Hikmet Kıvılcımlı – Solda Başsız Develik

Sosyalist 15 Aralık 1970

Sosyal Determinizm:

Marksizmin başlıca, gücü: Bilimde “Belirlenmezlik: En determinizm” adını alan “anarşi“yi kaldırmış olmasıdır. Bilimcil sosyalizm, her şeyden önce sosyal“belirlenirlik: Determinizm yoludur. Her doğa olayı gibi, her toplum olayı da belirli kanunlarla, yâni zincirleme nedenlerle yürür. Hiç birşey, dıştan görünebildiği gibi: Gelişigüzel, rastgele, keyfı, mutlak kişicil.ve bireycil olamaz. Tesadüf nasıl gerekli (zarurı)nin yüzeyi, yahut bir yüzü ise, tıpkı öyle, kişi veya bir ahbapçavuşlar olayı sayılan şey de, ancak toplum veya bir sınıf olayının yüzeyi, yahut bir yüzüdür.

Bu bakımdan Türkiye olaylarının egemen çevrelerinde veya iktidar alanında rastlanılan başsızdevelik niteliği bir kör tesadüf, yahut bir Demirel – kişi hâdisesi olmaktan çok uzaktır. Onun gibi, Türkiye’nin ezilen çevrelerinde veya “devrimciler” alanında karşılaşılan olaylar da, gelişi güzel kaldıkça, ilkin bilimcil sosyalizm ötesine düşerler; ondan sonra, daha doğrusu o yüzden ve ondan önce de Türkiye’nin genel niteliği ile belirlendirilmiş bulunurlar.

Güdücü Sınıfların Başsızlığı:

Örneğin “başsız develik yalnız Finans-Kapital ve Tefeci – Bezirgân katlarının niteliği midir? Öyle olsa, bunu toplum dışı nedenlere bağlamak gerekirdi. Oysa oradaki başsız-develik, son kerteye dek belirli= determine nedenlere bağlıdır.

Türkiye’mizin 500 küsur kasabasına çöreklenmiş Tefeci-Bezirgân sınıfı neden başsız-devedir? Çünkü, o antika sınıf kendi alınyazısını ve güdümünü kendi elinde tutamaz: Türkiye’nin Finans-Kapitalist zümresinin tekeline ısmarlamıştır. Bilimi, bilinci, iradesi modern kapitalizmin emrindedir. Kendi omuzları üstündeki başını kullanarak yaşayamaz. Kendisine yabancı olan Finans-Kapital zümresinin takma başı ile düşünüp davranır.
Egemen Türkiye Finans – Kapitali, 35 milyon insanı sağmal sürüye çevirebilecek gücü gösterdiği halde, niçin başsızdevedir? Şunun için ki, Türkiye’nin bir avuç Finans-Kapital zümresi de, kendi alınyazısını ve güdümünü kendi elinde tutamıyor: uluslararası Finans – Kapital‘in tekeline ısmarlamıştır. Bilimi, bilinci, iradesi Dünya kapitalizminin emrindedir. Yerli Finans-Kapitalimiz, kendi sermaye ve politika ve kültür varına dayanarak yaşayamaz. Yabancı sermaye gibi yabancıpolitika, yabancı kültürlerden aktarılmış bir takma baş ile düşünüp davranır.

Takrna Kelle Geleneği:

Tefeci – Bezirgân hacıağalar sınıfı, antika kellesini daha Padişahlık kaldırılır kaldırılmaz yitimıiştir. Padişah-sultanın yerine, Batıdan hazırlop “Avrupa metâı” bir Cromwel yahut Napolyon yahut Bismark tipinde “general – sultan” ithal etmekle en büyük “İhtilâli” yaptığını sanmıştır. Ama, hacıağanın kendisi (geçimi ve beyini) ezeli Osmanlı çağında yaşadığı için, “general” başları bile hâlâ “paşa-sultan” olarak görmektedir.

Finans – Kapital türedi Beyefendiler zümresi, “Ebedi Şef” Mustafa Kemal Paşa öldüğü gün derin bir nefes almıştır. Ama, 2.ci emperyalist evren savaşına “başsız deve” olarak girme cesaretini ve gücünü kendisinde bulamamıştır. O zaman “Milli Şef” adını takarak İsmet Paşa’yı tahtsız, taçsız sultan ilân etmek zorunda kalmıştır. Savaş vartasını atlatır atlatmaz. “Marshall yardım“lı “Truman doktrini“nden başka bir kelle takınamayacağını görmüştür.

Sol Başıbozukluğun Kökleri:

Türkiye’mizin o sıyrılınamaz “sağ” yapısı içinde Türkiye’nin “sol” yapısı nasıl olabilirdi? Türkiye’de alaturka istibdât gibi alafranga istibdâta da ve bu her iki istibdadın yaratığı olan politika başsız-develiğine de son verecek biricik modern sosyal sınıf: İşçi sınıfimızdır. En az elli yıllık Bilimcil Sosyalizm savaşının: Çok alçak gönüllü, çok nankör deneyleri bunu aralıksızca ispatlamıştır. İşçi sınıfımızın hareketi en az 40 yıl başsız-develiği egemen politika çevrelerine bağışlamıştır. Proleterya, her zaman kendi omuzları üstündeki başı ile düşünüp davranma çabasını önemsemiştir.

Ne var ki, Bâbil artığı toplumun havamıza sinmiş zehirli miyasması ve o miyasmayı işçi ve aydın küçük burjuvalarına (Aristokrat amelelerimize ve kapıkulu ülemâmıza) bir “âb’ı hayat” (can suyu) gibi içirmesini bilen Finans – Kapitalin gizli açık manevraları boş durmadı. Ve yalnız bir şeye dikkat etti: Türkiye işçi hareketini başsız – deveye çevirmek! Bunu becerebildiği gün Türkiye solunun canına okuyabileceğini iyi biliyordu.

Sosyalist kuşaklar arasında, ikide bir patlak veren “Fetret Devirleri” sayesinde azıttırılan başsız-develikler epey zemin hazırlamıştı. Binbir provokatöıün kışkırttığı “apolet sosyalizmi“, zaman zaman, ansızın belirmiş “Maşrık’ı âzam“lıklara kapı açmıştı. Acem’in: “Menem, diğer nist: Benim, başkası olamaz!” dediği yıkılış kahpeliklerinin ırzı kırık etiket ve süs satışları: “aşağısı sakal, yukarısı bıyık” olduğu için tükürükle karşılanamıyordu. Böylece, yetmiş yedi buçuk casusluk ajanlarının ince soysuzlaştırmaları ile, Antika Osmanli başıbozukluğu, yahut “başsız – develiği”, “beyinsiz işgüzarlığı”: Hareketin içine yer yer ve zaman zaman Truva Atlarını soktu.

TİP’e bir “Baş” arandı:

Finans – Kapital 27 Mayıs’tan önce halkın içine “demirkırat” dedirttiği petrol istasyonlarının başsız – develiğini kundak gibi saldı. DP avantürü iyi sonuç vermedi.. 27 Mayıs’tan sonra İşçi sınıfı içine patentli yahut icazetli sosyalizmi her göze görünmez bir kundak gibi sokmaktan başka çıkar yol kalmadığını anladı. Birinci raundda “sendikacılar” katarı öne sürüldü. TİP kuruldu. İçlerinde elbet içtenlikli ve yürekliden çok ihtiyatlı iyi dileklileri tenzih etmek gerekir..: Ama, hiç birisinin ütopik sosyalizmi bile ağıza alacak durumda bulunmadığı ortadaydı. İçlerindeki gizli ajan sayısını ise “Allah” bilirdi.

Bu manzara başsız-develikten de beterdi. Başlarına bir işçi – sendikacı geçirmişlerdi. İyiydi. Hoştu. Yahut “Hür Seçim” davul zumaları ortasında o Aristokrat işçi TİP başkanına, kurnaz Finans – Kapitalin en sünepe bezirgân partisi bir tutam ot uzatacak oldu. TİP başkanını, bezirgân partinin “milletvekili” aday listesi altına çağırdı. TİP Başkanı koştu. Hendeği atlayamadan boynunu kırdı. Böylece TİP’in Başsız-Deve oluşu en kör göze dahi battı.
Finans – Kapital o kadarını dememişti ajanlarına… TİP’e çabuk, kallâvisinden bir “baş” aranmalıydı. Arayan neyini bulmaz ki? Bâbıâli’nin “büyük kapısı” öteden beri: Şiir – hikâye – roman- fıkra okur yazarlarının turnayı gözünden vurucu keskin nişancı “sol”ları “Allah Allah!” diyorlardı: “Bir mâkamı olsa da üıerine otursak, soluğun yuvasını folluğa çevirerek, ne saçı bitmetik sosyal tâze civcivler çıkarır, ne eski yaramaz başları keseriz. Görürsünüz!

Bir de Türkiye devrimciliğinin Paşa geleneği vardı… Paşalar iktidarda idiyseler, o kata erişemeyen çocukları muhalefette hiç değilse tek devrimci kesilirlerdi. Aç ayak takımından sosyalist de ne imiş? Devlet düşkünü Paşazâde’den aşağısı kurtarmazdı. O zaman halk en müflus mirasyedi için bile bir hayranlık duyardı: “Bak, istese anlı şanlı paşa olurdu. Tepti. Aramıza tenezzül etti… Aman paşaçığın kılına toz kondurmayalım!” der. Ve daha sınanmış bir “yöntemle“: Deveye başıkolayca takılı verirdi.

“Kripto Sosyalist” Beyciklerin Kellesi:

Bay Mehmedali Aybar ve ortakları böyle “seçildi“. Onların alt yanlarındaki ayak takımına bakmayın. Tepedeki mutlu sollar, hem Bâbıâlinin edebiyathânedânından, hem Osmanlı döküntülerinin en son paşa hânedânından patentli idiler. Dramatik bir Şerlok Holmes sahneye konuşu ile B. Memedali Aybar TİP’in başına geçirildi.
Onun misyonu (kutlu görevi), Türkiye’nin 40 yıllık bilimcil sosyalizm savaşı gelenek ve görenekleri üzerine: Rahmetli paşa babalanndan, yahut şöhretli şair yeğen – bacanaklarından kalmış bir mirâsa konarca oturmaktı.
Heyamolla ile oturtuldu… Oturur oturmaz çıkardığı “resmi bildiri“ler belki dosyasındadır. Orada: “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz!” diyen başkomutan çalımıyla. “ilerici aydınlar“ın: İşçi sınıfını güdeceği saklanmıyordu. Sonradan parlemantarizm adlı uyuz illetine karacak olan bu taratorlu aydın kaşıntısı neyi gösteriyordu? O henüz “kripto – sosyalist” geçinen Beyciklerin modern işçi sınıfımızı Osmanlı Reâyâsı gibi gördüklerini ve bilimcil sosyalizmi, metafızik burjuva “sosyolog“luğu ile karıştırdıklarını…

TİP’e bir “baş” bulunmuştu. Bu baş proleterya sosyalizmi olmak şöyle dursun, burjuva sosyalizmini bile henüz kekeliyemiyordu. İçi bir şeyle “dolu” idi: kimi kuyruk acılarını bir türlü çıkaramamış olan kimi eski “sosyalist”lerin kan dâvasını aşiret içgüdüsü yapmıştı. Böyle “deve kini” ile doluluk bir “baş” için “boş” olmaktan daha kötü sapıklıktı. Boş baş belki zamanla doldurulabilirdi, yahut yetişip gelişirdi. Sosyalizmin en çok derleyici olması gereken günlerde: Baş, gövdesini hakir görüyor, çevresini paroid hezeyanlarla yadlaştırıp dağıtıyordu.
Bu artık, bir mâsum devenin başı bile değildi. Gericiliğin “Allah korkusu” yerine, “ilerici” Polis korkusunu geçirmişti. Yarısı burjuvaziye yaranma dostluğu, yarısı Eski sosyalistleri ısırma düşmanlığı denilen kokuşmuş gübre ile şişirilmişti. Kurudukça kakırdamış deve postu içinde, isterik yapma esriklikler taslayarak, “tozu dumana katıyor“, dumanı toza, en sonunda “ekşi boza” köpürüşüyle 1969 Seçimlerinde “Başa güreşecekti“.
TIP’e “bilinmez eller“in taktığı bu baston yutmuş asaletli “Yeni Mehmedağa” kellesi, işçi partisini yeniden başsız – deveye çevirmişti. Finans – Kapitalin istediği de bu idi. Sol kanatta, her derleniş çabası artık CİA kazığına oturtulabilirdi. Finans – Kapitalin, işçi sınıfının içine soktuğu küçük burjuva ajanlarına yüzyıldır tâlim ettirdiği Sendikalizm ile Parlemantarizm, Türkiye’de de can ciğer kuzu sarması, birbirine sarmaşıp cümbüş edebilirdi.

Yoruma kapalı.