Hikmet Kıvılcımlı – Ordu Kılıcını Attı!..

Sosyalist 16 Mart 1971

13.3.1971 İZMİR

Beklenen oldu. Ordu bir yol daha politikaya el koydu.

Öteden beri maval gibi okunan bir martaval vardır: “Asker siyasetle uğraşmaz!”

Önce neden uğraşmaz? Yasaktır da ondan. Kim koymuştur bu siyaset yasağını? Hiç kimse orasını düşünmez. Önüne gelen, antika felsefenin mutlak hakikat tekerlemesi gibi, “aklın son kertesi odur” gibilerden bir çalımla tekerler durur: “Asker siyasetle uğraşmamalı. Memur da siyasetle uğraşmamalı.”

Ya neyle uğraşmalı? Devletin tepesine iki buçuk Finans – Kapital göbeklisi, yahut beş on Tefeci – Bezirgan veledi oturtacaksın. Onlar yanılmaz papa hazretleri çalımı ile tepeden buyuracaklar Altlarına dizilmiş milyonla asker ve memur: Ne ferman edilirse hiç düşünmeksizin, “Homongolos” dedikleri makina makina adamlar gibi uygulıyacaklar.

“Asker-memur siyasetle uğraşmaz” tekerlemesinin altında yatan asıl maskeli suikast budur: Biraz okur yazarlık öğretip hanyayı konyayı anlayabilecek gibi olan halk çocuklarını: Ya asker ocağına, ya memur loncasına sokarsın. Alınlarına da, Hindistan paryalanna yakıştırılmış bir sözde “dokunulmazlık” damgası vurursun. Topunu birden: “siyaset dışı” yalanı altında “toplum dışı” yani “insanlık dışı” bırakırsın.

Maksadın nedir? Milyonlarca aydın kişiyi politika bilmez, Toplum yabancısı, insan ötesi bir uslu halk düşmanları kalabalığı haline getirmektir. Öyle yüzbinlercesi “bilgi” deyince burjuva politikasının en domuzu ile şartlandırılmış, hepsi tepeden tırnağa dek örgütlü ve silâhlı kişiler kastını, Hınt Kastları gibi kimi ayrıcalıklarla imtiyazlarla millet dışında, halka karşı dondurup otomatlaştırmaktır. En sonunda o yaldızlı otomatları, tepedeki bir avuç modern ve antika Mehrâce‘nın (Finans – Kapital beyleri ile Tefeci – Bezirgân ağaların) emrinde körü körüne kesen bir kapıkulu makinası olarak kullanmaktır. En alttaki yığınlar katırına sömürülecektir.

Bu körkörüne parmağım gözüne basitliği ve bayağılığı apaçık olan kahredici sınıflar savaşı oyunu, bu gün artık Himalaya ve Hindikuş dağlarıyla binlerce yıldır geri kalan dünyadan tecrit edilmiş Hindistanda bile sökmez hale gelmiştir. Biripek sâri’li Bayan İndira Gandi bile; Başbakan olunca bunun böyle gidemiyeceğini anlamış, Antika Tefeci – Bezirgan putları Mehraceleri kaldırmıya, modern Finans – Kapital kalesi bankaları millileştirmiye girişmiştir.

Ya Türkiye’de? Mehrace sultan-halife 50 yıldır kalkmış: Ama onun Tefeci – Bezirgân ekonomi ve sınıf temeli, bütün dişleri tırnaklariyle “Kasaba” denilen ilçe ve il yuvalarından yurdu örümcek ağlarıyla sarmış, köylümüzün ve halkımızın kanını emiyor. Yabancı Finans Kapital tahakkümü Kuvayi – Milliye Savaşı ile kaldırılmış. Ama, “kimse” farkına varmadan Yerli – Finans – Kapital ülkemizin tepesine çöreklenmiş.

Oradan, tepeden, bütün basını, yayını, radyoları, okulları, üniversiteleri, kışlaları ile (memurları nasıl olsa “Personel Kanunu” gibi yem borularıyla tuşa getirmiş), asıl korkunç olan Silahlı Kuvvetlere doğru bangır bangır mıyersma saçıyor: “Asker Siyasetle uğraşmasın”… Ya kim uğraşsın “efendi hazretleri” Sen 500 parababası ile 2000 hacıağa perde ardından orduyu gerek millet, gerek vatan, gerekse çalışan halk yığınları aleyhine kullanacaksın. Hem de en iki yüzlüce (Ekonomiyi Ortak Pazara, Politikayı NATO’ya, Ordu’yu Amerikan Generali Başkumandana) teslim ederken “vatan, millet, sakarya” nutukları atarak soygununu ve ihanetini rahat rahat, “huzur” içinde sürdüreceksin. Onun için: “asker siyasetle uğraşmıyacak”ta, köpeksiz köyde sen değneksiz gezeceksin.

Yutar mı bunu “asker”? Eğer Ordu kadrosu İngiltere’de olduğu gibi antika hacıağa (Lord) çocukları, Fransa’da olduğu gibi modern işveren (Burjuva) çocukları tekelinde olsaydı, belki seninle her kumpası saman altından yürüterek: “siyasetle uğraşmaz” maskesini takabilirdi. Türkiye Silâhlı Kuvvetlerinin büyük çoğunluk kadrosu “subay oluncaya dek yamasız pabuç giymemiş” HALK ÇOCUKLARIdır.

Bu gerçeklik oportadaydı. Kimi kendilerini “keskin marksist” sanan sosyalist beycikler, devlet üzerine bilimcil sosyalizmin alfabetik doğrularını tekerlemekle teoriyi skolastiğe, pratiği beyinsiz işgüzarlığa çevirmek için çok ajitasyon yaptılar. Onların dedikleri uygulanınca: “asker siyasetle uğraşmasın”gerici tezini ters yüz etmek oluyordu. Kendilerini gençlik saydıkları halde ordunun da bir gençliği bulunduğunu unutturmak, ordu ile gençliğin arasını açmak, en sonunda parababalarının istedikleri biçimde: Orduyu halka karşı çıkarmak oyununa çanak açıyorlardı.

Şimdi ortada bir MUHTIRA var. Bu ordunun en azgın alaturka faşist Finans – Kapital ajanı Demirel kabinesini deviren ULTİMATOM’u oldu. Silâhlı Kuvvetler ültimatomu nedir? Bunu, henüz uygulamaya geçilmediği için muhtaranın soyut metninde inceliyebiliriz. Ultimatomun amacı, sarsılmış düzeni istikrarlaştırmak olabilir. Orada söylenenden çok söyletene bakmalı. Söyleten: Ekonomi temelinde onulmaz bunalım çıkmazdır. Eğer o madde ve geçim bunalımı istikrarlaşmazsa (yani hayasız Finans – Kapital çapulu ve Tefeci – Bezirgân soygunu durdurulmazsa) ne faşist ne “demokratik burjuva” çözümlerinin “huzur”getiremeyeceği ortadadır.

O genel gerçeklik ortamında muhtıra ne diyor? Sayın Gen. Kur. Baş. M.Tağmaç’ın, Pakistan dönüşü üzerine çıkan muhtırada, kimileri bir “Eyüp Han Formülü” arayacaklardır. Biz, kesin kehanet bilmeyiz. Muhtıra’nın birinci maddesi açıklıyor:

“Atatürk’ün bize verdiği hedef” diyor.

Muhtıranın ikinci maddesi:

“Atatürkçü bir görüş” ele alıyor.

Bu iki madde, ordu’nun “Eyüp Han Formülü”nü değil “Mustafa Kemal Formülünü” önerdiğini gösteriyor.

Nedir Mustafa Kemal Formülü? Muhtıra söylüyor: (1 madde).

“Çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak”tır. 50 yıl önce Atatürk için “Çağdaş Uygarlık” genellemesi bir tekti:

“Batıcı Kapitalist Uygarlık” 50 yıl sonra bugün, hiç değilse genç Mustafa Kemaller için bir tek değil 2 zıt çağdaş uygarlık önündeyiz:

1 – Ölüm döşeğinde kıvranan Emperyalist Kapitalist çağdaş uygarlık;
2 – Her gün yükselip gelişen gürbüz sosyalist çağdaş uygarlık.

Ordu bunun hangisini Türk Milleti’ne yarar ve yakışır bulacak? Muhtıranın 2. maddesi şöyle bir yargı ile yapılacak işi özetliyor:

“Atatürkçü bir görüşle ve İNKILÂP KANUNLARINI” ele alarak iş yapanlar: METOT bu.

Bu metot neyi anlatıyor? Ordu: Atatürk’ün inkılâpçı yönünü benimsiyor. Bu ordunun 50 yıl öncesinden beri geçen sosyal değişiklikleri hesaba kattığını ve devrim kanunlarını benimsediğini açıklıyor.

Bugün yeryüzünde varolan iki zıt çağdaş uygarlıktan hangisi “İnkılâp Kanunlarını” benimser? Apaçıktır: Sosyalist çağdaş uygarlık inkılapçıdır, devrimcidir.

Ordu muhtırası: “Atütürkçü bir görüşle” “İnkılâp Kanunlarını” benimsediğine göre, dökülen, çöken tekelcı kapitalist çağdaş uygarlığı peşin peşin reddetmiş olmalıdır. Mantık bunu gerektırir.

Ancak, kapitalizm, kendi yıkılışı önünde eli boş durmamıştır. Bütün insanlarımız gibi, en başta asker yurttaşlarımızı da, siyaset dışı bırakmakla, ve sürü sürü yalan dolanla şartlandırmıştır. Demek Silâhlı Kuvetlerimizin, her türlü siyaset yasakçılığına rağmen, ansızın politikanın en büyüğüne el koyduğu gün, aydınlanması ve halk çocukları olarak bilinçlendirilmesi en ivedili görevlerdendir.

Şimdilik, o anlamda muhtıra yorumlanması yapılabilir. Muhtıranın özünde kısaca iki şık yatıyor:

1- Ordu: Son bir mehil veriyor. “Demokratik kurallar içinde”: “Kuvvetli” ve “İnandırıcı” bir hükümet kurulmasını istiyor (Madde: 2).

2 – “Bu husus süratla” gerçekleşmezse, “İdareyi doğrudan doğruya üzerine almaya kararlıdır.” (Madde: 3). Başka da “Madde” yok.

İkinci şık, hiç değilse yapılacak idare açısından besbelli. Birinci şık, belki de fincancı katırlarını ürkütmemek, alıştırmak içindir. Birinci şık haykıran bir çelişki taşıyor: Ordu kurmazsa, kim kuracak Demokratik – Hükümeti? Muhtıra şöyle diyor (Madde: 2).

“Partiler üstü bir anlayışla MECLİSLERİMİZ” kurmalı.

“Meclislerimiz” kimdir? Partilerin kendileridir önce. Partiler kendi kendilerinin üstüne çıkabilirler mi? Biz ummuyoruz. Ordu umuyor mu? Muhtıranın 1. Maddesi şöyle diyor:

“1- PARLAMENTO ve Hükümet süregelen görüş, tutum ve icrasıyla ülkeyi anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluk içine sokmuş, geleceği ağır bir tehlike içine düşürmüştür.”

Bu suçu yalnız “Hükümet” işlememiş, başta “Parlamento” işlemiş gösteriliyor. Frenkçe “Parlamento” sözcüğüne Türkçede “Meclisler” deniyor. Öyleyse aynı Parlamento yahut “Meclislerimiz”den kendi kendini düzeltmesi mi beklenir? Besbelli ki Ordu onu ummuyor. Onun için “süratle” “idareyi üzerine”alacaktır.
Muhtıradan başka anlam çıkmıyor. Hadi hayırlısı.

Yoruma kapalı.