Hikmet Kıvılcımlı – Sosyalistlerin Birinci Görevi

Sosyalist 8 Aralık 1970

“SOSYALİST” gazetesi yeniden söz alıyor. Konuşacak. Neyi?

1- Esaslı Nokta: Örgüt Problemi;

Şöyle, hiç derinleştirmeksizin, aklınıza geliveren soruları önünüzdeki bir kâğıda dökmeye çalışın. “kafanız durur”. Her sorunun adını yazsanız, bir kâğıt şöyle dursun, bir defter yetmez. Öylesine çok problemler kasırgası içine düşersiniz. Hele bir de gençseniz.. ateş, duman, sisten gözgözü görmez.

Demek böyle fırtınalı, yangınlı, anacık – babacık gününe gelmişiz. Bir gerçek devrimcinin, henüz çocuk yaşındayken, o düşünce ve davranış fırtınalarına gebe sosyal yangınlar ortasında ne düşünüp, ne yaptığını bilmeyenimiz kaldı mı dersiniz? Der ki:

“Uzun, çetin ve ateşli bir dövüş yoluna girildi miydi, öyle bir an gelir ki, çekişmeli, merkezi ve esaslı olan noktalar kendilerıni göstermeye başlar. O noktaların çözümü kavganın kesin çıkar yolunu belirlendirir. Ve o noktalar yanında, dövüşün ufak tefek, belli belirsiz ikinci kerte sorunları gitgide arka plâna düşer.” (V.İ.U.L.: “Bir adım ileri, iki adım geri”, 1904 Mayıs).

Bugün Türkiye’de en çok “çekişmeli” olan, en “merkezi ve esaslı” nokta hangisidir? 50 yıldır her soluk alışta tekrarlanmış: ÖRGÜTLENMEK’tir. Kimin örgütlenmesi? Üst sömürücü (Finans – Kapital ve Tefeci – Bezirgân) sınıflar, yâni beyler – ağalar evelezel dişlerinden tırnaklama dek örgütlüdürler. Gereken HALK ÖRGÜTLENMESİ’dir.

Ancak Halkın Örgütlenmesi bile artık “harc’ı âlem” denilen biçimde, her önüne gelenin ağzında gevelene gevelene posası çıkmış bir sakıza döndürülüyor.

2- Esaslı Moment: Olaycığı Seçmek;

Güneşimiz ve yıldızlarımız oluşurlarken, evren; bir uçsuz bucaksız ışıklı bulutmuş. Ona fizik bilimi kaos (mahşer) diyor. Bütün güneş sistemleri o mahşerden çıkmıştır. İnsanlık, uygarlığa (medeniyete) ulaşırken, toplum: küçücük kan örgütlü oymakların (kabile ve aşiretlerin), “soy”ların, “boy”ların sonsuz kaynaşması içinde mahşer gibi kıvranır, dururmuş. Ona, sosyal bilim tarihöncesi diyor. Bütün uygarlık düzenleri o kaostan çıkmıştır.

Türkiye’de bugün, sosyalizmin karşılaştığı düşünce ve davranışlar, evrendeki mahşere de, toplumdaki tarihöncesi kaosa da benzer. Ancak o mahşercil kaos, ne fizik kanunlarla çözümlenebilir, ne de ilkel ve uygar toplumların orman kanunlarına, cöngül kanunlarına bırakılabilir. Bugün üçte iki insanlık gibi, biz de tarihöncesinde değiliz: Sosyalizm öncesindeyiz. Bilimcil sosyalizm, insanlığın “sınıflar savaşı” denilen en son hayvanlık konağından kurtuluş bilinci ve dövüşüdür.

Sosyalistler, önlerindeki sorunlar mahşeri ile kamanmazlar (ambale olmazlar). Çünkü ellerinde diyalektik maddecilik (metot-mantık) gibi eşsiz araçları, silâhları vardır. Diyalektik; hem, objektif (nesnecil) ve somut (konkret) çelişkileri bir arada izleyiş, kavrayış kuralıdır. Hem de, momenti seçmekte başlıca sübjektif ve etkin olan İnsancıl düşünce-davranış kuralıdır.

Mahşeri seçeceğiz. Kaosta yöneleceğiz. Bunu söylerken, iki şey yapılacak demektir:

1) Olaylann kendi gidişleri içinde hangi zincirleşmenin, hangi billûrlaşmanın kanunlaştığını ayırdetmek anlamında, SEÇMEK ve yönelmek;
2) Olaylar zincirini çekip ardından tümü ile sürükleyecek ana halkayı iyice tutup var gücüyle asılmak anlamında, SEÇMEK ve yönelmek..

Mahşer kalabalığında kendini ve dâvayı yitirmemek için; olaylar içinden asıl olaycığı, doğrular içinden “püf noktası” olan “doğrucuğu” seçeceğiz ki, hem doğru, hem doğurucu yönelişe ulaşabilelim.

3- Korporasyonizm (loncacılık) – Sendikalizm – Parlemantarizm;

Halkın örgütlenmesi deyince, onun püf noktası nerededir? Esnafı: Loncaya, işçiyi: Sendikaya, halkı: Parlemento‘ya hapsetmemektir. Amaç: Hepsi halkın sömürüden ve ezilen kurtuluşu için bir biçim olan o örgütleri tabulaştırmak değil, insan yararına kullanmaktır. Örgüt için örgüt, dövüş için dövüş değil; halk için, işçi ve köylü için örgüt ve dövüştür.

Bir örnek önümüzde. En çok sesi duyulan bir “sol” eğilimin en son önerisi de örgüt oluyor. Sayın CHP’nin, Sayın Genel Sekreteri B. Ecevit, “Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu” genel kurulunda şöyle diyor:
“Üretmen Halk örgütlenmelidir.”

Burada önerilen “halk örgütlenmesi” kendiliğinden anlaşılıyor: Lonca yapılı bir ekonomik meslek örgütüdür. Ondan daha önemlisi var: İşçi sendikaları. Sendika da bir sınıfın ekonomik örgütüdür. Lonca ortaçağın, sendika modern çağın belirli sınıflarını, bütünü ile içine alıcı niteliktedir. Ne denli kendi sınıfının sırfekonomik çıkarları ile yetinirse, o denli kendi içine kapalı, dar görüşlü, toplum ölçüsünde ülküsüz kalır.

Bu çeşit yığın örgütlerinin varabilecekleri en yüce basamak, Politikayı da kumar gibi oynayan en ünlü uluslararası biçimi ile Trade-unionisme adını alır. Tredünyonizmin sosyal niteliği: “işçi” adını taşımasına rağmen, hatta “İşçi Partisi” olduğu zaman dahi, tüm işçi sınıfını değil; işçi sınıfı içinden sivrilmişaristokrat amelelerin ve işçi sınıfı içine sokulmuş küçük burjuva (ve burjuva, derebey) aydınlarının örgütte ağır basmasıdır. Bu sınıf yozlaşmasının politikniteliği: Sendikalizm (sendikayı, siyasi partinin üstünde bir devrim aracı gibi tutmak) ve parlemantarizm (parlemento dışındaki halkı ve eylemi küçümsemek) olur.

Dikkat edersek, sendikalizm ile parlemantarizm arasında bir çelişki var gibi gelir. Sendikanın rolünü abartmak; parlamentonun rolünü ufaltmak değil midir? Tersine, parlamentonun rolünü abartmak; sendikanın rolünü küçültmek değil midir?.. Böyle sanmak, görünüşe aldanmaktır. Sendikalizm: İşçi sınıfı içinde işveren sınıfı ajanlarının ağır basması, proletaryanın politika bilincinin körletilmesidir. Parlamentarizm: Hanyayı Konyayı anlamamış halkın, gözü açılmaksızın, her dört yılda bir sandık başına gider gitmez, her şey: bilerek, anlayarak oy verebileceği yalanını yutturmacadır.

Böylece, sendikalizm denilen tencere yuvarlanır, parlamentarizm adlı kapağını bulur. Sendikada İşçi sınıfı, parlamentoda tüm halk: İçyüzlerini tanımadığı kimseleri sözde seçer; sonra, “zâhir ben seçmişim” deyip, o kimselerin bütün ettiklerine katlanarak, kaderine küser. Her iki durumda da, tam: “Dalavere, malavere.. halk Mehmet nöbete” çıkarılır.

4- Örgüt Ana Halkasının Diyalektiği;

Demek, bugün Türkiye’de örgüt zincirinin ana halkası: Ne lonca kalıntısı dernekçilik, ne bilinç törpüsü sendikacılık, ne politika testeresi parlamentoculukoyunları olamaz. Elbet işçi – köylü – halk – aydın vb. yığınlar, elden gelirse bir teki dışarıda kalmamak üzere en geniş ve en güçlü dernekler ve sendikalar içinde örgütlenmelidirler. Her sosyalist, her gün, her saat başı becermelidir o yığın örgütlenmelerini. Ancak, suyun başını politikanın kestiğini, politik savaşın ise her şeyden önce sosyal sınıf bilinci ile yöneldiğini, bir saniye bile unutmamalıdır. Ve saniye yitirmeksizin proletarya partisini gerçekleştirmelidir.

Suyun başı parlamentoda kesilmiyor mu? Evet. Öyleyse parlamentoyu, seçimleri ve ilh. efendi – ağalara bırakıp mı gideceğiz? Hayır. Elbet ülke çapında söyleneni herkesin işitebileceği en yüksek minare parlamentodur. Orada yalnız finans beyleri ile tefeci ağaların istedikleri ezanı okumalarına, birbirleriyle kayıkçı dövüşü yapmalarına seyirci kalamayız. Seçim kampanyalarında halkın bilgisizliğini ve bilinçsizliğini alabildiklerine sömürmelerine kaygısız abdalca bakamayız. Ancak, parlamento dışındaki halk, yani tüm millet uyarılmadıkça, meclis kürsülerinde, – o da bırakırlarsa! – bin yıl çekilecek en parlak söylevlerin halka maval okumak gibi geleceğini, halkın herşeyden önce “oy davarı” olmaktan kurtarılması gerektiğini bir salise, bir an bile unutmamalıdır. Ve ân geçirmeksizin proleterye partisini, hem halk, hem meclisler içinde savaştırmalıdır.

Görüyoruz; ekonomik eylem (dernek, sendika vb. yığın örgüt ve kampanyaları) de, politik eylem (meclis, seçim vb. seçkin örgüt ve kampanyaları) de, son derece keskin iki yüzlü kılıcın en yaman diyalektiği ile işler. Ve oportunizm de, revizyonizm de herşeyden önce Türkiye toprakları ve insanları için önerilecek bin bir türlü ekonomik ve politik düşünce ve davranışların mihenk taşına vurularak değerlendirilir. Dünya çapında ezberlenmiş doğrular ne olursa olsunlar, Türkiye’nin ekonomi ve politika örgütlenme zinciri üzerinde uygulanıp denenmedikçe, doğru değerlendirilemez.

5 – Oportinist kim ‘? Revizyonist kim ?

Kim işçi – köylü – aydın – esnaf örgütlenmelerine : “dernek ya sendika da neymiş? Biz devrimci sosyalistiz!” diye dudak bükerse, o oportunizmin de, revizyonizmin de en iflâh olmaz katırıdır. Böylesine “devrimci sosyalist” lere verilmiş: “sosyalist – revolüsyoner” adı, anarşizmin, nihilizmin domuzudur… Kim, işçi sınıfı ile köylülüğümüzün bilimcil sosyalistçe iktidar savaşı yapacak sıyasi partisi olamaz der veya onu zamanı gelmedi! gibi altına etmiş şıh kerametiyle erteler ve geciktirirse, o oportunizmin de, revizyonizmin de en iflâh olmaz katırıdır. Böylesine başıbozukça beyinsiz işgüzarlıklar, her yerde, herzaman, en terörcü gösterişlere de sapıtsa, ileriye kaçan ödlekliğin ve bozgunculuğun domuzudur.

Örgüt için doğru olan diyalektik: Meclis ve seçim vb. alanlar için de aynen doğrudur. Daha yüksek devrimci eylemler birinci plâna çıkmadıkça, yahut burjuvazinin kendisi meclis kanurılarını, anayasaya bile metelik vermeyip, çiğneye çiğneye sıfıra indirmedikçe, her türlü meclisler ve seçimler dövüşlerinden kaçınmak, çekimserleşmek oportunizm ve revizyonizmdir. Ama, işçileri fabrika cehennemi, Patron ve Ajan provokasyonlan ve kıyımları ile mücadelelerinde sendikalizme teslim emek, köylüleri topraksızlık ve ağır kapitalizm ve devletçilik yükleriyle mücadelelerinde adaletsizliklere, idare ve kalem efendisi baskılarına ve jandarma dipçiğine darmadağın çıplak et olarak bırakmak, gençleri, yetmiş yedi buçuk finans-kapital ve Hacıağa ajanları, casusları tarafından adım başında kurşunlanırlar, resmen gizli işkencelere uğratılırlarken anarşi ile suçlamak.. ve hepsinin üstüne birer bardak soğuk su içerce, birer parlak parlamento nutku çekmek.. Oportunizmin ve revizyonizmin en onmaz batağına gömülmektir.

Yoruma kapalı.