Hikmet Kıvılcımlı – Uyarıyı, uyarmak

Sosyalist 16 Şubat 1971

Sayın Mustafa Karacaoğlu ve Tahsin Saltık oğullarımız;

1/1/1971 günlü yazınızı beğenerek okudum. Eleştiricil’siniz.

1- “TÜRK” sözcüğünü, Türkiye’de yaşıyan her yurddaşın “nüfus kâğıdı”nda yazılı “tabiiyyet” karşılığı, biraz da kimi alışkanlık olarak arasıra kullanıyoruz. Yoksa elbet bir ırk ve etnik gruba ayrıcalık vermek düşünülemez. Nitekim Türkiye’den başka yerlerde de “Türk”ler vardır, hattâ Türkiye’dekinden daha kalabalıktırlar.

2 – “KUVAYİMİLLİYE” sözü, “Halk Savaşı Plânları” ve “Anarşi Yok” metinlerinde: Birinci Kurtuluş Savaşımızın kendi kendine aldığı ad’dır. Onu, sözlük anlamına bakıp değiştiremeyiz. Kaldı ki, 1919-23 yılları Türkiye’de egemen bir yerli Finans-Kapital bulunmadığı için, Kuvayimilliyecilik deyimi Antiemperyalist savaşa pekte yanlış verilmiş bir ad sayılamaz.

Finans-Kapitale karşı savaş bir yol halk dilinde “Kuvayimilliyecilik” biçimiyle yaygınsa (ki öyledir) onu, halka İkinci Milli Kurtuluş Savaşını daha iyi kavratmak için de kullanmak, bir gelenekten olumluca yararlanmaktır. Her kullanıldığı yerde şimdiki Finans-Kapitali kendi dışına ve karşısına atmış sayılır.

Öz bakımından demokratik devrim burjuvaları da kapladığı için “Milli”den başka bir şey olamaz. Kapitalizmde Sosyal Devrim: Ne bir parti, ne bir sınıf ile olmaz bütünü ile milleti kaplamış bir bunalım ve çözümdür. Tabiî, o bunalımın içine Finans – Kapital de, “ödemiyorum, yedemiyorum!” diyecek durumuyla katılır. Ama biri kalkar da: “Madem bunalıma katıldı, demek Finans – Kapital devrimden yararlanma!” derse, aşırıca Medrese (Skolâstik) kokan bir Sofizm (safsatacılık) yapmış olur. Çünkü, her bunalıma katılan sınıf ve zümre mutlak “Devrimci” olur demiye benzer bu. Finans-Kapital, katıldığı ve sürüklendiği bunalımda tehakkümünü yitireceği için “Karşı-Devrimci” olur. Ama devrimde olur bu…

Bir sözün görünüşüne aldanmamak diyalektik maddeci metot ve mantığın alfabesidir. Her sözcüğün kabuğu içinde, hangi olaycığın yattığını bulmalıdır.

3 – “UYARMAK İÇİN” metinde 1-34 kez eleştirdiğiniz “Millet” sözcüğü için de anlatılmak istenen olaycık önemlidir. Sizin de pek güzel işaret ettiğiniz gibi, o metinde Millet: “terimsel” değil, “deyimsel” anlamına kullanılmıştır. Hiç bir Ağa’nın bulunmadığı Halk kalabalığı içinden biri kalkar ötekilere: “Hey! Millet” diye bağırırsa, bundan: “İçinizde Finans Ağası da var” anlamı çıkarılır mı?

Popüler (Halk diline yaygın) Millet deyimini, daha kolay anlaşılmak için, (bilimsel terminolojideki yerini bilmek ve dozunu kaçırmamak şartıyla) ara sıra kullanmak olağandır. Küçükburjuvazi olağanüstü millet antuzyazmlıdır. “Uyarmak için”: Yöneticisiyle, yığınıyla küçükburjuva sansasyonelliği (duyguculluğu) kaçılmaz olan TİP’lilere arasıra daha “etken” ve daha “anlıyabilecekleri” dille yazılmak istenmiştir.
Gene de “dozun kaçırıldığı” kanısında iseniz, “halkın sözü, halkın sözüdür” der, uyarınıza teşekkür eder, yanlışlarımızı düzeltmiye çalışırız.

Bir yan kalıyor. Eleştiri, Osmanlı Tiyatrosundaki ünlü: “külâhın sûreti” mi diyelim, yoksa “külâhın siyreti” mi tartışmalarıyla gülünçlüğe düşmemeli. Ne dersek diyelim: Demekle kalmıyalım. Tek tek sözcükler üzerindeki duygululuğunuzu acep, okuduğunuz metinlerdeki AKSİYON (eylem) önerileri, düşünce ve davranış problemleri üzerinde de gösteriyor musunuz? Yalnız, kâğıt üstünde, yahut ahbap çavuşlar arasında, sâde suya duygulukluktan reçetecilik peçetecilikten söz etmiyorum. Halk yığınları içinde serinkanlı, tutarlı ve sürekli örgütcül düşünce ve davranışlardan ne haber?

Canlı çabalarınızı o yönde yoğunlaştırsanız çok sevinirim.

Gözlerinizden öperim.

Yoruma kapalı.