başka komünizmi memleketimiz hukukuna göre meşru faaliyetlerden alan sosyalist propagandadan tefrik için cebir ve kuvvet istimali şartı da bir unsur olarak araştırılmak lazım gelir. Tabii olarak burada mevzubahis olan cebir mutlaka ihtilal şeklinde tezahürü iktiza eden bir kuvvet istimali veya onun tavsiye edilmesi değildir. Sınıf mücadelesinin maddi ve manevi cebirle zımnen dahi olsa telkin edilmesi komünizm propagandasının teşekkülü için kafi sayılmak lazım gelir. Hatta propaganda veya telkinlerde hiçbir surette ifade edilmese bile tahakkuk ettirilmek istenen ne- ticenin sağlanması cebir ve kuvvet istimali bulunmadan mümkün olamayacak ise cebir mevcudiyetini mefruz telakki eylemek iktiza eder dedikten sonra tetkikatını yaptığı eserlerin mahiyet ve münderecatını Dr. Hikmet Kıvılcımlı tarafından neşredilmiş “Siyasetimiz Kuvayimilliyeciliğimiz” “Fetih ve Medeniyet” adlı eserler her üç sanığın eşyaları arasında bulunmaktadır. Ayrıca Dr. Hikmet Kıvılcımlı tarafından yazılmış “Siyasetimiz” ve “Kuvayimilliyeciliğimiz” adlı kitapların müsveddeleri Osman Sercan’ın eşyaları arasında bulunmaktadır. Bunların hiçbirinde müsned suçla ilgili kısımlar bulunmamaktadır diye neticelendirmekte ve diğer bilirkişiler 24.12.1959 tarihli müşterek raporlarda, “yaptığımız tetkikat sonunda hiçbir evraka rastlanmamıştır. Bütün tetkik edilen eşya ve evrakın suç ile ilgisiz olduğu anlaşılmıştır. Ancak suç teşkil etmeyen fakat sol temayülü gösteren bazı evrak da vardır” demiş bulunmaktadırlar. Yukarıdaki kriteryum muvacehesinde sanıkların durumlarını tetkik edersek görülür ki iddia makamının ileri sürdüğü şekilde sanıkların komünizm propagandası yapmak kastı ile faaliyet gösterdiklerini tespit eder mahkumiyete yeter kafi deliller elde edilememiş bulunmaktadır.

Sanıklardan Hikmet Kıvılcımlı’nın söylediği sözlerin parti toplantılarında ve muhtelif zamanlarda, seçim konuşmaları olarak yapıldığı ve ileri sürüldüğü anlaşılmaktadır. Ancak, faaliyetleri yer ve zaman gösterilerek teker teker izah edilmemiş olup esasen bu konuşmalardan bir kısmı hakkında Hikmet Kıvılcımlı aleyhine açılan mahkememizin 960/48 esas sayılı dava dos- yası neticesinde komünistlik propagandası yapmaktan Hikmet Kıvılcımlı’nın beraatine karar verildiği ve bu kararın temyiz mahkemesi ceza umumi heyetinin 12.9.960 tarihli kararı ile tasdik edildiği dosyasının tetkikinden anlaşılmış bulunmaktadır. Ve yine Hikmet Kıvılcımlı, Selahaddin Düzgün, Safiyeddin Kaya, Ahmet Cansızoğlu, Kerim Korcan ve Fatma Yalçı’nın Vatan Partisi mensubu olarak muhtelif seçim konuşmaları ile komünizm propagandası yaptıklarından dolayı aleyhlerine açılmış bulunan dava neticesinde 959/162 esas sayılı dosyada da aynı şekilde beraat ettikleri mezkur dosyanın tetkikinden anlaşılmaktadır.

Sanık Hikmet Kıvılcımlı savunmalarında daima “İZM” kelimesinden kaçtığını ve her yerde ve her zaman İZM aleyhine konuştuğunu beyan etmekte ve diğer sanıklar ile şahitler de bu ciheti teyid etmektedirler ve yine sanıklar yaptıkları konuşmaların bir seçim konuşması olduğunu ve bu konuşmaların parti programında bahsedilen hususların izahından ibaret olduğunu savunmakla olup filhakika bu konuşmalardan ve onun itibar ettiği prensiplerden bazılarına rastlanmasına mukabil batı demokrasisinin tatbik ettiği prensiplerde mevcut bulunmaktadır. Binaenaleyh bu husus sanıkların leh ve aleyhine bir delil teşkil edemez. Hazırlık ifadelerinde sanıklara sorulan suallerden biri parti kurucularından bazılarının komünistlikten hükümlü şahıslar olduğuna biliyor muydun şeklindedir. Bir kimsenin komünistlikten evvela hüküm giymiş olması mutlak o şahsın ilerde de komünizm lehine çalışacağı veya komünizm propagandasını yapacağını ifade etmez. Cemiyette şahıslar hata yapabilir, bu hatası suç teşkil ettiği takdirde adalete tevdi ve sabit olduğunda mahkum olur. Ancak, bu her zaman o şahsın aynı suçu tekrarlayacağı manasını tazammun etmez. Mesela bir cinayet mahkumunun cezasını çektikten sonra faili meçhul bir diğer cinayeti işlediği veya hırsızlıktan mahkum bir şahsın kim tarafından yapıldığı bilinmeyen diğer hırsızlıkları ika ettiği iddia edilemez. Böyle bir karinenin mahkumiyete kafi bir sebep sayılamayacağı tabiidir.

Sanıkların cümlesine komünizm propagandası bakımından isnad edilen sözlerden biri de Vatan Partisi’nin, topraksız köylüye halen toprak ağaları ellerinde bulunan arazilerden yeteri kadarı bırakılıp geri kalanını dağıtacağı ve bu partinin işçi sınıfını başta görmek isteyen bir parti olduğunu ve tefeci-bezirgan sınıfının ortadan kaldırılacağı yolundaki sözlerdir ki bunlar parti tüzüğünde bahsedilen fikirlerden olup yapılacak bu hareketlerin maddi ve manevi cebirle icra edileceği hakkında bu konuşmalardan istihraç edilen bir delil mevcut değildir. Daha evvel de söylediğimiz veçhile hazırlık sırasında dinlenilen şahıslardan bir kısmı şahit olarak bilahare ikame edilmişlerse de bunlar evvelce partiye intisab etmiş kimseler olup poliste ifade sahibi denmek suretiyle sanık olmak korkusu altında şahadetine müracaat edilen kimselerdir. Yine hazırlık ifadeleri sanıklara polis telkini ile nizamnameyi tefsir suretiyle alınmış ve bazı sanıklar hakkında da o şahsın söylediği sözlerin manası diğerine tefsir ettirilerek telkin ile zapta geçirilmiş bulunmaktadır. Bu arada İsmet Soydan’ın durumu tetkik edilirse görülür ki aleyhine şahadette bulunan Kadri Nihat Gökdere ile Doğan Yükay kendilerinin polis muhbiri olduğunu ve İsmet’in muhtelif tarihlerde vaki konuşmalarını 955 senesinden beri zabıtaya tevdi edilmiş bulunduğundan İsmet hakkında çok daha evvel dava açılması icabedeceği tabiidir. Binaenaleyh, şahit Kadri Nihat Gökdere ve Doğan Yükay hazırlıktaki bu ifadelerinin samimi olduğunu kabule imkan yoktur. Kaldı ki bu iki şahit hazırlık ifadelerinde, İsmet Soydan’ın iddia edilen konuşmalarını tamamen birbirinin aynı olan kelimelerle ifade etmişlerdir. Aradan uzun zaman geçtikten sonra her biri uzun ve alışılmamış kelimeleri ihtiva eden cümleleri her iki şahidin aynen tekrarı mantıka uygun görülmemektedir. Bu sebeple bu iki ifade sahibi dikkattir. Polisin sanıkların ve şahitlerin ağzından çıkan sözleri değil, kendi sözlerini zapta geçirdiğini göstermektedir. Binaenaleyh C. Müddeiumumisinin tecziyesini istediği beş sanık ile beraatini istediği diğer sanıkların cümlesinin polisteki ifadelerinin aleyhe olan kısımlarını kabul etmemeleri yukarıdaki izahatımız muvacehesinde makbul bir müdafaa olarak görülmüştür.

Yukarıda bir nebze bahsettiğimiz veçhile hazırlık tahkikatında yapılan bilirkişi tetkikakından sonra mahkemece yaptırılan ve ele geçen eser, risale, yazı, şiir ve eşyanın tetkiki neticesi sanıkların evrakı arasında müsned suçla ilgili ve propaganda teşkil eder hiçbir evraka rastlanmaması da sanıklar lehine bir karine teşkil etmiş bulunmaktadır. Bilirkişiler bu hususu raporlarında madde madde her eser ve yazı hakkında izahat vermek suretiyle açıklamış bulunmaktadır.

Bu durum muvacehesinde sanık Hikmet Kıvılcımlı’nın söylediği iddia edilen sözlerin komünizm propagandası mahiyetinde bulunduğu tespit edilmediği gibi Selahaddin Kaya, Ahmet Cansızoğlu ve Osman Ürgün’ün beyanları dahi komünizm propagandası mahiyetinde olduğu anlaşılamamış İsmet Soydan’ın sarf ettiği iddia edilen sözlerin bir kısmının hakikatte sarf edildikleri tespit edilememiş ve kabul ettiği konuşmaların da komünizm propagandası mahiyetinde olduğu anlaşılmamış olup, diğer sanıkların ise komünizm propagandası teşkil eder şekilde faaliyette bulundukları anlaşılamamış olduğundan cümlesinin beraatine karar verilmesi heyetimizce ittifakla tekerrür etmiş bulunmaktadır.

Sanıkların emanette kayıtlı eser, risale, evrak, yazı ve eşyalarına her birisinin suçla ilgili bulunmadığı son tahkikat sırasında bilirkişilerin müdellel ve sarih ve mahkememizce muteber kabul edilen mütalaalarından anlaşıldığından tamamının sahiplerine iadesi icap etmiştir.

HÜKÜM: Esbab-ı mucibesi yukarıda gösterildiği üzere, sanık İsmail Mıhçılar, bütün aramalara rağmen bulunup sorgusu icra edilmediğinden hakkındaki duruşmanın muvakkaten tatiline, diğer sanıkların kendilerine isnad olunan suçları işledikleri anlaşılamadığından cümlesinin BERAATLERİNE ve emanette mevcut eşyaların sahiplerine İADESİNE, kısmen talebe muhalif ve temyizi kabil olmak üzere 2/3/961 tarihinde ittifakla karar verilerek sanıklardan Hikmet Kıvılcımlı ve Ahmet Cansızoğlu, Hamdi Çapa, Suat, Abdi, Hasan Erim, Selahaddin, Muharrem, Osman, Zehra, Mümin, Mahmud, Safiyeddin, Fatma Yalçı ile sanıklardan Hikmet, Bahri ve Osman Sercan müdafii ve Safiyeddin Kaya müdafii avukat Vahdettin Barut’un yüzlerinde C.Savcı yardımcısı Hüsnü Ribar hazır olduğu halde usulen ve alenen tefhim kılındı. 2/3/961

İşbu karar sureti bilmukabele aslına uygun olup temyiz mahkemesi Birinci ceza dairesinin 7/10/961 tarih ve 2308/2719 sa- yılı ilamı ile tasdik edilmek suretiyle kesinleşen bu karar sureti sanıklardan Ahmet Cansızoğlu tarafından talep edilmiş olmakla dilekçe ile vaki talebi üzerine tasdiken kendisine verildi.

27/11/961

Yoruma kapalı.