Soruşturma: Ulusal Bağımsızlık ve Anti-Emperyalist Mücadele

Türk Solu Gazetesi yazarları ile gerçekleşen soru-cevap dizisi olan “Soruşturma: Ulusal Bağımsızlık ve Anti-Emperyalist Mücadele”de Hikmet Kıvılcımlı gazetenin 65. sayısında (11 Şubat 1968) soruları cevapladı.

Sorular:

1- Atatürkçü geleneklere sadık, gerçekten bağımsız bir Türkiye’nin dış politikasında “Yurtta sulh, cihanda sulh” şiarına bağlı olarak, bütün devletlerle ve özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği ile dostça, ama mesafeli ilişkiler politikası izlemesinin tek doğru yol olduğunu kabul eder misiniz?

Cevap: Birinci büyük eksiğimiz: Hep, en iyi bilinir sandığımız diyalektik gerçekliği domuzuna bilmezliğimizdir. “Atatürkçü gelenekler” nedir? “Gerçek bağımsızlık” nedir? BUGÜN bunlar hiç değilse doğru TANIMLANMADIKÇA dost düşman seçilemez.

İkinci büyük eksiğimiz: DIŞ politikadaki “aşırı” duyarlılığımızı İÇ politikada gösteremeyişimizdir. “Yurtta sulh, cihanda sulh”: senin benim elimizde midir, sanıyoruz? Paşa o sözü: “YURTTA ve CİHANDA” Savaş kazanılınca söylemişti. Hele, derebeyi artıklığına dört elle sarılmış bir ülkenin “YURT”undaki barış kime yarar? “CİHAN”da hangi barışa nesi dokunur?

2-Bugünkü durumda, ABD’nin Türkiye’deki vesayet niteliğinde imtiyazları devam ettiği sürece, böyle kişilikli bir dış politikanın izlenmesi olanağı var mıdır? Ve bu vesayet durumuna son verilmediği sürece U-2 olayı gibi olup bittilerin tekrarlanması tehlikesi her an mevcutken, dış politikamızı sanki yabancı etkiler dışında tayin etme durumundaymışız gibi, “Sovyetler Birliği ile Birleşik Amerika’ya karşı düşmanlık politikası takip etmeyeceğiz” şeklinde bir beyan, gerçekçi bir görüşü yansıtır mı?

Cevap: “Kişilikli dış politika”: tatlı bir esnaf kuruntusudur. Sınıflı Toplumda “KİŞİLİK” demek “SINIFLILIK” demektir. Finans oligarşimiz için “KİŞİLİK” Uluslararası Finans-Kapitalin “İmtiyazlı vesayeti”dir. Kapitalizmle Sosyalizmin arasına: Paşalar mı “MESAFE”yi koydular, “MESAFE”mi Paşaları?

Söyleye söyleye, kendimiz de inanmayalım.

3- Sayın İnönü’nün CHP Parti Meclisindeki son konuşmasında belirttiği gibi, Sovyetler Birliği yetkililerinin ABD ile Türkiye arasındaki vesayet niteliğindeki ilişkileri yok sayarak, Rusya’ya ve Amerika’ya düşmanlık gütmeme politikasını kabul etmiş olmaları ve Rusların kendi çıkarları bakımından Türkiye’de vesayet durumunu hoşgörü ile karşılamaları, meseleye Türkiye’nin ulusal çıkarları açısından bakmakla yükümlü olan biz Türklerin de bu durumu hoşgörüyle karşılamasını gerektirir mi?

Cevap: “Dilini eşek arısı soksun”: 1917 Kasımından beri uluslararası ilişkilerde “RUS” diye bir devlet yok. İçinde, bizimkinden çok sayıda, daha az “SOYSUZLAŞMIŞ” ve daha çok “SAF KAN” türk oğlu türkün cirit attığı SOVYETLER: “Mesafe”yi lafla değil “ATOMLA” koyuyorlar. Biz nemizle koruz? “Mesafe” bize konur.

Sovyetlerin “Kendi çıkarları” ile “Türkiye’nin uluslar çıkarları”: Birinci Kuvayimilliye çağında ne denli uygun idiyse, İkinci Kuvayımilliye çağında da en az o denli uygundur. Bunda “kuşku” sofizm olur.

4- Birleşik Amerika ile aramızdaki vesayet ilişkilerine son vermek ve bu ülkeyle münasebetlerimizi “karşılıklı eşit şartlar altında ilişkiler” ilkesine uygun hale getirmek için yapılmakta olan mücadelenin bizi otomatik olarak Rusya’nın kucağına atacağı, ve ilk başarılı bağımsızlık savaşını vermiş bulunan Türkiye’nin kaderinin Amerikan vesayeti ile Rus vesayeti arasında bir tercih olduğu yolundaki iddialara katılır mısınız?

Cevap: Tekrar, 180’inci kez de olsa, güzeldir: “BİZ” kimiz? Türkiye’nin Finans-Kapital plütokrasi yosması mı? O, oldu olası Emperyalizmin KOYNUNDADIR. Yok, “KUCAĞA” oturmaya alışık olanlar, kendilerini lütfen Türkiye Halkı ile karıştırmasınlar.

5- Sayın İnönü’nün son demecindeki “Birleşik Amerika ve Sovyet Rusya birbirleriyle nükleer savaşa tutuşmamayı, bütün taahhütlerin üstünde birer dikkat meselesi saymışlardır” sözleri, bir uçtan bir uca Amerikan üsleriyle donanmış bulunan bir ülkenin vatandaşı olarak, üstelik, nükleer bir savaşın ilk hedefi haline gelecek bir ülkenin vatandaşı olarak, sizce güvence sayılabilir mi?

Cevap: Sosyalizmle Kapitalizmin: “Nükleer savaşa tutuşmayı”, göze alamadıkları için yapmadıkları, yalan mı? Ancak bezirgan ekonomide (ki dünya henüz oradadır) “BİLİNÇ”: Acem Şahının vapur istimi gibi arkadan gelir. Hele Emperyalizm sağ kaldıkça “güvence”, evren güçlerinin dengesine bağlıdır.

6- Dünya tarihinde en sağlam gibi görünen anlaşmaların bile ihlal edildiği bir gerçek olduğuna göre, ABD ile SSCB arasındaki şu andaki dengenin bir gün bozulabileceğini ve bin nükleer savaşın kopabileceğini göz önünde tutarak, nükleer savaşın ilk hedefi olmak durumumuza son vermek amacıyla harekete geçmek gerekli midir?

Cevap: Bölükbaşılar bile topun ağzına bağlı Türkiye’nin “32 MİLYONLUK MEZAR” olacağını bağırırlarken, birinci problem nedir? Şudur: 30 milyarlık [milyon olacağını sanıyoruz, y.n.] DEVLET, ne Bölük Başının, ne CHP Başının değil, Finans-Kapital Başının Demirelindedir. Ve, “İKTİDAR”sız “hareket”: erkekliksiz aşka benzer.

7- Bu durumda Atatürkçü bir dış politika uygulayabilir duruma gelebilmek için, Amerika’nın her türlü imtiyazlarını kaldırmak ve bu devletle aramızdaki milli bağımsızlığımızla bağdaşmayan ilişkilere son vermek amacıyla mücadele etmek, kutsal bir yurtseverlik görevi değil midir?

Cevap: Türkiye, Sovyetler Birliği ile Birleşik Amerika arasındaki şu herşey gibi gelgeç denge sırasında, yakasını topun ağzından sıyırabilirse sıyırır. Bu AN da kaçırıldı mı? “Fehüvel Hâllâk’el baakiy:” (Ve kalıcı olan el yaratıcıdır).

8- Sayın İnönü’nün “Bağımsızlık” ve “Antiemperyalizm” şiarlarına sahip çıkan güçler için “başka maksatlara alet olma ihtimali” sözlerini kullanmasını nasıl karşılarsınız?

Cevap: Sayın İnönü’nün “Maksatlara alet” aradığı yer, Tunçkanatgilin yakaladıkları CIA-AP mektuplaşması olmalıdır. BU SURA bırakalım, bir de Washington’un Moskova’dan yakın olmadığını hatırlatsın.

 

Yoruma kapalı.