Hikmet Kıvılcımlı – Türkiye’yi Kim Yönetir?

Sosyalist 23 Mart 1971

17 Çarşamba: İ. İ. Paşa’nın rahatladığı son 24 saat olacak mı olmıyacak mı?

1- Devlet Sermayenin Olmazsa Yok mu Olur?

Yıllar yılıdır 27 Mayıs şoku amorti ediliyor. Finans – Kapital ve Tefeci – Bezirgân çetesinin son (“demokratik” gösterilmeye çalışılan vurgun furyası ve Ortak Pazar kanalından Türkiye’yi emperyalizme toptan peşkeş çekişi, geçen ağustos ve kasım aylarındanberi ordu direnişini suyun yüzüne çıkardıydı. 9-10 Mart günleri patlama Gürler ve Batur Paşa’lar eliyle kontrol edilince, AP iktidanna “Son Türk Devletinin yok” olmaması için “son şans” verilmesini isteyen Tağmaç Paşa da öne düştü. Ve Sunay Paşa “istifasından” vazgeçildi.

İ. İ. Paşaya: “24 saati yüzyıldan uzun” getiren durum buydu. 17 Mart Çarşamba günü hangi olaylar göze çarptı?

Biri küçücük mikroskopik genç olayı, ötekisi devlet ölçüsünde büyük makroskopik (gözle görülen) ordu olayı en ilginç belirtileri verdi.

2 – Bir Adım İleri, İki Adım Geri

MİKROSKOPİK GENÇLİK olayı: 65 gündür “yakalanamayan” Deniz Gezmiş: Sıvas’ın Şarkışla’sında yakalandı. Yakalanışta kaç püf noktası yok ki? Kaçakların çarşambadan önce Ankara’darı uzaklaşmaları… Gece saat 1 sularında radyoca bir bekçi, gazetece bir polis tarafından o karanlıkta bir pikapa motosiklet yüklerken tanınmaları… “Bir iddiaya göre Gezmiş”in “Polislere attığı kurşunla Yusuf Arslan’ı yaralamış” olması… Gezmiş’in “şehir içinde tehdit ettiği bir havacı başçavuşun” önce evini basıp, sonra özel arabasını kendisine kullandırtarak “Gemerek’in Yeniçubuk akaryakıt istasyonunda” teker patlatılarak karanlık tarlalarda çifte sten tabancaları ve “bol miktarda kurşun” ile sağsalim ele geçişi…

Hep havada uçuşuyorlar: Sinekler küçük, mide bulandırıyorlar. Henüz herşey burjuva basınına verilenlerden aktarma. Değişmesi güç gerçeklik: Çocuklar leyleğin yavrusu gibi yuvadan atılmış görünüyorlar.

MAKROSKOPİK ORDU olayı: 27 Mayıs’takinin bir başka çeşidi ile, ordunun eylemi üzerine ilk ağızda gene ordu cezalandırılıyor bile. Hangi ölçüyle, niçin? Orası karanlık. 8 Paşa: 1) Kara Kuvvetleri Plân ve Prensipler Dairesi Başkanı Tümgeneral C. Gürkan, 2) Genelkurmay Merkez Daire Başkanı Tümgeneral Ş. Köseoğlu, 3) Kara Kuvvetlerinden Tuğgeneral M. A. Akar, 4) Zırhlı Birlik Komutan Yardımcısı Tuğgeneral N. Gürkân, 5) Deniz Teknik Daire BaşkanıTuğamiral V. Bilget, 6) Hava Kuvvetleri Harekât Daire Başkanı Tuğamiral Ö. Çokgör, 7) I. Ordu Komutanlığından Tuğgeneral M. Tuğcu, 8) Tuğgeneral L. Erol.

Paşaların en yüksek rütbelisi 2 Tümgeneral, 6‘sı Tuğgeneral. Hepsi genç. Ne yapmış olabilirler?… Açıklanmalı. Ama en şaşırtıcı olan gazetenin şu havadisidir:

“Bu arada Havacı Albay H. Ilgaz, komutanların ültimatomunu TRT’ye götürenlerden Havacı Albay K. Tunusluoğlu ile Zırhlı Birlikler Komutanı, ayrıca Zırhlı Birliklerden yarbay ve bâzı binbaşı öğretmenlerle, çeşitli sınıflardan değişik rütbelerde çok sayıda subay emekliye sevkedilmiştir: Ayrıca çok geniş bir atama işlemi sonunda, bazı subaylar görevlerinden alınarak, kıta hizmetlerine sevk edilmişlerdir.”

3 – Geri Tepiş Normal midir?

Sonradan anlaşıldı:

“Cuma günü saat 13’e bir dakika kala, Çankaya Köşkü’nden TRT’ye telefon edildi. Heyecanlı bir ses:
“- Muhtıranın okunmasını durdurun” diyor ve üç gün mühletten söz ediyordu.

“Fakat artık çok geçti. Haber okunmak üzereydi. Esasen Hava ve Deniz Kuvvetlerinin Genel Sekreterleri olan iki albay ile Kara Kuvvetlerinden bir paşa, muhtıranın okunmasını sağlamak üzere iç haberler merkezinde bekliyorlardı.” (D., 16/3/1971)

Daha ilk adımda “tepe” oyunu bozmak istiyor. 17 Mart’ta: “Muhtıra”yla sırf orduda devrimci kanadı oyalayıp vakit kazanılmak ve hareketi bastırmak plânlanmış. 18 Mart’ta: “Müdahale” edenlerin “lider”i rolüne giren bir “paşa,” bütün konuşulanları teype alarak, bantları tepeye götürür, yani muhbirlik edermiş. Bunlar açıklandı.

Öyleyse bu oyun, -Talât Aydemir olayı gibi,- bir provokasyon tertibidir. Maksat, ordunun devrimci gençliğini temizlemek için, hazırlıksız davranışlara kışkırtmaktır. İçlerinde devrimci maskesiyle sokulup, asıl devrimcileri avlamaktır.

Yakışır mı? Bu metotlar, Bizans çağında aylıklı askerlere uygulanırdı. Türkiye’nin halk çocukları ordusu herhalde antika istibdatların aylıklı askeri değildir. Onun yurtsever gençlerini yanlışa düşürüp ezmek, önce günahtır. Ondan sonra tehlikelidir de. Hem Ordu Görev Tüzüğüne: “Anayasayı kollama ve koruma”maddesini yaz; hem ordu anayasayı korumak isteyince Bizantizmle provokasyonlar kışkırt. Kimde kime güven kalır?

Hele anayasayı “koruma” gibi masum ve meşru bir görevi normal yoldan yerine getirmek olanağı tıkanırsa, ileride çok daha korkunç patlamalara yol açılmaz mı? Ordu oyuncak değildir. Millet: Birkaç bin parababası değildir. 27 Mayıs: O bilinci asker-sivil bütün yurttaşlar içine getirmiştir. Devrimci subay (Muhtıranın yazdığı gibi) yalnız “kuvvetli” değil, aynı zamanda “inanılır” doğrularla kanıtlandırılabilir. Yalancılığın mumu yatsıdan öte yanmaz.

27 Mayıs EMİNSU’lara geniş yararlar, hattâ imtiyazlar vermişti. 12 Mart doğru “emekliye” emekletiyor. Hem bu iş: “Önceki gün akşam üzeri ele alınmış… Dün sabah saat 12.20’de emeklilik bildirilmiş, atananlara ise,12 saat içinde yeni görevleri başında bulunmaları emredilmiştir.”

Bu işlemleri kim, nasıl yapmış: “Genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanları, durumu cumhurbaşkanı ile görüşmüştür.” deniliyor. Demek bu temizlik AP’ye “şans” tanıyan ve “istifası” düşünülen paşalarla uyuşumluca yapılmıştır.

Dahası var: “Sızan haberlere göre, emeklilik ve atanma işlemleri CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye haber verilmiş ve:” 24 saat içinde sükûnetin temin edileceği” bildirilmiştir” (Cumh. l7/3/1971).

İ. İ. Paşa’ya verilenin “haber” değil “müjde” olduğu, daha dün ağzını bıçak açmayan İ. İ. Paşa’nın CHP Ortak Gurubunda yaptığı şu muştulamadan anlaşılıyor:

4 – Eski Kurtların Antika Huyları

“Geçen 24 saat memleket için çok önemli bir devreydi… Merak ediyorduk bütün dünya ile beraber. Fakat size KALP HUZURU ile söyliyebilirim ki, bu geçen 24 saat zarfında Türkiye, millet olarak bünyesindeki sarsılmaz metanetinin bir defa örneğini vermiştir… Gerek ordunun… gerek siyasî partilerin… memlekete SAHİP olmak isteği hâkim olarak yaşamaktadır. Bugün olayların ve HAZIRLIKLARIN mahiyetini henüz bilmeksizin ÇOK İYİMSER, ümidi kuvvetli bir halde huzurunuza çıkmış bulunuyorum.”

Bu “24 saat” neydi? İ. İ. Paşa’nın 1923’ten 1950’ye dek 27 yıl iktidarda ve 1950’den 1971’e dek 21 yıl muhalefette tekrarlayıp orduya ezberlettiği: “Asker siyasetle uğraşmaz” yalanının uygulanış 24 saati idi. “En son Ankara Hava Kuvvetleri Konferans Salonu’nda” ordunun başı Tağmaç, Türkiye’de parababalarsız ve hacıağalarsız yaşanamayacağı felsefesini şu sözlerle haklı çıkardığına inanmıştı:

“Bir Afrika ülkesini yönetebiliriz, fakat nüfusu 35 milyona çıkan Türkiye’yi yönetemeyiz!”

5 – Türkiye’yi Ordu Yönetmiyor mu?
Neden yönetemezmişsiniz? 500 Finans – Kapitalist parababası ile 2000 Tefeci – Bezirgân hacıağa 35 milyon insanı sömüre sömüre dolandırarak“yönetecek”. Gereğinde 1 milyon eri ölüme seve seve yönetmeyi bilen onbinlerce yüksek öğrenimli subay, 2500 soyguncu kadar olsun milleti yönetemeyecek… Bu masala nasıl inanılır? Türkiye’de üç milyon işçi ile üç milyon çalışkan köylünün (30 milyon nüfusun) sermayeci çapulundan başka yolla yaşayamayacağı düzmecesi ezberletilerek inanılır.

AP İktidarı ile kayıkçı dövüşünde usta muhalefeti: “Bir Afrika ülkesini” yönetirce, 35 milyonluk Türkiye’yi “yönetiyor” muydu? Ordu “siyasetle uğraşmadığı” ölçüde “yönetiyordu”. Dört general kılıçları takıp geçit resmiyle Çankaya’ya “muhtıra”yı götürür götürmez, yâni “Ordu” birkaç 24 saat “siyasetle uğraşır” uğraşmaz ne “Hükûmet” kaldı, ne “Parlemento”. “Memleket” ise, dünkünden daha iyi (hiç değilse Polis dayanıklı gericíler ilericileri kim vurduya getirmeksizin) kendi kendisini “yönetiyor”. Hani parababaları?… Gölge etmesinler, halk başka ihsan istemiyor.

6 – Biraz da Halk için Yönetsin

Bu işi, hem de farkına varmaksızın, ordu yapmadı mı? Neden Türkiye ordusu Afrikalı ordulardan aşağı kalsın? Anlaşılıyor işte: Ordu olmasa, en kabadayı parababaları donlarını bağlayamıyorlar. Demek gerçekte Türkiye ordu gücüyle yönetiliyor. Demokrasi: 2500 kodamana ordu zoruyla 35 milyon insanımızı çapul ettirtmek midir? Yoksa, 1.5 milyonu örgütlü işçi olan, 6 milyon işçi-köylü üretmen yığınını, yüzbinlerce namuslu asker-sivil genç ve aydın ile bir atılışta kaynaştırıp, 35 milyon nüfusu insanca yaşatmak mıdır?

Siyaset: Dönmüş, dolaşmış, bu denli açık rakama dayanan bir denklem olmuştur. Bu denklemi, en ücra dağ başındaki karacahil çobanın önüne Koysanız, bir kaç saat içinde çözümler. Bütün mesele, ordunun, bağrından geldiği çobanla, köylü ile, esnaf ile, işçi ile kendi arasına vurguncu parababalarını “yönetici”, hattâ“şefâatçı” kılığında maskeli soyguncu olarak sokmaksızın: Halkla halk çocukları olarak başbaşa vermekten korkmamasıdır. Siyaset te budur, demokrasi de budur.

Parababalarının, siyaseti asker-sivil yurtsever aydına yasak, herkesin perende atamıyacağı bir ince kalleşlik ortaoyununa çevirişi, hep ordunun temiz vicdanını oyalamak, yiğit yüreğini çıkmazlarda bocalatmak, duru kafasını karıştırmak içindir. Ama, hakikat oportada. İktidarın Karagözleri, muhalefetin Hacıvatları, Altıkulaç Beberuhileri, Razâkîzâdeleri, Tatsız Tuzsuz Deli Bekir’leri her on yılda bir oynadıkları perdeyi yıktılar, viran ettiler. Ardından sıkıştıkça, orduyu imdatlarına çağırdılar. “Türkiye’yi yönetme” dedikleri oyun bu. Bu oyunla, Türkiye’yi bütün millî geliri kadar yabancılara borçlandırıp Amerikan üssü haline getirdiler.

Bu haydutluk siyaset midir? Demokrasi midir? Millet içinden bu sınıfın ülkeyi “yönetmesi” midir? Yoksa, yetmiş yedi buçuk yabancı casus örgütlerinin memleketi yabancı sermayeye savunmasız teslim etme yordamı mıdır? Vatanı savunmak, anayasayı kollamak ordunun baş görevi ve hakkı ise, niçin bu hak ve görev biraz da gerçek demokrasi yönünde (yâni halk için, halkla birlikte ve halk tarafından) işlemesin?

Yoruma kapalı.