Hikmet Kıvılcımlı – Milli İrade!

Çaltı – 18 Ekim 1965

Seçimlerde, irili ufaklı siyasi partilerin hiç ağızlarından düşürmedikleri bir büyülü filozof taşı var:
Milli İrade!

Seçilen Milletvekillerinin millet dileği ile Meclise geldikleri söylenir.

Seçimde millet iradesi nasıl gerçekleşir?

Seçmenlerin, birtakım kağıttan karanlık hücrede zarfa koyup kapatarak, sandığa atmaları, şu veya bu kişiyi veya Partiyi “Dileme”leri, milli iradeyi gerçekleştirmek sayılabilir mi?..

Sigara içenin çok dilediği şey tütündür: bir yol alışanlar, ömürleri boyunca, rızıklarından keser, sağlığını yok eder, taksitle intiharı göze alır: sigara içmekten cayamaz. Her tiryaki, kendisini kısa yoldan öldürmeye yarayan sigarayı içerken “kişi iradesi”ni kullanır; tütünün nikotin zehirini  seçer. Bu neyi ispat eder? İnsanin “keyif veren zehirle” bile bile “irade”sini kullanarak ölümü göze aldığını. “Milli İrade“: böyle milletin bile bile zehiri seçmesi demek olur mu? Bezirgân Partilerimiz “olur” diyorlar. Bunu açıkça söylemiyorlar; ama, fakir köylünün vurguncu tüccarı ve tefeci ağayı “seçtiğini” öne sürerlerken, sözlerden bu anlam çıkıyor.

Bugünkü halkımızın büyük çoğunluğu: Babil çağından beri ilkin zorla alıştırıldığı, müptelası olduğu, ölesiye tiryakisi kesildiği sonsuz eğilimlerin kurbanıdır. Onun Babil eğilimleri ile yaptığı “seçim” tütün tiryakisinin sigarayı, ayyaşın rakıyı, esrarkeşin “nefes”i, afyonkeşin morfini “SEÇME”sinden ayrılacaksa, her şeyden önce yalnız kimi ve ne için seçtiğini bilmesi, normal bir milli irade kullandığını ispat etmez. Seçtiği Milletvekilinin, seçmenleri yararına davranıp davranmayacağını bilmesi de yetmez. Gerçek, meşru ve normal bir seçimden konu açabilmek için en az iki şart gerektir:

1- BİLİNÇ: Seçmenin kendi sosyal durum ve yararlarını duruca kavraması;
2- GARANTİ: Seçilenin o durum ve yararlar uğruna gerekirse ölümü göze alabilmesini sağlamak.

Yurttaş Kendisinin ve çevresinin bilincine varamadıkça, seçtiği kişi ve Partiyi sağlama bağlamadıkça gösterdiği davranışla “seçim” değil, tam bir “Aldanım” içine düşmüş olur.

Türkiye’de seçmenlerin yüzde 99’u, henüz kimi, niçin seçtiğini dahi bilmez. Köylü, işçi, esnaf; milletvekili adaylarının yüzünü görmez, adını duymaz. Aydın çoğunluğumuz, gazetede kalıbını ve methini işittiklerine, cahillerimizse kulaklarına en çok üfürülen şişirilmiş kişiye oyunu def’ i bela kabilinden sandığa atar. Seçilenin ne doğru dürüst gelmişi geçmişi tanınır, ne geleceğine güvenilir.

Halkımın bir Partiyi niçin “seçtiği”ne gelince o büsbütün acıklıdır. Hangi Parti daha çok motorlu arabalara bindirilmiş işsiz güçsüz açları ortalıkta dolaştırırsa, hangi Parti klakson ve bayrak sallayarak meydanlarda ve sokaklarda en çok yaygara koparır, en aşağılık mahalle kabadayısı küfürleri ile gövde gösterisi yapar ve sözde iktidara karşı diş gıcırdatırsa, hangi parti halkın en çok canına okuyan “keyif verici zehir” yalanları kıvırmaktan utanmazsa, o parti davul zurna çalarak oyların büyük çoğunluğunu çeker. Kendiliğinden anlaşılacağı gibi, öyle bir parti önce hiçbir sosyal prensip tanımayan doktrinsiz, kitapsız, sonra çok paralı, nüfuzlu bezirgân ağı olabilir. Demek, bir Partinin seçimleri kazanması: önce kurucularının dayandıkları yerli yabancı Parababalannın desteğine, sonra en hayâsızca yalan ve iftiraları becerme marifetine ve kabiliyetine bağlıdır… Bu şartlar altında seçmenin bilinçle irade kullanması topu atar.

Seçileni sağlama bağlamak (garanti vermek) yanına gelince, öyle bir kural kökten yoktur. Milletvekili vekâletnamesini bir yol kapıp kaçtı mı, hemen Allah kadar dokunulmazlığı ile milletin üstüne çıkıp, her türlü kontrolün dışında dört yıl bildiğinden şaşmaz. Millet kimliğini ve karakterini tanımadığı milletvekilini ne deneyebilir ne denetleyebilir.

Denenemez
ve denetlenemez bir vekili, milletvekili de olsa, asil olan halkın “Milli İrade”sini dört yıl pervasızca kötüye kullansa, ona kim ne yapabilir?

Yapamazsa, onun Milli İradeyi sözde temsil etmesi hangi kerteye dek laftan işe geçebilir? Allah bilir. Bunu hepimiz, dört yılda bir tekrarlayan çeşitli trajediler ve komedyalarda konulduğu sahnede acı acı seyrediyoruz. Ve daha iyi anlıyoruz: Milli İrade gittikçe daha çok Allah’a kalmıştır. Millete düşen pay gökten düşecek bin bir kanunun yıldırımını göğsüne çekip, kıyamete dek beklemektir.

Bekle daha dört yıl, sağ kalırsan ve gene aldatılmaz yahut zorlanmazsan ve tiryakisi olduğun Babil afyonu macunlarının beyni uyuşturucu yalan alışkanlıklarından yakanı kurtarabilirsen: şansına belki daha az hayal kırıcı bir Milletvekili çıkar, eğer Allah, yani bugünkü Milli İrade nasip ederse! Öteki: Seçim kanunlarının en keskin avukatları bunaltan; kıldan ince kılıçtan keskin Sırat Köprüsü yolları, Seçim Divanlarının her Tanrı günü beş vakit namaz inadıyla ezan okurca tekrarladığı radyolu, fonoğraflı, yazılı, sözlü “bildiri” uyarmaları, yok Sandık Heyetleri, Parti Müşahitleri, kılına toz kondurulmaz seçim listeleri, Karanlık Oda mühürleri… Müslümanın “Allah kabul etsin” deyip ha bire yatıp kalkmasını andıran: Cennete mi Cehenneme mi götüreceği kestirilemez, boş tapınç törenleri olur. Asıl Müslümanın iç inancı (imanı: seçim bilinci) ve davranışı (Ameli: seçmene verilmiş sözlerin garantisi) nasıldır? O aranmaz.

Merasim tamamdır. Müslümanlıkta imansız amel münafıklık sayılır. Bugünkü seçimlerimize en kodaman Parti sözcüleri dahi kumar gözüyle bakıyor. CHP’nin Uç Doğudaki Formoza adasından [ahkâm] kesen Çankayşek’ten ders almaya gitmiş Köycülük Bakanı Lebid Yurdoğlu “Hür Basına” şöyle diyor: “Seçim Toto oynayanlar, Ege’de sürprize oynadıkları taktirde kazanacaklardır.” (23/09/1965)

SEÇİM TOTO: bütün Partilerimiz için “Milli İrade”nin tecellisi, aşağı yukarı böyle kibar kumarı piyangoculuktur. Seçmene kendi gerçek yararı ve durumu dupduru ve iyice anlatılmazsa, seçeceği Parti veya programın prensipleri hazmettirilmezse, seçilen Milletvekilinin her an denetlenmesi sağlanamazsa, Seçim her dört yılda bir açılan striptiz sahneli “Sürpriz” Parti olur.

 

Yoruma kapalı.