Hikmet Kıvılcımlı – Karma değil Karmakarışık

Sosyalist 6 Nisan 1971

Hükümet programı baştan sona okununca edinilen ilk genel izlenim şudur:

1- HİÇ YAPILAMAYACAK HER ŞEY

Hiçbir şey yapamayışın melankoli denilen karasevdası içinde, her şeyi söylemiş görünmek. Bir koca gazete sayfasını dolduran program içinde 50 yıldır işitilen : “Muasır medeniyet seviyesi” klişe olarak: “Çağdaş uygarlık düzeyi” biçimine çevrilmiş. 50 yıldır bilinen: “Türk sılâhlı kuvvetlerinın demokratik rejime ve anayasa düzenine bağlılığının en açık delili” bilinen “muhtıra” ile verilmiş.

Ne yapılacak? En başta:

“Zorunlu reformların hiç beklenmeden gerçekleştirilmesi” deniliyor. “Zorunlu” nerede başlar, nerede biter? Kim bilir.

En son: “Herhalde artık Anayasanın öngördüğü reformların yapılmadığı veya ele alınmadığı söylenemiyecektir.” deniliyor. Demek maksat ağızları tıkamak. “reform” diye tutturulmuş. “Alın size reform” denilecek. Hiç değilse “yapılacak” mı reform? Şart değil: “Ele alınma” da yeter.

Programın genel sözleri bunlar. “Dengeli gelişim”, “dinamik bir yapı”, “siyasal degişme”, “temel yapısal ve kurumsal çözümler” için “cesaretli adımlar” sıralanmış. Şirin, güzel sözler. Yapılacak işler hangisi?
“En kısa zamanda ilgili bakanlarca yüce milletimizin bilgilerine sunulacaktır” deniliyor. “Düşük gelir”den kurtulmak için: “Yol uzun”dur.“Kalkınma” için “Uzun vâde” isteniliyor. Öyleyse “en kısa” olan iş nedir? Önümüze mahut “Strateji” çıkıyor. “İlk aşama” olarak, temel: “Toprak – eğitim – maliye” gibi temel reformlar sayılıyor.

2- BOYUNA DEĞİŞİR DENGE

Bunlardan tek dişe dokunan toprakla ilgili reform şu:
“… Bir ailenin bölgelere ve toprağın cinsine göre tespit edilecek bir büyüklükten fazla toprağa sahip olmasını engelliyecek “Toprak Reformu Ön Tedbirler Kanunu”.

Daha “reform” yok, “ön tedbirler kanunu” gelecek.

Oysa, “ön tedbirler” değil, “toprak” kanununu 2. Emperyalist Evren Savaşı’ndan önce tekparti’nin İ.İ. Paşası başvekilken “meclise sunmuş” idi. İlkin “aile başına” Amerikanvari 500 dönüm bırakılacaktı. Sonra bu alaturkalaştırılıp adam başına 5000 dönüm bırakılacaktı. Sonra bu alaturkalaştırılıp adam başına 5000 dönüme çıkarıldı. Böylece toprak ağası ev halkına en seçme topraklarını beşer bin dönüm dağıtıp kanundan sıyrıldı. Gene de İ.İ. Paşa’nın nasıl tekerlendiğini biliyoruz.

Şimdiki paşalar. “Silâhlı kuvvetler” ellerinde olduğu için tekerlenmezler mi? Komutan ne? Bir memur. Memur kim? Hükümet emrinde, şimdi tersine hükümet komutanın emrinde. Bu ne kadar sürer? Bizde olağan şey bu.
1937’lerde İnönü hem “paşa” idi, hem “başvekil” idi. Karşısında şimdiki gibi sürüyle başka parti de yoktu. Yalnız ordu: Çakmak Paşa’nın, devlet Gazi Paşa’nın emrinde idi. İnönü Hükümeti: Bir işaretle düşüverdi. Bugün de öyle oldu. Devletle ordu başları: “Git” deyince hükümet gitti.

1937’ye göre bir fark var. O zaman hükümet ilerici idi; şimdi gerici. O zaman ordu gençliği tarafsızdı; şimdi toprak reformundan yana… Ama ordu hiyerarşiye bağlı. Hiyerarşinin tepesinde komutanlar oturuyorlar. Kuvvet komutanları gençliğin tutumunu amortize etmek (öldürümlemek) için başa geçtiler. En üstte devlet başkanı bu işi ayarlıyor. Karşıda bütün partiler, orduyu neresinden ısıracaklarını hesaplıyorlar.

Böyle durumlara eskiden “muvazene’i mütedavile’i dâime” derdik. Öztürkçede: “Boyuna değişir denge” adı verilir. Burada kim kurtsa, o “partiyi kazanır”. Saf kuzucuklar birer ikişer veya toptan yenir.

Kim kurt?

3- KURTLARlN ULUYUŞU
Parababalarından daha kurt kimse olamaz. Kurt bulanık havayı sever. Parababaları da bayılırlar böyle bulanık politika havasına. Kaç taşla kaç kuş vurmazlar ki:

1- Süleyman Bey Türk parasını düşürdüğü için görevini bitirdi “Baba bir hırsız tuttum”a dönmüştü ekonomi: “Al getir, gelmiyor. Koyver, gitmiyor”. Ordu Süleyman beyi koyvermekle sevabına girdi. AP’ye kahir yüzünden lütuf oldu.
2- Bütün kötülükler parababalarının tekelciliğinde değil, hâşâ: Suç kişi Süleyman’da. Ordu Süleyman’ı atınca, yerine koyduğu Erim’le her yer günlük gülistanlık olacak. Estirilen hava bu.
3- Hepsinden yamanı ordunun çıkardığı tozdan, dumandan hazır göz gözü görmezken, ordu da, vatan da, millet de Ortak Pazar denilen emperyalist anavatanları emrine aktarılacak. Hemen bütün yabancı parababaları ile son günlerde harıl harıl pişirilip kotarılan anlaşmalar, müdahalenin yarattığı sis perdesi ardında başarıyla gözden kaçırılıyor. Türkiye aktarılsın. Sonu kolay!
4- Halkın içinde, ordunun içinde patlamasız bu kalıp değiştiriş darboğazı da hele bir atlatılsın. O sıra yapılacak “ruh yatırımları” ile, gelecekte “oy davarlarımızı” gene parababaları yönünde ürkütme hazırlığı tümlenecektir. DP’nin ve Ecevitçi CHP’nin şimdiden değme dağlara konamayışları o yatırımlardandır. Ve ilh., ve ilh…

Bütün bezirgân parti kurtlarının çeşitli saman altından su yürütmeleri, hep “Bekle gör” diyen VAKİT KAZANMAK manevralarıdır. “Kandıralı Nihat Bey”in hükümet programı, tam o parababalarının vakit ve reklâm kazanmaları için biçilmiş kaftandır. Bunu programdaki “toprak reformu” için yazılanlardan daha iyi hiç bir şey gösteremez.

4- GELMEZ AYIN ÇARŞAMBASI

Toprak programı 5 madde. Ana madde, temiz iş almak için “altı ayda” çıkarılacak olan “tedbirler kanunu.” Büyük arazi yasağını uygulayacak öteki 4 madde büsbütün “develeri güldürecek” şeyler. Programın dili ile aynen sıralayalım:
1- “Başbakanlığa bağlı örgüt” yapılacakmış, o iş için. Uygulayın bugünkü sistemde: 1 milyonu bulan kapıkulu memur sayısı içine yeniden yüzbinlerce yeni memurcuklar katılacaktır!… İşsiz aydınlar sokaklar dolusu olduğuna göre, bu maddeden kolayı yok.
2- “Reform aracı… Tarım vergisi” konulacakmış. Bu da sayısı artacak nıemurlara tâze maaş sağlıyacağı için, bütün kapıkulları kalabalığının (asker-sivil bürokratların) şiddetli alkışlanyla karşılanacak. Ancak bir şey var: Bu vergiyi hangi “tarımcı” ödeyecek? “Tedbirler kanunu”, hiç değilse lâfta, büyük arazi sahiplerini “kaldıracak” değil mi? Öyleyse, kapıkullannın ağızlarına çalınacak bir parmak bal tarım vergisi‘ni; – “dalavere, malavere”, – gene küçük ekinciler ödeyecek.

Buraya dek kurallar parababaları için “reformu” halkın gözünde taşınmaz yük etme prensibine uygun ve buna kapıkulları gık diyemezler. Ondan sonraki iki madde büsbütün yürekler acısı:
3- “Devlet Örgütü” ile “KREDİ, FİYAT çelişkilerini kaldırmak”. Evet, program, bezirgân ekonomi‘nin taptığı pazar kanunlarını devlet eliyle“kaldıracak”! Bu Osmanlı “muhtesip ağalığı” için, çarşıya kaç yüz bin değnekli Subaşı gönderecek?.. Devletin arabasına bindiği düzen kapitalizm olacak, ama devlet kapitalizmin hiç şakaya gelmiyen fiyat ve kredi kanunlarını, silâh gücüyle “kaldıracak”! İnsanlarla böylesine alay edilir mi? Hükümet mindere çıkmadan, güreşte yenileceğini ilân ediyor.
4- “Kadastro, harita çalışmaları”: Anlaşıldı mı “Vehbi’nin Kerrâkesi”? “Kerrâke” ne midir? Cici kızların kışa girerken butlarını örttükleri “Maksi”dir: İç ayıbı görünmiyecek ve üşütmiyecek topuğa dek kaftan, bizim bildiğimiz. Hükümet “toprak refoımu”na “harita ve kadastro” maksisini giydiriyor!.. Toprak reformu mu? Ne demek 6 ay içinde “tedbirler”i meclisten çıkar (şakaya gelirse).

Uygulama mı, gerek? O da “kadastro” çabukluğu ile yapılacak. Kadastro ne zaman biter? İ. İ. Paşa, ilk “toprak kanunu”nu “büyük meclis”e getirip, henüz tekerlenmediği gün hesabını yapmıştı: Kadastro Türkiye toprağına 500 yılda belki yapılır!.. “Harita”ya gelince: Bu işe CIA’nin sermayesi yetmez. U.S. Amerika’yı satın almak gerekir.

5- “TİP” İK MARTAVAL YOK: “PLATFORM” VAR

“İşte böyle Mehmed-Ağa”! Bütün “partiler üstü” yeni Mehmedağalar ağızlarını açmışlar. Bizim Mehmedali Ağa’dan Behice Ağa’ya, Nihad Ağa’dan Süleyman Ağa’ya, İsmet Ağa’dan Kayserili ve Bozbeyli Ağalara dek bütün eski, yeni, gerici, ilerici kurtlar, hep T. İşçi Partisi’nin “faşist eğilimlere kapılmayan” şu bildirisinde toplanıyorlar:

“Demokratik haklarla ilericilerin can güvenliğini teminat altında tutarak, BÜTÜN SOSYAL SINIFLARIN (yani Tefeci – Bezirgân ve Finans – Kapitalistlerin de en başta tabii) siyasi AĞIRLIK’larını serbestçe ortaya koyacakları bir ortamda SÜRATLE genel seçimlere gidilmesini istiyoruz.”

Bu maskara “siyasi ağırlık” kimde var? Herhalde bir deri, bir kemik işçi köylü yığınlarında yok. “Süratla seçime gidilince” kim “ağır” basacak? Belli: Yağlı pehlivan Süleyman Bacanak ve kaçak güreşen Feyzioğlu – Bozbeyli içgüveyleri ile bir kaç çiroz paşa… Toprak reformunu değil, onu “istiyoruz”.

Hayır, baylar bayanlar, sizin ne istediğinizi biliyoruz: Tabandan gelen ordu tepkisini, tepeden gelen kartları değiştirme yönünde kazasız belâsız şapa oturtmak istiyorsunuz. Tehlikeli perende.

Biz iyi dilekli saf çocuklara bir daha duyururuz. Demokrasinin temel dayanağı genellikle işçi-köylü yığınlarının davranışı ile, özellikle köye kıyasıya hürriyet, toprak ve bereket sağlayacak sosyal devrimle gerçekleşir. Bu devrimi, işçi-köylü yığınlarının girişimine – örgütüne – kontroluna dayandırmadıkça, dünyanın bütün silâhlı kuvvetleri de bir araya gelse başaramaz. Ama, örgütlü işçi sınıfı, birkaç haftada örgütleyebileceği büyük köylü yığınlarımızı en yüce demokratik düzeye ve bilince eriştirir.

Toprak reformu diye soyutlaştırılıp kuşa çevrilmek istenen hür (özgür) oluşumun politik ve sosyal platformu: İthalât malı uzman ve adaptasyo‘larla boşuna çıkmaza sokulmamalıdır. O platfom: İşçi sınıfı partisinin Türkiye’deki aktüel karşılığı Vatan Partisi programı içinden başka yerde aranmamalıdır.

Yoruma kapalı.