Hikmet Kıvılcımlı – Vatanları Satanlar

Sosyalist 12 Nisan 1967

27 Mayıs, suyun yüzüne hep ve yalnız “Kültür-Eğitim” konularını çıkardı. Suyun dibindeki ekonomi ve toplum trajedileri o sayede unutuldu. Unutulmayacak tek derin olay ise, Finans – Kapitalin Türk milletine ihanetini, Menderes’in şahsında kalan bir kusurmuş gibi yutturabilmesi oldu. İsrail oğulları her yıl toplanır: Bütün günahlarını ortadaki tekeye yükler, ve sonra suçlu tekeyi kesince, günahlarından kurtulurdu. DP düzeninin günah çıkartma tekesi Menderes oldu. Finans – Kapital, bir an, bütün günahlarından temizlenerek, Demirkırat’ı AP sembolü yaptı. Ve o sayede, daha teşkilâtlı, daha bilinçli sömürücülüğüne rahat rahat girişti. Buna “ÖZEL GİRİŞKİNLİK” (hususi teşebbüs) dendi.

Yumuşacık bir tatlılıkla “ÖZEL TEŞEBBÜS” deniliveren Finans – Kapital, o kanlı kansız trajedilere neden sık sık başvuruyor? Bunu, 27 Mayıs’tan sonraki ekonomik, sosyal, politik olaylardan iyi hiç bir şey açıklıyamaz.

“Türkiye Ticaret Odaları, Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları” (TTOSOTBB) (Toto Sot Bebe) diye adı satırlar dolduran İşveren teşkilâtının Başkanı Sırrı Enver Batur,15-16 Şubat günü, İskenderun’da “Dördüncü Koalisyondanberi” yapıldığını söyledi. Bölge Toplantılarından sonuncusunu açtı 5 milyon insanın ekmeğini kesen 15 Ticaret ve Sanayi Odası, 3 Ticaret Odası, 1 Sanayi Odası 7 Borsa (26 İşveren teşkilâtı) Güney Bölgesi 4’üncü kongresinde, birlik başkanı “Aziz arkadaşları”na şu yalın kat zamane olayını açıkladı:

“Günümüzde, dünya iktisadî düzeni alıştığımız iktisadî düzene nazaran çok değişiktir… Küçük pazarların yerini dev pazarlar almakta ve gümrük duvarlarının kaldırılması için dünya çapında büyük gayretler sarf olunmaktadır.”

“KÜÇÜK PAZAR” neresi? Türkiye, İran, Pakistan… ve Belçika, Fransa, İngiltere, Amerika… hep “Küçük Pazar”. İstanbul’un en bataklı “Küçük Pazar”ı gibi bir şey o tek tek kapitalist ülkeleri. Çünkü “Gümrük duvarları” ile kapatılarak dünya milletlerine birer çıfıt Getto’su haline getirilmişler. Milletlerin o boğulma duygularından yararlanmak isteyen Finans – Kapital, “Küçük Pazar”ları ustalıkla, ama milletlerin kendilerine değil. Finans – Kapitale “açmak”, milletlerarası banka ve şirket sermayesine açık pazar etmek istiyor. Batur’a göre:

“Kapalı ekonomi sistemleri, malların, sermayenin ve insanların serbestçe yer değiştirmesini, serbest rekabeti ve serbest ticareti öngören açık ekonomi sistemine gitmektedir.”

Ne demektir “Kapalı ekonomi”, “Açık ekonomi”?

Tarihte, Kapitalizmden önce KÖY ve KENT üretimi “kapalı ekonomi” idi. Sermaye o küçük kapalı ekonomileri rekabet kılıcıyla kesip biçerek, kendi alış verişine açtı. Sermayesine göre büyüklüğü değişen ülkeler ölçüsünde geniş pazarlar yarattı. O pazarların siyasal sınıflarına VATAN ve vatanlar içinde oturan modern insanlara MİLLET adını verdi. Milletleri, kendi vatanlarını öteki milletlere karşı ölesiye savunmaya alıştırdı. O zaman, eski daracık tabiî köy ve kent ekonomileri yerine geçen daha geniş kapitalist ekonomisi de, ayrı millet ve ayrı vatan gümrükleri ile sarılarak, öteki Milletlere ve vatanlara karşı bir “Kapalı ekonomi” oldu.

Bay Batur, şimdi, Milleti kapsayan Vatan adlı kutsallaştırılmış çerçeveyi “Kapalı ekonomi” sayarken bunu söylüyor. “Açık ekonomi” derken de: Vatan gümrüklerini ve sınırlarını çatlatıp yıkmayı “Küçük pazarların yerine dev pazarlar geçiyor” gibi kibar lâflar şirin gösteriyor doğrusu .Vatan sınırlarını kaldırma pazarlığı büyük emperyalistler arasında gürültü çıkarıyor. Küçük, geri ülkelere soran yok. Finans – Kapital, harıl harıl yaptığı sermaye ihracı oyunlarıyle geri vatan sınırlarını çoktan kuşa çevirdi. Sovyetler, Boğazları savunma teklifini ağzından çıkarır çıkarmaz, “Vay, sen üs istiyorsun, ha?” diyerek, Akdeniz’den Karadeniz’e, Edirne’den Ağrı Dağı’na dek baştan başa Türkiye’yi Amerikan üsleriyle süslemek bu idi. Petrol şirketlerinin Anadolu’da her köşe başına oturttukları benzin istasyonları sahiplerine ansızın Demirkırat Partiyi kurduruşları bu idi. Gidişten azıcık irkilince, düşen Menderes’in yerine B. Demirel’i aynı yola yolcu eden davranışı budur.

Onu, Türkiye işveren sınıfının sözcüsü şöyle ağdalıca özetliyor:
“Bizim bugün ANA İKTİSADİ MESELEMİZİN, teşekkül, müessese ve işletme olarak böyle bir iktisadî sisteme nasıl ayak uydurabileceğimizin teşkil ettiği muhakkaktır.”

Milletlerarası Finans – Kapital’in Türkiye’de iktidarı tutan kanadı, yâni Batur’un deyimi ile: “Sanayi Ticaret Tarım, Turizm, Nakliyecilik, Bankacılık, Sigortacılık gibi irili ufaklı işletmelerin sahipleri”, daha doğrusu “ufaklı”ları bozuk para gibi harcayan “İRİLİ” Burjuvalar, bu Vatanın sahibi biziz, diyorlar, alırız da, satarız da, ticaretimize kimse karışamaz. Çünkü:

“En büyük sorumluluğu ferd ve teşkilât olarak ÖZEL TEŞEBBÜS taşımaktadır… ÖZEL SEKTÖR memleketin bütün vergi yükünü, bütün mesuliyetini üzerinde taşıyor…”

Bir yol, işveren vergiyi, halk gibi alın teriyle kazandığından vermez: Halkı çalıştırarak veya kazıklayarak elde ettiği KÂR’ından verir. Yâni, işveren verdiği zaman dahi, vergi parası gene halkın sırtından çıkar. Ancak, Finans – Kapitalin ödediği vergi nedir? 1963 yılı Kurumlar Vergisi için beyanname verenlerin sayısı 4166, bunlardan kâr gösterenler: 2575 kişidir. Ödedikleri vergi: 375 milyon. Ama, bunun 137 milyonunu Kamu Kurumları, yâni 116 Devlet kurumu ödüyor. ÖZEL TEŞEBBÜS’ün ödediği gerçek vergi 218 milyondur. Ya ödemediği? Evet 1591 Kurumun “ZARAR” gösterdiği para tam: 720 milyon lira: Neredeyse ödediği verginin 4 katına yakın… O yıl Devlet 11.730 milyon vergi topladığına göre, ÖZEL SEKTÖR “Bütün vergi yükünü” taşımak şöyle dursun, milletin ödediğinin 53’te birinden azını ancak öder.

Vergisinin 4 katı zarar gösterip, “Memleketin bütün vergi yükünü taşır” geçinenlere, sahtekârlıkları hatırlatılınca ise, namuslarına dokunur. Bağırırlar:“Hür müteşebbislere karşı saldırmalar, son zamanlarda Millet Meclisi Komisyon müzakerelerine ve Senato kürsülerine kadar intikal etti. En büyük sorumluluğu, ferd ve teşkilât olarak özel teşebbüs taşımaktadır… Özel Sektöre kaçakçılık, Özer Sektöre çıkarcılık isnad eden arkadaşlara bu iftiralarını, kasitlerinin bütün mânâ ve şümuliyle red ve iade etmeme müsaadelerini rica edeceğim.”

Yâni, vurguncuya “vurdun” demeyeceksin: Yoksa o seni vurguncu ilân edecektir. Bu gidişe Menderes, “Nurlu İstikbal” demişti: Demirel’in Ticaret Bakanı Sadık Tekin Müftüması diye idealleştiriyor. “Ana iktisat meselemizin” Türkiye gümrüklerini ve sınırlarını Emperyalizmin dileğince kaldırmak olduğunu açıklayanlara AP Bakanı, hiç korkmayın, diyor:

“Bu idealin tahakkukunda ise, siz müteşebbis arkadaşlarımıza düşen görevin küçümsenmeyecek, her türlü isnad ve iftiralara rağmen suret’i mutlakada himaye edilmesi lâzımgelen bir keyfiyet olduğuna da inanmalıyız. Bugün Türkiye, geçmişin Türkiye’si değildir.”

Yâni, geçti Bor’un pazarı: Finans – Kapitalin âşığı cük oturdu. Bak, İsmet Paşa’ları nasıl Karma Hükûmet maşaları gibi kullanıp, ilk fırsatta Başbakanlıktan Amerika’nın bir işareti üzerine kündeyle atıverdik. Siz, işinize bakın, gümrükmüş, sınırmış aşındırın, vatanı, milleti sömürün!

“Bu gayretlerinizde, tereddütsüzce ifade edebilirim ki , Hükûmet daima, sizinle beraber, Hükûmet daima sizin yanınızda olacaktır.”

Yâni, AP Hükûmeti, dişlerine, tırnaklarına değin teşkilâtlı yerli, yabancı Finans – Kapitalin (Özel Teşübbüsün) emrindedir.

İşte: “Temel Haklar ve Hürriyetler Kanunu” çanları bunun için çalıyor. Ve siz, tarihin şu acı cilvesine bakın ki, “Kapalı küçük pazar” saydığı Vatan ve Milletin temel varlığını “Dev pazarlara açmak”, yâni milleti bütünüyle yıkmak ve satmak için hazırlanan Finans – Kapitalin, “daima yanında” bulunan Hükûmeti, çıkaracağı kanunda: “Millî bütünlüğe zarar verebilecek şekilde… Söz, Yazı, Haber, Havadis, Resim, Karikatür veya sair suretlerle örnek veren”kişileri, daha ağır ceza bulamazsa, 5 yıl,10 yıl ağır hapisle ortadan kaldıracak.

Bir milletin sağ duyusu ile bu kertede açık alay etmek.. Ancak, sırtını, Antika Tarihe ve Yabancı Sermayeye dayamışların gösterecekleri cür’et!

Yoruma kapalı.