Hikmet Kıvılcımlı – Sosyalizm’de Başsız Develik

Sosyalist 29 Aralık 1970

Küçükburjuva Salıncağı:

Türkiye’nin sağı, solu çeşitli başsız-develiklerle dolu olur da, Sosyalizmi bundan kurtulur mu? Yeter ki olaylara azıcık içyüzünden ve sonuçlar açısından bakalım.

“Başsız-develik”; Küçük burjuvazinin, yahut ilkçağ (aşiret), ortaçağ (derebeği) kalıntılarının tutumudur. Modern büyük burjuvazi, her zaman başlı devedir. Hemen, bir soğan ya da sarmısak başı olsun bulamazsa yaratır, onun çevresinde derlenip eyleme geçer. İşçi sınıfı da öyle:Derleşik ve disiplinli yürür. Bu davranışlar, modern üretimin ruhlara dayattığı sosyalleşme gidişinden ileri gelir.

İki modern sosyal sınıf dışındaki bütün sosyal kümeler, başsız-develiğe bayılırlar. Çğinkü onların bağımsızca bir baltaya sap olmaları, toplum çelişkilerine temelli çözüm getirmeleri, yahut o çelişkileri süreklice kontrol edebilmeleri olanaksızdır. O nedenle bir uçtan öbür uca sallanarak bocalarlar. Onların görüş ve davranışları: ilerlemek değil, yerinde sayıyor görünmemek için heyacanlı salıncak safaları ile kendilerini de, başkalarını da şaşkına çevirmektir. O zaman keyiflerine pâyân yoktur.

Başsız-Develiğin Çürük Çelişkisi:

Başsız-develik içinde iki zıt kutup vardır: Anarşi ile oportunizm nasıl birbirinin ters – yüzü iseler, tıpkı öyle, başsız– develikle müstebitlikte biri ötekisine kolayca dönüşüveren birbirinin kaçınılmaz tersi yüzüdürler. Üretmenciğin kendi tarlacığı ve kendi dükkâncığı: Hem gerçekte yoksulluğunun bağlayıcı zinciri olarak hiç‘tir, hem de “kâinata metelik vermemek” için dayandığı bireycil ve kişicil kuruntularının tükenmez hazinesi olarak hep‘tir.

Onun için, sık sık belirtilmelidir. Başsız-develiğin çıkmazı, birbirini çürütüp, her şeyi tuzbuz ederek yozlaştıran iki ayrılışmaz hezeyanda toplanır: Otorite düşmanlığı + otorite megalomanlığı! Bu iki zıt kutup birbirini çelmeleyerek bir arada bulunurlar. Ama, modem sosyal savaşın gerçekliğine şaşı baktıkları için, diyalektik “çelişkilerin bir arada bulunuşu” gerçekliğinden ve yaratıcılığından fersah fersah uzak kalırlar.

Bugün Türkiye sosyalizminin başsız-develiği: Öyle dekadan Zâloğlu Rüstem gösterişli bir salıncak yellenmesidir. Bir yanda bilimcil sosyalizmin en yaman formüllerini uluorta harcayan otorite megalomanlığı ile kimseye söz söyletmez. Ötede, bilimcil sosyalizmin en alfabetik prensiplerini, ânın gereklerini, derleniş kurallannı kahramanca çiğneyerek, her türlü otorite düşmanlığı ile en açık bozgunda zafer havası çalar. Bu tutum onu ölüm salıncağına acemice binmiş tehlikeler canbazına çevirir.

Başsız – Develiğe dizgin: Proletarya Partisi

Başsız develik niteliği sakın şu veya bu kişinin manyaklığına bağlanmasın. O zaman problemin bütün sosyal belirliliği silinmiş olur. Başsız-develik: Senin-benim-onun kişicil hastalığı değildir; bizim-sizin-onlann… Hepimizin sosyal ölçüde bireycil eğilimimizdir. Onun için, kişileri kulağından tutup teşhir etmek,bir örnek vermekten başka sonuç veremez. Aydın veya loş küçük burjuva eğilimi olarak başsız-develik eğilimlerimizi olaylar içinde yakalayıp oldukları gibi çarmıha germek gerekir.

Sosyalizmimizin başsız – develik eğilimine en son ve en somut örnekler, siyası iktidar savaşı yapacak gerçek bir proletarya partisi probleminde ortalığı kaplayan düşünceler ve davranışlardır… Mesele olağanüstü körkörüne parmağım gözüne oportoda besbellidir. Oportunizmler de, revizyonizmler de, anarşizmler de, absolutizmler de, ekonomizmler de, otzovizmler de, likidasyonizmler de, menşevizmler de.. Hep açık, somut bir parti programı çevresinde, sınırları bıçak gibi kesen bir parti tüzüğü çerçevesinde, başı kıçı belli, önü sonunu tutan bir gidişle hizâya gelmemek, saf bağlamamaktır.

Bu insanı umutsuzluğa düşürecek kertede tartışılamaz hakikat önünde patlak veren tartışmaların sonsuzluğuna ve sözde daha iyiyi bulmak için hiç bir şey yapmamaktan da kötü: Her şeyi yapar ve her şeyi düşünür görünmelere bakın. Bu kargaşalık karga derneğinde, kişi olarak, elbet çok iyi maskelenmiş CİA ajanlarından başka kimseciği parmakla suçlu göstermek büsbütün güçleşiyor.

Aybarizm’in TİP’e Kötülükleri:

TİP içindeki “sosyalizm”in düşünce ve davranışları ayrı bir konudur. Onun reformizmde ortanın solundan geri, sendikalizmde ve parlemantarizmde 100 yıl önceki Bemstein’lardan, Kautsky’lerden ileri yanlan: Kapalı ve kaypak bir kutu içinde “Sakal’ı Şerif” gibi saklanmak isteniyor. Yalnız “inanmış” saydıkları“sâdık kullar”, o da şâyet “abdestli” iseler, TİP’in ideolojik “yamalı bohça”sına yaklaştırılıp, içindekiler -olduğu gibi gösterilse ne iyi- istenildiği gibi anlatılıyor.

TİP’te program ve tüzük var. TİP program ve tüzüğünün: Bilimcil sosyalizm ile ilişkili olmadığını herkes kadar TİP ideolokları da bilmezler mi? Buna inanılamaz. Çünkü TİP’in tüzüğü de, programı da: Henüz TİP için de “sosyalizm” sözcüğünün yasak edildiği günlerin ürünleridir. O sinik davranışın program ve tüzüğü, ister istemez silik düşünceler karalaması olacaktı. Buna kimsenin bir şey dediği yok.

Ancak, bütün insanlık gibi işçi sınıfı için de gelişim önüne geçilemez bir gidiştir. Bugün hiç kimsecikleri beğenmeyen Çin devrimciliğinin lideri Mao bile, daha gerçekçi olduğu günler: ütopik sosyalizmden, anarşizmin babalarından, hattâ burjuva radikalizminin kırıntılarından yola çıktığını itiraf etmiştir. TİP’in de, emekleyen işçi sınıfı ideolojisi olan ütopik sosyalizmi olsun çarçabuk bilincine çıkarması, artık birinci görevi olmalı değil midir?

Bu görevin ilk adımı elbet TİP program ve tüzüğünün düzeltilmesini yapmaktır…TİP program ve tüzüğünün düzeltilmesi ise, ancak şu kısacık TİP tarihçesini, çok uzun ve nankör Türkiye sosyalizm hareketinin tarihi ışığında eleştirmekle değerlendirilebilir. Düne dek TİP’te başı çeken Aybarizm’in bütün marifeti, o eleştiriden kaçmak olmuştur. Bunun için Aybarizm’in tuttuğu en kestirme yolu (yahut çıkmazı) bilmeyen kaldı mı? “eskilerin kursağı” ve “yeni sosyalizm”, ve ilh…

O çıkmaz yol, yalnız Aybarizm devesinin boynunu kırmakla kalsaydı, kendi düşen ağlamaz, hatta hak yerini buldu, denir, geçilirdi. Aybarizm TİP’in primitivizmini (program ve tüzük ilkelliğini) dondurup ebedileştirmekle, TİP’i başsız deveye, düşüncesiz davranışlara çevirmek istedi. Bu savrukluğunda epey“başarı” da kazanmadığı söylenemez. TİP’i “dokunulmaz” tabu yapmak canlandırmadı… “dokunulmaz” olan Hint paryalarına çevirdi. “Ne kendi eyledi rahat, ne TİP’e verdi huzur!”

TİP’in Tersine Arınımı:

Bugün TİP için gereken nedir? Ortaçağ zırhlarını andıran ilkel program ve tüzüğünün kabuğu içine kaplumbağaca çekilip kapanmak değildir. Aybarizmin, kimi romantik edebiyat kahramanlıkları uğruna abarttığı “deve kini” de olmamalıdır. Ne yazık ki son TİP Kongresi, Aybarizmin kendisine de iyilik getirmeyen o iki hastalığının izlerini silemedi. TİP’in teoride ve pratikte paryalaşmasına, esnaflaşmasına varan sözde “dokunulmazlığı”, halktan kopuk biçimcil tabelâ partisi olmasına varmamalıdır. TİP’te Dünya ve Türkiye sosyalizminin tarihine karşı “kan dâvası” güdülmemelidir.

Kongre bu iki yönde hiç bir ileri adım atamadı. Yangından mal kaçırırca, statükoyu koruma gösterili tutalaklığı bir zafer sandı. Biraz olaylarla göz göze gelinse, o “zafer”ciğin aldatıcılığı anlaşılır. Bütün tarafların başsız develik yarışına kalkmaları, ortadaki bozukluğa ve bozguna bir zafer kaftanı giydirdi. TİP’in sendikalizm ve parlemantarizm esnaflığı: “Tezgâh kurtuldu” diye öğündü… Şimdi ne Hint Kumaşları dokunacağı üzerine yeşil umutları hülyâlaştırdı.

Önce bu bir zafer ve başarı değildi. Biçim bakımından zafer olmadı. Çünkü, karşıdakiler başsız develikten birân sıyrılabilmiş olsalardı. Sonuç tersine dönebilirdi. Sonucun şimdiki yüzü ise, öz bakımından daha acı bir yitiridir. Yüze yakın TİP delegesinin kendiliğinden intihara itilmesi, TİP için gerçek bir kazanç sağladı mı? Hayır. Aybarizmin deve kinine yem oldu. TİP’in içinde gerçek proletarya çoğunluğunu geliştirmedi. Birçok eksiklikleri yanında, TİP’in sendikalist ve parlemantarist yanlışlarına panzehir olabilecek bir avuç devrimciyi kaçırttı. “Kaçmasalardı” ayrı konu…

“Bir çok tutarsız, heterojen karışıklık çıkarıcıdan partiyi arındırdık”, denecek. Bu arınmanın, Darvinizmdeki olumlu arınım, doğal seleksiyon olup olmadığı bugün belki tartışılabilir. Şimdilik görünebildiği kadarıyla, belli olan şey: TİP’in Aybarcı tezlerine tâvizler sunulduğudur. Bu tutum, yetiştirilip yararlanılabilecek olan devrimci ortamla kopuşmaktır.

O haliyle kopuşmalar, her iki yan için de, tersine arınım, tersine doğal seleksiyon yaratmaya daha elverişli düşmüştür.

Esnaf Tezgâhını: Hamamın Namusunu Kurtarış

Beride asıl öğünülen olay yürekler acısıdır. “tezgâhı kurtardık, artık kumaş dokuyacağız” sevinci, bize tarihten hiç ders almamak gibi geliyor. Bütün dünyanın esnafları, zaman zaman modern makinaları kırıp dökerek, çok “tezgâh” kurtardılar. Bırakın Anadolu’nun Tefeci – Bezirgân yuvası örümcekli kasabalarında büyük kapitalist rekabetten “kurtarılan” zavallı tezgâhlarını, koca İstanbul’un, son model milyarlık tekstil büyük sanayi işletmeleri yanında bile, ne esnaf tezgâhları “kurtarıl”mamıştır ki?

İnsan o kırık pencereli ayaz izbelerde, tahtalıköye veremli kafileler hazırlayan yel değirmeni, hatta taşocağı günlerinden kalma “tezgâh”ları “kurtulmuş”gördükçe, ağlayası oluyor. “Kurtulmaz olaydı” diyeceği geliyor. Oralarda kanteri döken esnafcıklara bakın: Hepsi Bayan Boran’lardan daha içtenlikli bir temkinle, tezgâhlarının başında “kapitalizme” candan meydan okumaktadırlar. Ne yazık ki, bu kahramanlıklar, Donkişot’un yeldeğirmenine saldırmasından başka sonuç vermemektedir.

“Kumaş dokumak” mı? Evet. Niçin dokumasınlar? Tarihin dillere destan olmuş “Hint Kumaşları”, antika şiirleri kaplayan “Keşmir Şalları” hep o arkayik, arkeolojik “tezgâhlar”la dokunmuştu. Hâlâ da dokunmaktan geri kalmıyorlar. Ne var ki, bu çeşit dokumacılık direndiği ülkeleri kapitalizmin birer sömürgesi yapmaktan başka “yararlık” gösteremiyorlar. Çünkü o küçük esnafların ilkel “tezgâh”larda kan kusarak dokudukları nesneler, bir kaç eksantrik emperyalist turistin: “Şam işi, Arap işi” bir armağan olsun diye pahalı dövizle ucuza aldıkları “kelepir eşya”dan öteye geçemiyorlar.

Sakın TİP “tezgâh”ının “kurtarılışı” ve “ne kumaşlar” dokuyacağı öğünüşü Bâbil artığı ezeli politika esnaflığımızın gene, hep o: “Balkanlarda bir tane” son model ütopyası olmasın? Bn. Boran’ı, içinin en gizli yerirıdeki, yeni açmış dükkâncı “esnaf”çık şeytanı söyletiyor. Kendisini son kez, son kertede bir daha yanıltıyor. Bitpazarından, Finans-Kapital madrabazlığının “garanti” ettiği müzelik “tezgâh” ne kurtulucu, ne kurtarıcı olabilir.

Proletarya Partisi: Ne İthal, Ne Kaçak Malı Olamaz

Üç buçuk milyonluk modern Türkiye işçi sınıfına, sendikalizm ve parlemantarizm eskisi “tezgâh” da, Mahmutpaşa seyyar satıcılığına gönüllü“tezgâhdarlıklar” da yeterli, karın doyurucu olamaz. Yanlış anlaşılmasın. Finans-Kapitalin azdırdığı Tefeci-Bezirgân ortamındaki bütün siyaset esnafları için parti bir “tezgâh” sayılır. Proletarya partisini öyle vurguncu tezgâhtar saygısızlıklarından koruruz, sakındırırız.
Politika bezirgânlarımızın ve esnaflarımızın bir kökten yanılgıları da, bu partiyi tezgâhla karıştırmaktan çıkar. Onlara göre parti hazır bir kurulu tezgâh olunca, onu “edinmenin” yolu açıktır. Türkiye’de ancak, kalitesiz esnafın uydurduğu müzelik tezgâhlar yapılabilir. Aristokrat Amele sendikacıların kurdukları TİP tezgâhı beğenilmiyor mu? Kolayı var.

Komprador ithalâtçıya, bütün sermaye varımızı yatırırız. O bize Avrupa’nın en son sistem tekstil makinesini getiriverir. Yahut, yad illerde Veysel Karâni olmuş sürgündeki eş dostla, kaş göz arası bir kaçak dokuma tezgâhı sokuştururuz ülkemize. İstediğinden âlâ Hint kumaşlarını dokuruz ki, feriştahın şaşar!.. Ne dediğimiz anlaşılıyor mu? Proletarya partisini öyle İthal malı, yahut Kaçak eşya gibi Türkiye’de hangi kapitalist, yahut küçükbuıjuva açıkgözü olsa yaratır ve işletiverir kanısını yayarlar.

Bu olmaz canım. Olamaz. Çünkü basit çelikten bir tekstil fabrikası bile, ithal edilse, kaçak gelse dahi, önce bir makine uzmanlar ekibince kurulur ve önceden yetişmiş kalifıye işçilerle işletilir. Orasını bırakalım. Proletarya partisi ithal veya kaçak bir mekanik avadanlık değildir. Her ülkenin kendi toprağından fışkırırsa doğar, kendi insan ilişki ve çelişkileri ortamında gelişir. Dışandan aktarma parti, en az elli yıl gerimizde kalmış, en acı trajedilerimizden biridir. Aynı 50 yıl süreden beri ise, sosyalizm her biçimi ile gelişedurmuştur.

O yarım yüzyıllık denenmiş teorik, pratik girişimlerle ve girişkinlerle boş düşecek her eğilim, bindiği dalı keser. Onu, bu toplumla organik bağı çoktan kopmuş bir takım hazır dut yaprağı kemirerek şişmiş ipek böceklerinin tırtıllarına verilecek firaklı dilekçeler de kurtaramaz. Bunu en iyi deneyen, sayın Nasrettin Hoca Avukat Aybar’ın: Tezgâhı da, perdeyi de başına yıkan kaybettiği dâvadır. Proletarya partisi, ne Amerika’da, ne Londra veya Paris’te, ne Moskova yahut Pekin’de “okumak üflemek”le olsaydı, bugün Türkiye’de pabucu büyük Lenin’lerin çokluğundan trafık aksardı.

TİP’in Teorik – Pratik Arınışı:

TİP’in tâze liderleri, yukarıki sözlerimizi epey karışıkça ve anlaşılmaz bulabilirler. İçlerinde diplomalarına aşınca güveni olan bilginciller de, az çok bile bile omuz silkebilirler. Biz, asıl TİP’li işçi ve köylü ve halk adamları ile, proleter aydınlar için uğraşı yanlıyız. Bunların başsız develiğe karşı tutacakları yol açıktır. Demir mâdeni işçi sınıfıdır, kömür mâdeni köylülüktür. Bu yeraltı filizlerini günışığına çıkaracak kazma diyalektik maddeci metottur. Bu üçlem dışında koparılan her gürültü boşuna ve şüphelidir.

TİP için evrensel teori ve pratik ana problemi, ütopik sosyalizmden kurtulup, bilimcil sosyalizmi ele almaktır. Bilimcil Sosyalizmi, bir de çok yapıldığı gibi dile almak vardır. Bu tutum “dudaktan kalbe” inmemiş sevgiye benzer. Bilimcil sosyalizmi ele almak, doktrinin en genel formüllerini dile dolamak değildir. TİP’in: Programını, tüzüğünü ve bugüne dek yürüttüğü düşünce ve davranışlarını kıyasıya eleştirip, temize çıkarmaktır.
TİP’in yurtsal teori ve pratik ana problemi, Türkiye’nin gerek sosyal ve gerek sosyalist tarihini, şimdi yedek uğratılan baltalamalardan kurtarıp, ele almaktır… Bu da dile almak olmamalıdır. Türkiye’nin hareketini objektif ve somut gerçekliği ile, hiç hak yemeksizin eleştirmelidir. Sonra, bu eleştiri ışığında, gerek insan, gerek kavram varlarını, maddece ve anlamca, bugüne taban yapmalıdır.

Ancak o zaman sosyalizm başsız develikten yakasını kurtarmaya, başlar. Temelsiz, köksüz, tarihsiz kalmanın boşluğunu giderir. Hem kuşaklar arasındaki bağlar, frenklerin “Frustration” dedikleri biçimde tırtıklanıp aşındırılmaz; hem düşünceler ve davranışlar arasındaki ilişkiler hakyemez ve yaratıcı bir sürekliliğe kavuşur. Tabi burada Plâtonik ilân’ı aşklar, yahut kişicil hesaplar söz konusu değildir.

Yoruma kapalı.