Hikmet Kıvılcımlı – Sunay ve Sosyalizm

Sosyalist 20 Haziran 1967

Anayasa 97’nci maddesine göre; “Cumhurbaşkanı devletin başıdır” Ama, bu BAŞ, ne bir sultandır, ne bir diktatördür.

Sayın Türkiye Cumhurbaşkanı Bay Cevdet Sunay 27 Mayıs Devrimi’nin 7 inci yıldönümü günü verdiği demeçte, – eğer bir yanlışlık yoksa, – aynen şöyle dedi:

Anayasamız, bir zümrenin veya bir sınıfın Hakimiyet ve İktidarını öngören aşırı akımlara, yegâne Sosyalizme, Komünizme ve Faşizme Devletimizin kapılarını kapamış bulunmaktadır.

Böyle bir sözün Türkiye Cumhurbaşkanı tarafından söylenilmiş olması ilginçtir. Ancak, şimdiye dek, yukarıdaki gazete haberi yetkililerce yayınlanmadığına göre, “Bildiri” sayılan sözleri bütün eni, boyu ile incelemek her düşünenin Anayasaca yüklenmiş hakkı ve görevidir.

1. – DEVLET VE SINIF HAKİMİYETİ

Türkiye’de, her önüne gelen kişi, bir “AŞIRI AKIM” lâfı tutturmuştur. Onların hepsini sıralamak, zahmetine değmez. Sayın Sunay’ın anlayışına göre: “Aşırı Akımlar” nelerdir?

İlk cümlesinde: “Sosyalizın-Komünizm-Faşizm” diyor, sonraki cümlesinde, aradan Faşizmi çıkarıyor: “Sosyal hukuk devleti aşırı solu reddetmektir” buyuruyor. “FAŞİZM“in yerine “AŞIRI SOL“u geçiriyor.

Bu akımlar neden “AŞIRI“dırlar? Gene Sayın Sunaya göre: “Bir zümrenin veya bir sınıfın hakimiyet iktidarını öngördükleri” için sayın Sunay, pratik asker samimiyeti ile bu kanısını kesin koyuyor.

Ancak siyasal doktrinler, kişisel kanılar dışında bilimsel anlam taşırlar. Bilimsel TEORİ açısından: Sosyalizm de, Komünizm de “SINIFSIZ TOPLUM” ülküsünü taşırlar. Sosyalizm de, Komünizm de Kişi, Zümre ve sınıflar arasındaki çekişmeleri ve iktidar savaşlarını gidermek için, Sosyal Sınıfların kalkmasını amaçbilirler. Sosyalizm: yalnız Kapitalist sınıfının değil, İşçi Sınıfının dahi, SINIF OLARAK kendi kendisini kaldırması doktrinidir.

Sosyal sınıf ve zümrelerin kalktığı bir Toplumda: “Bir Sınıfın veya bir zümrenin hakimiyet ve iktidarı” kendiliğinden yok olmuştur. Anayasamıza dayanarak, Türkiye’de “Bir sınıf veya zümre hakimıyetini ve iktidarını” istemiyen Sayın Sunay, Komünizme veya Sosyalizme, hiç değilse bilim ve Teori bakımından, paralel düşüyor.

Sayın Sunay’ın, Devlet kapılarını kapamak istediği: “Zümre ve Sınıf Hakimiyeti” hangi düzenlerde vardır. “SINIF TOPLUMU” savunan düzenlerde. Sınıflı Toplum, Medeniyetle birlikte kurulmuş, batmış KÖLELİK ve DEREBEYLİK düzenlerinde, bugün hâlâ yeryüzünün üçtebirini kaplıyan KAPİTALİZM ve FAŞİZM düzenlerinde “Bir sınıf veya Zümrenin Hakimiyet ve iktidarını” savunmuştur ve savunuyor.

Sayın Sunay’ın kendi yaptığı Anayasa tanımlamasındaki mantıksal sonuç budur. Anayasamız da, Cumhurbaşkanımız da: yalnız Faşizm değil, Kapitalizminde karşısındadırlar, ve yalnız Sosyalizmin değil, AMACI bakımından Komünizmin de yanındadırlar. İnsanlar için bir Mantık ve Bilim varsa, söylenenden başka sonuç çıkarılamaz.

Öyleyse SOSYALİZM’e kapı kapamak nedir?

2. – EGEMENLİK VE ANAYASA

Türkiye Anayasası içinde, hemen her HAK bir KANUN’la kısıtlanır. Örneğin: “Özel hayatın gizliliğine dokunulamaz” (Anayasa, mad.15) denir ardından: “Hâkim kararı olmadıkça” kaydı düşürülür. “Herkes seyahat hürriyetine sahiptir” denir: ardından, hemen: “Bu hürriyet kanunla düzenlenir” şartı koşulur.
Böyle “Şartlı, kayıtlı“, yâni kanunla kısıtlı bulunmıyan pek seyrek Anayasa haklarımızdan birincisi: “MİLLET EGEMENLİĞİ hakkıdır:

EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ TÜRK MİLLETİNİNDİR!” (An. M. 4)

Demek, her kim olursa olsun, hiç kimse, ve hiç bir kanun Türk milletinin egemenliğine. karışamaz. “EGEMENLİK” yeni lâf: DEVLET KURMA, yolu ileİKTİDAR ve HAKİMİYET sürme demektir. Bugün yeryüzünde iki çeşit İktidar ve Hakimiyet var: Sosyalist iktidar Kapitalist İktidar. Türk Milletinin Egemenliği şartsız ve kayıtsız ise, (ki öyledir, Anayasa yazısıdır), Türk Milleti bu egemenliğini isterse SOSYALİST düzenle, isterse KAPİTALİST düzenle yürütür. Hatta, yukarıki Anayasa hükmüne kalırsa, Türk milleti Faşist veya Komünist bir İktidar dilese o İktidarı şartsız kayıtsız Hâkim kılmak Milletin bileceği iştir.

Öyleyse, Doktrin yasakları nereden çıkıyor?

Eğer, Toplumumuzda herkesin çıkarı ve durumu bir olsaydı, insanlarımız madde ve mânâca mutlak eşit kişilerden ibaret bulunsaydılar. Millet egemenliği ve sonuçları tam yukarıda söylediğimiz gibi olurdu. Ne var ki, Türkiye modern bir ülkedir. Modern Toplum birbirlerinden ayrı ve çoğu zıt çıkar ve durumda bulunan Sosyal sınıf ve zümrelerden derleşiktir. Bu insanların Toptan egemenliği, kurtla kuzunun ortak hakimiyetine döner: yarıcı ile ağa, İşçi ile patron çıkarları ve durumları birbirinin tıpkısıdır, hepsinin oyu birtek partidedir denemez. Denirse, DP’nin son günlerde uğradığı “sandıktan çıkma sarhoşluğuna düşülür. “Milli egemenlik“, bir oligarşının “kayıtsız şartsız egemenliği” kılığına soysuzlaşır:

Onun için, bir Mutlak Millet Egemenliği vardır, bir de o Egemenliğin İzafi Kullanılması vardır. Egemenliğin Kullanılmasındaki izafılik, Anayasamızda:

1- Teorik Prensip,
2 – Pratik Uygulama metodlarına bağlandı.

l. TEORİK PRENSİP

Egemenliğin kullanılması; hiç bir suretle bir kişiye (örneğin: Cumhurbaşkanına), Zümreye (örneğin: tefeci – bezirgân – fınans – kapitalistler topluluğuna) veya Sınıfa (örneğin: Kapitalist sınıfına) bırakılamaz.” (An. Mad. 4)
Buna DEMOKRASİ prensibi diyoruz. Kapitalistler zümresi azınlığın azınlığıdır.

Ona rağmen, bu zümre elinde: SERMAYE gibi, bütün başlıca üretim ve ekonomi temellerine egemen olmuş bir muazzam silâhı tutar. Bu silâhla, bütün insan yığınlarının hem rızıklarını, hem alınyazılarını kesip biçer. Bu yaman ekonomik ve politik ve kültürel gücünü, onlardan daha yaman teşkilâtçılık gücüyle kaynaştırarak, Kapitalist demek millet demektir durumuna gelebilir. O yoldan, kendi sınıf veya zümre egemenliğini, millet bütününe kabul ettirerek, öteki sosyal sınıf ve zümreleri hiçe sayabilir.

Saysın, denilecek. Mâdem ki milleti toptan kandırmış, elbet onun dediği olur. İşçilerin, köylülerin hakları mı. Gözlerini açsınlar, haklarını arasınlar… Ne var ki, bir tek zümrenin tahakkümü, yalnız halk için kötü olmıakla kalmaz, Finans-Kapitalist zümrenin kendisi için de çok tehlikelidir. Biriken hoşnutsuzluk bir gün ansızın altüstlüklere kapı açar. Türkiye denli dünyanın en nemelâzımcı ülkesinde bile 27 Mayıs patlar. Bunda, belki ezilen sınıflar ayaklanmış dahi olmaz. Gene de, egemen çevrelerin en çok güvendikleri Ordu, sandıktan çıktığı ile övünen DP iktidarını yıkmak zorunda kalır.

O yüzden, akıllı kapitalist sınıfı, yalnız sömürücü sınıfların “Kayıtsız şartsız egemenliğini” sağlamakla, önce kendi ömürlerini kısaltacaklarını denemiş ve kavramıştırlar. Yeryüzünde bütün FAŞİST düzenlerin (Musolini, Hitler, Mikado’ların) başlarına gelenler bunu ispatlar. Portekiz’de Salazar, İspanya’da Franko hâlâ.yaşıyorlarsa, kendi kapitalistlerinin zorbalığı sayesinde değil, İngiliz ve Amerikan Emperyalizmlerinin burjuva demokrasilerine dayandıkları için yaşıyorlar.

Bu bakımdan en çok kapitalistler, her ülkede bir çok partilerin savaşmasını en büyük garanti sayarlar, ve sosyalist partileri, bir ülkede Faşizmi yaşatmadıkları ölçüde, o ülkenin kapitalizmini yaşatmış olurlar, gibi bir paradoksla karşılaşılır.

2. PRATİK UYGULAMA

Kapitalizmde Sermaye egemenliğinin halkı isyana götürmemesi için, Finans-Kapitalistler dahi kendi sömürü ve baskı eğilimlerini kendileri kontrol etmek zorunda kalırlar. Bu kontrolu sonradan kendileri isteseler ve sıkışsalar bile bozamıyacakları bir sağlam kazığa bağlarlar. Buna ANAYASA denir.

Sınıf Hâkimiyetini mahkûm yığınlara kolayca kabul ettirmenin en sınanmış ve en becereklice pratik yolu, sınıf iktidarını Anayasa hükümleriyle çerçevelemektedir. Modern toplumda işçi sınıfı kadar dinamik bir sosyal güç geliştikçe, 99 kişiyi 1 kişinin kafadan silâhsızlandırılmış kölesi halinde kıyamete dek tutmak tehlikeli hayâl olur. İktidar yolu her sosyal sınıf ve zümreye açık tutulduğu ölçüde, develere verilecek birer tutam otla hendekler atlatılır.

Onun için, Anayasa: “Hiç kimse ve Organ kaynağını Anayasadan almıyan bir Devlet yetkisi kullanamaz.” (Mad. 4) der. Buradaki ORGAN içinde: En Başta Bakanlar ve Hükûmet gelmek üzere kanun koyucu Millet Meclisi de vardır. HİÇ KİMSE içinde: En tepedeki en yüksek devlet yetkilisi cumhurbaşkanı da vardır.

3. CUMHURBAŞKANI’NIN YETKİSİ

Anayasa 97’inci maddesine göre: “Cumhurbaşkanı devletin başıdır.” Ama bu BAŞ ne bir sultandır, ne bir diktatürdür. gerçi: “İşlemlerinden sorumlu değildir.” (Anayasa, Mad. 98) Ama, bir sorumsuzluk, dilediği fermanı buyurmak anlamına gelmez. Tam tersine, cumhurbaşkanının her adım atışında ne denli kısıtlandığını gösterir. Şöyle ki:

1- Cumhurbaşkanı her kararını: “Kanunlar çerçevesinde” (Anay. Mad. 6) alır. Kanuna uymakta cumhurbaşkanı ile herhangi bir köylü veya işçi vatandaş mutlak surette eşittir.

2-Cumhurbaşkanının: “Partisi ile ilişiği kesilir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sıfatı sona erer.” Yâni, alelâde bir milletvekilinin, kanunlar ve mahkemeler önünde bir dokunulmazlığı vardır. cumhurbaşkanı milletvekili dokunulmazlığından yoksundur. Alelâde bir işçi veya köylü, dilediği partiye girip siyasî haklarını tepe tepe kullanabilir. Cumhurbaşkanı bunu dahi yapamaz.

3 – Cumhurbaşkanının: “Bütün kararları Bakanlarca imzalanır.” (Anayasa, Mad. 98). Hiç bir kararı, iktidardaki bir Parti Bakanının yazılı imzası olmaksızın alınamaz.

Görüyoruz, Millet işlerinde ve Politikada Türkiye Cumhurbaşkanı basit bir işçi veya köylü kadar olsun serbest değildir. Sorumsuzluğu ondandır. Onun için Demokratik Cumhurbaşkanları, düşünce ve davranışlarını açıklamakta çok nekez olurlar. Bizde rahmetli Cemal Gürsel’den kalma bir anı var: cumhurbaşkanı, dilinin ucuna geleni babacanca ortaya atardı. Ancak Gürsel Paşa: İhtilâlle başa geçmişti, ayrıca hem cumhurbaşkanı, hem Hükûmet Başkanı, hem Milli Birlik Komitesi Başkanı idi. Sunay Paşa bir partilerarası kombinezonla cumhurbaşkanı olmuştur. Bütün partilerden ve yurttaşlardan çok Anayasanın ÖZÜ ve SÖZÜ ile kayıtlı ve şartlıdır. Hukuk örneği olmak zorundadır.

4. “AŞIRI” DEYİMİ “HUKUK”  ANLAMINI ÖLDÜRÜR

Sayın Sunay: “sosyal hukuk devleti vasfı, aşırı solu reddetmektedir.” buyurmuş. Gönül, bu sözün gazetelerce yanlış yazılmış olmasını isterdi.

HUKUK DEVLETİ” nedir? Yalnız bizimki değil, her devlet, oluşundan bir hukuk devletidir. Hukukun olmadığı yerde devlet olmaz. Ancak, aşiret teşkilâtında devlet bulunmadığı için, hukuk da yoktur. Bizde henüz aşiretler yaşadıkları için olacak, hukuksuz devlet bulunabileceğini düşünenlere şaşmıyoruz. “Hukuk Devleti” sözü, Mantıkta “İlke dilekçesi” denilen şeydir.

Hukuk nedir? Tereddüde kapı açmıyacak açık seçik, sarih ve mutlâk, bilimcil hükümlerdir. “aşırı” nedir? Kişinin ölçü ve çapına göre değişen, sınırı belirsiz, izafî, edebî bir sözdür. Aşırı ile hukuk yan yana geldi mi, ortada hukuk kalmaz. Örneğin: Türkiye’de bir bankaya 100 lira yatırıp, yıl sonunda 135 lira isteseniz: Aklınızı oynatmış kadar “aşırı” bir dilekte bulunduğunuzu söylerler. Aynı banka, size 100 lira kredi açtı mı, yıl sonu sizden 135 lirayı (faiz ve komisyon ve masraf olarak) rahatça alır. Sizin 135 lirayı “aşırı” buluşunuzu akılsızlığınıza verir. Para ve rakam gibi elle tutulur maddi olaylarda bile böylesine anlamsız kalan aşırı sözcüğünü, düşünce ve siyaset olaylarına uyguladık mı, kolayca gülünç veya korkunç sonuçlara düşebiliriz.

Milyonerlik, işçi için aşırı, Patron için değildir. Bir “Mülk” bir kişinin ya hakkıdır, ya değildir. “Aşırı hak“, edebiyat olur, kanuna giremez. Bir Hâkim: “Hırsızlık yapma” diyebilir, “Aşırı hırsızlık yapma” dedi mi gülünç olur: Hukuk dışına çıkmıştır. “sol” da öyledir. Bir gerici parti başkanı “Aşırı sol” diyebilir. Partisinin adetidir. Cumhurbaşkanı: “Tarafsızlıktan ayrılmıyacağıma namusum üzerine söz veririm” (Anayasa, Mad. 96) diye yemin etmiştir. Bu yemin, milletin içinde hiç bir partiyi ve eğilimi tutmıyacağı anlamına gelir. Kanunda açık seçik (sarahaten) “SOL” nedir? tarif ve tekvin edilmedikçe, solun ne aşırısına, ne ortasına, ne eksiğine devlet kapısını kapayamaz. Türkiye’de henüz hiç bir kanun solun ne olduğunu bile açıklamamıştır.

5. DÜŞÜNCE VE PROPAGANDA KAYITSIZ ŞARTSIZ HÜRDÜR

Demokratik millet egemenliği: Millet içinde en azınlığın azınlığı kalan kümelere dahi yaşama, düşünme ve davranma hakkı tanımaktır. Türkiye’de Finans-Kapitalistler 3000 kişide 1 kişi olduklan halde, en aykırı düşünce ve davranışlarını, beğendikleri bir sürü partilerle doğru imiş gibi millete kabul ettirmesinidemokrasi sayesinde beceriyorlar. Millet içinde onlara karşı yeni bir eğilim ve düşünce doğdu mu, o düşünceyi kendi çıkarına ve durumuna elvenşli bulan ve sosyal küme insan bilinçlendi demektir. Bunu yasak etmek, Finans-kapitalin bindiği dalı kesmek, demokrasiyi kaldırmak olur.

Millet egemenliğini nasıl kullanacaktır? Düşünüp oy davranışını göstermekle. Doğru veya iğri her düşünce milletin önüne çıkarılmazsa, millet neyi seçer? Millet egemerıliğini lâftan ibaret bir yalan olmaktan kurtarmak için anayasa, hiçbir kanunla dahi kısıtlanamıyacak ikinci büyük HAK olarak “Düşünce Hürriyetini” koymuştur. 20’inci Maddesine göre: “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir; düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim ile veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklıyabilir ve yayabilir.

Görüyoruz anayasa, düşünce “Aşırı” mıdır, yarımyamalak mıdır? Ona bakmaz. Millet önünde tarafsız görünmek için, hem SOSYALİZMİ, hem FAŞİZMİ yasaklamakta yetmez. TCK. Maddeleri sosyalistlik ve anarşistlik kadar faşistliğe, halifeciliğe, diktatörlüğe karşı da hükümler taşır. Bildik bilesiye, bir tek mahkeme, bir tek faşisti, düşünce ve davranışından ötürü suçlamadı. Her madde de, içlerinde tasrih yapmadıkları komünizme karşı sayılarak, her türlü sosyalist eğilimleri cehennem işkencelerine uğratmak için bir kıyma makinesi gibi kullanılıyor. Hiç bir kanunda “KOMÜNİST” kelimesi yoktur. Bütün ülke komünist zılgıdı altında titretilir. Amerika’ya kul olmayınca, İnönü’ye de komünist damgası rahatça vurulabiliyor.

“Madde 8. – Kanunlar, Anayasaya aykırı olamaz. Anayasa hükümleri yasama (Millet Meclisi), yürütme (Hükümet) ve yargı (Mahkeme) organlarını, idare makamlarını (Bütün memurları) ve kişileri (cumhurbaşkanından en basit İşçi ve köylü kardeşe dek herkesi) bağlıyan temel HUKUK kurallarıdır.
Kim okur, kim dinler. Göğüslerine “SAĞ” yahut “SOL” etiketlerini yapıştımıış bütün siyasi partiler, boylarına uygun kovalarını “AŞIRI” çamuru ile doldurmuşlar: Birbirlerine ve halka sıvamakla geçiniyorlar. Başbakanı “Aşırı” avında, sağcısı, solcusu. lideri, avukatı, “AŞIRI” avında, yarışıp günlerini gün ediyorlar. Hepsi üzerlerine aldıkları görevlerini yapıyorlar.

Tarafsızlığa tek yeminlimiz sayın Sunay, en yoksul köyümüzün çocuğuydu. En yüksek kumandanlığa ve devlet bâşına dek her şeyi denedi. Rica edelim. 3.000 kişide 1 tek kişi sayılan Finans-Kapitalistin Türkiye’mizi dünyanın en geri durumuna sokmasından daha “AŞIRI” şey görmüş müdür? Ona hayât (sömürme) hakkı tanıyan anayasa dışı kanunlar da bile anlamı açıklanmamış suçlamalar, yapılmasın. Madem ki, sayın Sunay’ca da: “Bir zümrenin veya bir sınıfın hâkimiyet ve iktidarını öngören aşırı akım“dır, konu o açıdan aydınlatılsın. En AŞIRI karanlık bu noktada kuyulaştırılmasın.

Yoruma kapalı.