Hikmet Kıvılcımlı – Sağda Başsız Develik

Sosyalist 8 Aralık 1970

Partilerin Başsız Develiği

Namuslu bir Osmanlı şâiri, Abdülhamit İstibdadı altında bunalan Türkiye’yi bir masaldaki “başsız deve“ye benzetmişti. Milyonlarca insanı, bir tek beyinsiz başın istibdadı altına sokmak, toplumu başsız deveye çevirmekti. İmparatorluk, o başsız deve: 1. Emperyalist Evren Savaşı hendeğinden atlatılırken boynunu kırdı.
Cumhuriyetin 47’nci yılı, Türkiye, Finans-Kapital istibdadı altında cici demokrasi denilen yeni bir başsız deveye döndürülmüş görünüyor. Egemen sınıflar ve partileri tam birer başsız devedirler. İktidar partisi A.P., her gün bir skandal ve parçalanma ile battı balık yan gidiyor. Grup toplantısında başbakan azınlıkta kalıyor ve sonra: “1500 delegeli parti kongresinde 1700 oy kullanıldığını gözleriyle” görüyor.

“Ana” Muhalefet Partisi CHP’nin İzmir Milletvekili ve Merkez Yönetim Kurulu üyesi Talât Orhon, genel sekretere yazdığı mektupta “Zorbalık“tan yakınarak şöyle diyor:

Şu anda İzmir’de partililer, tarafsızlar, aydınlar ve karşımızdakiler arasında (PARTİ BASANINDIR) sözleri devamlı söylenir olmuştur.

Paşa’nın ağır aksak sesiyle “Satır”a satır atışı bile âhengi kuramıyor. “Bir yönetici seçimi CHP grubunu kanştırıyor.”

Hele öteki mikroskopik bezirgân particikleri (Güven Partisi – Millet Partisi – Yeni Türkiye Partisi ve benzerleri), batan geminin sıçanları gibi elele tutuşmuşlar. “Can kurtaran yok mu?” çığlıkları atarak, “birleşik” Amerikan CİA biberli “birleşik” Kayseri pastırmasını, Kayseri hacıağası Feyzioğlu’na sattırıyolar: “Amanin, birbirimize dört elle, dört ayakla sarılalım, durmayalım, düşeriz!”

Parlamentarizmin Başsız Develiği

Cici demokrasinin sakro-sent tapınağı olan Büyük Millet Meclisi ne âlemde? O hepsinden fıraklı ve fraklı. En ağırbaşlı “Hürbasın”dan birinin sayın başyazarı “kimi kandıracak?” diye soruyor:

Çünkü, ülkede “çoğunluğu” sağlıyanlar, cumhuriyet senatosunda seçim yapılırken: “30’ncu tur sonunda da adaylardan hiç birisi yeterli çoğunluğu sağlıyamamıştır.” “Sayın senatörler oy sepetinin önünde dervişler gibi dört dönmekte.” (5.11.1970)

İçlerinden bir “bağımsız” Maraş Milletvekili, İ. Öztürk, “meclislerin boş vakit geçirmesine” dayanamadı. Yazılı demecinde manzarayı şöyle tavir ediyor:

Bir yanda başkanını dahi seçemiyen bir meclis ve senato; öte yanda yığınla bekliyen kanun tasarısı.

Ve tırtıllara arzuhal verirce yalvarıyor:

Başta cumhurbaşkanı olmak üzere, bütün siyasi parti liderleri, bu parlementoyu çalışır ve güvenilir bir seviyeye getirmeli. Aksi halde…

Aksi halde” ne? Hiç..

Yahut: “TIRT yönetim kurulunun toptan istifası isteniyor!” “TIRT yöneticileri aldıkları 1 milyar liranın hesabını vermelidir.” Ve ilh…

Egemen” Türkiye’de üstüste U çeken Türk üslerinde Amerikan casus uçakları: U2, B5, U8.. hep “yanlışlıkla“, hep “Sovyet sınırını” aşıyorlar. Ve gazeteler yazıyor:

Olayın, Devletin yetkili makamlarını bile tereddüde düşürdüğü gözden kaçmamıştır.

Ve Amerikan 6’ncı Filo komutanı bildiriyor:

Sovyetler Türkiye’ye saldırırsa, NATO’yu karşısında bulacaktır:

Bunalımlar zebânisi: CİA (Amerikan Casus Örgütü)

Bütün bunlar ne demektir? Birincisi, Türkiye bir bunalım, bir buhran içine girmiş, demektir. İkincisi, Türkiye bu bunalıma, buhrana Amerikan gizli servislerince arkasından itilmiş, demektir. Bunu nereden anlıyoruz? “Olayların Ardından” yazarı: “Amerika Birleşik Devletleri’nin Merkezi İstihbarat Teşkilâtı (CİA) bütün dünyaca meşhurdur.” diyor. Nesiyle meşhur?

Gerek maddi imkânları, gerek çalışma usulleri bakımından…” Kendi Amerikan kanun devletine bile, CİA kanunsuzluklarıyla kök söktürmektedir. Gazeteye göre:

CİA’nın zaman zaman Amerikan hariciyesiyle çatışmalara girdiği görülmüştür.

Dahası var:

Eski Cumhurbaşkanı Kennedy zamanında resmi yazışmalar olmuş, CİA ile hariciyenin ilişkilerini düzenlemek bakımından tedbirler alınmıştır.” diyor yazarımız. Önünü arkasını açıklamıyor sözünün. Ama, orasını bilmiyen yok. Kennedy, yalnız “eski” midir? Hayır. Kennedy’nin alın yazısı “eski” olmaktan çok, “öldürülmüş cumhurbaşkanı” olmaktır. Kim öldürmüştür Kennedy’yi? Kennedy’lerden hâlâ son üçüncü kardeş Kennedy’yi de kim maddeten, olmazsa mânen öldürme peşindedir.

Çıt ses yok. Ancak, “CİA ile hariciyenin ilişkilerini düzenlemek“le ne kazanmıştır? Bilindiği gibi, o düzeltme Amerikan Cumhurbaşkanı Kennedy’ye hiç uğur getirmemiş, kim vurduya giden ölümü getirmiştir… Öyle çalışır gizi CİA… U8

Bundan bize ne? “Gerçek” sütununun yazarı, Amerikan casus U uçakları problemini “Bir karmaşık sorun” sayarken diyor ki:

Bu durum yalnız Birleşik Devletlere özgü değildir. Birleşik Devletler dışında büyüklü küçüklü devletlerin istihbarat örgütlerinin çalışması, hele açık rejime sahip ülkelerde başlı başına bir sorun ve bir ince konudur.” (5.11.1970)

Anlaşıldı mı U konusunur “ince“liği?

Hür Basınımız öylesine “ince” konuşur ki, kaba işçi, kaba köylü, kaba halk pek anlamasın. Oysa “sorun” kör körüne, parmağım gözünedir. CİA, atom başlıklı füzeleri ve üsleriyle Türkiye’mizin cangâhına girmiş çöreklenmiştir. “Bizi kem gözden korumak için” mi? 6ncı Filo komutanı öyle söylüyor. Ordularımızı resmen emrine verdiğimiz NATO başkomutanı öyle söylüyor.

CİA konuşmaz. Yapar. Ne yapar? U uçaklarını “yanlışlıkla” Sovyetlerin Leninakan Havaalanına dâvetsiz misafir konduruverir. Nasıl? Bayağı. Olayda sanıklık değil “tanıklık” etmek üzere gönderilmiş Albay Denli’nin bir densizliğine yol açmıyarak… İşte ” ince” sözlü ve olaylar olduktan sonra “Gerçek” i araştıran sayın yazarlarımız onu demek ister.

Türk Ordusunun sayılı bir albayı, çifte Amerikan generalince, toy kız kaçırılır gibi hudut ötesine nasıl uçurulur da, bundan bizim her yerde hazır nazır istihbarat servisimiz hiç habersiz kalır? Daha doğrusu o gibi servisleri Milli İstihbarat Teşkilâtı dışında gelişigüzel bir Albay Denli kendi hesabına yapabilır mi?

Yapamaz. Yaptığına göre: Bu işi kim “künde”ye getirmiş olabilir? Artık bunda kimsenin kuşkusu yok. Bizim “Başsız Deve“yi ilgilendiren ne? Asıl “karışık sorun” bu. Kimin için karışık? Besbelli Türkiye’nin patentli politikacıları için. Yoksa CİA ve tüm emrindeki istihbaratlar için dünyada bundan daha apaçık, dupduru “sorun” olamaz.

Yaşı Benzemesin

Tâ Moskova’lara gidip, “demir perde” gerisinde Ruble kredi sağlamak cüretini gösteren Demirel kartı eskimiş görünüyor. Şimdi onu değiştirmek gerekiyor. Değiştirmenin birinci biçimi Washington’dan verilen bir işaretle, pek işini bilir siyasi “muhalefet” partilerimizin yaylım ateşe geçirtilişleridir.

“Olur mu, böyle olur mu?

“Kardeş, kardeşi vurur mu?”

Çelebi, asıl böyle olur bizde de CİA dediğin. Sosyalistin geçmiş nüshasındaki yazıyı sevgili okurlarımızdan hatırlıyanlar bulunsa gerektir: “Menderes’i Kim Öldürdü?” sorusuna bulunan kalın karşılığı tekrarlamıyalım. İstanbul valisine 27 Mayıs geceyarısı Yeşilköy’de randevu verip gelmeyen Amerikan albayının ilk kez sözünde durmayışı, belki hâlâ vali için dahi bilinmez bir karanlık noktacıktır.

Menderes’in Günahı

Alt yanı Menderes’in günahı ne idi? Zavallı rahmetli, Moskova’ya gitmeyi bile yerine getirememişti. Demirel hem gitti, hem gördü, hem geldi. Neden başı yenildi Menderes’in – Zorlu’nun- Hasan Polatkan’ın? Çünkü, NewYork Herald Tribune’ün çektiği hücum sinyalini yalnız o zamanki sunturlu “muhalefet liderleri” anlamışlardı.
Bölükbaşı’sından bilmem kimine dek “lider“lerin hepsi ansızın Anadolu’nun dört bucağına akın etmişlerdi. Menderes’e ateş püskürdüler. Gayretulaha dokunurdu şu sarsak Menderes’in ettiği zulümler! .. Menderes kös dinledi. İnebolu’da memleketi köle etmek istiyen “iç ve dış bezirganlar” a veryansın etti.

Menderes’i Londra’ya götüren uçak, alana inerken ikiye bölünüp yandı. İçindekilerden tek sağlam kurtulan Menderes oldu. Adam onu da anlamadı. Türkiye’ye dönünce, ayağının bastığı yerde dana, buzağı bıraktırmadı kurban kestirmedik… E, bu kadar vurdumduymazlık olurdu! Ama CİA işini bilirdi. Sen misin kendiliğinden gitmiyen? Pekâlâ! Koyverdi yakasını. 9 Subay yetmedi. 27 Mayıs patladı. Ve Menderes asıldı.

27 Mayıs’ı CİA mı yaptı? Hâşâ. 27 Mayıs’ın gerçek devrimcilerini yerden göğe dek tenzih etmek görevimizdir. Ancak CİA’nın o tür olaylarda ya aktif, ya pasif kalmakla rol oynadığı ve son duruşmada nalıncı keserliği yaptığı unutulursa çok şey kavranılmamış kalır.

Demirel’e Görünen Köy

Demirel, vurdumduymazlıkla, öncekilerden daha pişkin davranıp şöyle diyebilir:

Türk parlamentosu memleketin buhrana sürüklenmesine hiç bir zaman sebep olmıyacaktır.” (Söylev)

Eğer “parlamento“nun dilinde olan elinden gelse, belki… “Oy sepeti önünde” Mevlevi Semâ’ına kim itiyor sayın parlamenterlerimizi? Çoğu onlar da bunu bilmezler. Kimse bildirmez ki kendilerine… Bütün CİA başarıları da orada: Oyunun tutnıası için Karagöz’lerin, Hacıvat’ların, Altıkulaç Beberuhi’lerin, Tatsız Tuzsuz Deli Bekir’lerin iplerini hangi ellerin çektiği gösterilmiyecektir.

Ne var ki işin içyüzünde yıllarca deneyler yapmış yerli malı “Bir eski istihbaratçı“mız, deveye nasıl takma başlar dikilip söküldüğünü şöyle özetler:

Gerektiğinde yönetici kadroları yıpratmak.. ve hemen arkasından yepyeni bir ekibi yönetime geçirerek, var olan düzenin erdemliliği kanısını uyandırmak…” (Bir eski istihbaratçı)

Kurşuni güç finans-kapital gibi, onun “ruh’u habisi” olan “İstihbarat“ları da: Hem ulusal, hem uluslararası ölçülerde gereğini öyle yerine getirmekte “üstâd âzam“dır.

İşte “Oy sepeti önünde” çekilen “zikrü tespih”ler ve hayhuylar bu yönde yapranmış Demirel’in uğurlanma törenidir. Yıllarca Demirel’in avucunu veya tabanını, hatta başka yerini yalayan kimselerin şimdiki celâdetleri oradan gelir. Politika cambazlarımız kokuyu almışlardır. AP’nin içinde sıraya girenler, Güven – Millet – Yeni Türkiye ve ilh. partileri katlarında “vatan kurtaran Şâban” pozuyla dudak şapırdatanlar, yayında, basında, köyde, kentte, örgütlü veya dağınıkça ellerini oğuşturup tırnaklarına tükürenler hiç “istihbarat“sız mı elham okuyorlar, gazel çekiyorlar sanırsınız?

Hadi hayırlısı. Napalım sayın Demirel? Bu dünya, zatıâlilerce “parayla” olur sanıldı amma, sırayla oluyor.

Yoruma kapalı.