Hikmet Kıvılcımlı – İt Ürüyor! Demek: Kervan Yürüyor

Sosyalist 16 Mart 1971

“İstanbul’un Şişli (Parababaları) semtinde, sahte “Dev-Genç” imzalı, bir lumpen(paçavra) kağıt yayılmış. Onu “Sosyalist”te olduğu gibi yayınlamak en kestirmesi olurdu. Çünkü fahri CİA ajanlarının (“Fahri” diyoruz; Böylesine zekası kıtlara CİA’nın da pek metelik vermediğini sanırız) ne denli çaresizlik içinde, kıvrandıklarını o paçavradan iyi hiçbir şey belgeliyemezdi. Ancak Sosyalist’in ideolojik yapısına girmeyen sarhoş kusuntularıyla yer kaplamaya ve okurun gözünü kirletmeye hakkımız yoktu.

“Devrimci gençlik örgütünün temiz adını kötüye kullananların sahtekarlıklarını yakalayıp yargılamak, gerçek Dev-Genç yiğitlerinin bilecekleri iştir.

“Biz yalnız ahmakları manyaklıklarıyla yarışan kalpazanların- düşünce, karakter, taktik züğürtlükleri bir yana – 30 yıllık provakasyon temcit plavından kendileri çapında “kahramanlar” kotarma girişimlerine 30 yıldan beri ilk ve son kez değmekle yetindìk.”

6.3.1971 günü, Ankara Hukuk’un büyük anfisinde binlerce genci ilgilendiren Sosyalist düşünce ve davranış incelemelerine karşı hangi alaturka “Hayatî” çelmeciklerin takılmak istendiği gülümsenerek görüldü. İki gün sonra, 8.3.1971 günü, “Büyük Derleniş” akımını önlemek için, maskeli Finans – Kapital ajanlarınca, Şişli Postahanesi damgalı, sahte “Dev-Genç” imzalı bir de “bildiri” postalanmış. (*)

“Bildiride” de “Finans-Kapital deyimini Genelev ağzıyla “çürütmek” (Finans-Kapitali hedef olmaktan çıkarmak) için, genç başlar düşünce ve davranış yerine apış arasına sokulmak istenmiş… Herşeyden önce, namuslu yiğitliklerini tanıdığımız: “Devrimci Gençlik Federasyonu” arkadaşlarımızı, üzerlerine sıçratılmak istenen CİA metotlu çamurlardan tenzih ederiz.

Anlaşılan, başka tutamağı kalmamış olan Bâbil artığı provokasyon: “Türkiye’deki Devrimci mücadelenin ilk militanlarından olan Mustafa Suphi ile Şefik Hüsnü’nün” yanına yeni “yıldız”lar icat etmek görevini almış.

“Geçenlerde toprağa verdiğimiz 78 yaşındaki işçi arkadaşımız Râgıp Ervardar’a ait acı bir anı” ile, bir ölmüşün mezarını örseliyerek, pornografiyi bildiri biçiminde “ideoloji”leştirmiye çalışıyor. Türkiye Sosyalizminde taşı taş üstünde bırakmamak istiyen CİA’nın bu tip oyununa bilerek yahut bilmiyerek âlet edilmiş gerçekten saf kişiler varsa, onlara (çünkü ötekileri 50 yıldır elimizden geçirmişiz) sahtekârlığın kertesini belirtecek bir kaç gerçeği istemiyerek ve iğrenerek anmakla yetineceğiz.

1- “1925 yılı” ele alınmış. O yıl Türkiye Sosyalizmi için ne “Râgıp Usta”, ne “Râgıp” adında hiçbir kişi yoktur.

2 – “1925 yılı” Dr. Hikmet Kıvılcımlı Ankara İstiklâl Mahkemesindedir. Ve hiç bir zaman, ne “Diyarbakır Hapishanesinde”, ne başka hiç bir yerde, hiç bir kimseyle “aynı hücreye düşmüş” değildir.

3 – Gerek Râgıp’ın ve Şükrü’nün kendilerinin, gerekse bir çok arkadaşlarının polis ifadelerinde Şükrü’yü yetiştirip harekete sokanın Râgıp olduğu boyuna söylenmesine rağmen Râgıp beraat ettirilmiştir. Harekete bir tertiple sokulan Şükrü ise, aynı dâvânın baş provokatörü bulunmasına rağmen, – bilinen nedenlerle, – hafif bir cezadan “yoksun” bırakılmamıştır.

İğrenç bir provakasyon belgesi olan bildirinin altındaki Dev-Genç sahte mühüründe kuruluş tarihi olarak 1967 rakkamı okunmaktadır. Oysa biliyoruz ki, Dev-Genç’in ilk biçimi olan FKF 1965’te kurulmuştur. Örgütün adı daha sonra 1969 Kurultayında Devrimci Gençlik Federasyonu şeklinde değiştirilmiştir. CİA-MİT kombinezonu sahte mühürü kazıtırken doğrusu büyük açık vermişler.

4 – Tahkikat sonunda anlaşılmıştır ki, bir avorton bozuntusu olan iğrenç Şükrü türktür, Râgıb’ın yüzüne bakılmaz denilen karısı yahudidir. Bu iki insan (Şükrü ile Kadın) arasında en ufak akrabalık yoktur. Şükrü, Râgıb’ın “Kain biraderi” değil, “çırağım” diye tanıttığı, arkadaşlarınca “Râgıb’ın metresi” adı verilen ve Müdürüyette öyle kullanılan “Evlâd’ı mânevî”sidir.

5 – O türk “Mânevi Evlât”, Râgıb’ın evindeki müsevi karısını (analığı yerindeki dişiyi) kaçırdığı için, Râgıp usta Şükrü’yü: “Ölünceye kadar aslâ affetmez”olduğunu önüne gelene sık sık açıklamıştır.

6-Aynı “Mânevî Evlât” Şükrü; kısa cezasını bitirir bitirmez. İstanbul gizli polisinde görevli iken gözle görülmüş ve Tan Matbaasını havaya uçuran esrarengiz bitişik handaki hâlâ büyüsü çözülemiyen dinamit deposu ile birlikte patlayıp öbür dünyaya göçmüştür. Bu yüzden, sahte “Dev-Genç” imzalı Bildiri’nin birinci tanığı Şükrü sahneden silinmiştir.

7 – Birkaç yıl önce Erdek’te rastladığı Dr. Hikmet Kıvılcımlı’ya inanılmaz hasret gösterileriyle sarmaşmak ve adres verip hastalığına baktırmak istiyen Râgıp’a gelince, o da: “Geçenlerde toprağa verdiğimiz” denildiğine göre, sahte “Dev-Genç” imzalı bildirinin ikinci tanığı Râgıp ta sahneden silinmiştir.

8 – Dâvâ’da düştükleri provokasyonları ve dikine karyerizm sapıklıklarını, “Apolet sosyalizmi” uğruna bir, “fetret devrinden” yararlanarak “Komintern”e: Apış arası problemi gibi aktarmak hevesine düşenlere, vaktinde, Şefik Hüsnü aracılığı ile, bir Balkan “kardeş partisinde” geçmiş olaylar ışığında başka kapı gösterilmiştir.

Sahte “Dev-Genç” imzalı bildiride: “Örgüt için görev başına” çağıran “devrimci doğru çizgi” “teorisi”nin ulaştığı bu pisi pisine şantaj “aşama”sını kendi U. S. marka kaderiyle başbaşa bırakalım. Burnu alıştığı gerizlerde suçortağı arıyan Şark kurnazlığı, her zaman karda gezip izini “belli” etmediğine inanacak ve böyle yakayı ele verecektir.

Belki yanıltıları içi temiz “Devrimci Gençliğin bilmesinde yarar gördüğümüz” bütün belgeler, şu ya da bu servisin tezgâhladığı klâsik uçkur – peşkirli Tefeci – Bezirgân Hacıağa provokasyonlarında değil, 1920 den 1960 yılına dek süregelmiş aralıksız “Komünist tâkibatı” dosyalarında yatmaktadır. Herkesin kim olduğu orada, kendisi unutsa bile, torunlarınca er geç tüm ayrıntılarıyla okunacaktır.

Yalnız “Sosyalist”in Başyazarı, gelecek kuşaklara o en içten kopma “vasiyyetini” bu vesileyle bir daha tekrarlar: Aman! Gizli polis ve Adliye arşivlerimizde yatan siyasî “Tahkikat” dosyalarını, her ne bahaneyle olursa olsun, hiç kimsenin yakmasına, yırtmasına göz yummayınız…

Çünkü, bizde âdettir. İttihatçı Kompradorlar, Abdülhamid’in gizli dosyalarını, kimseciklere göstermeksizin, Beyazit Meydanında yakıp, günahlarını (jurnalcıklarını) Milletten saklamışlardır. Dün ve bugün, Türkiye ve Dünya politika alanında namus taslayıp göbek atan kimselerin ne olduklarını en tartışılamaz biçimde aydınlatacak som olaylar, hep gizli dosyalarda saklı durur.

Sakın, gerçekler yokedilmesin! Bundan provokatörlerin döllerine bir kötüleme düşmez. Her kuşak kendi yaptığından sorumludur. Gerçi sapıkların utanabilecekleri düşünülemez. Zerrece utanma duyguları bulunsa, dün kendilerinden sanıp göklere çıkardıklarına, bugün, (yanlışları yüzlerine vurulunca), şantaj yapamıyacak denli zeki davranırlardı.

Yüzyıl sonra da olsa, provokatörlerin çârmıha gerilmeleri, insanlığın trajedisini aydınlatmıya ve değiştirmeye yarıyacaktır. Bunu bilmek ve hazırlamak,arkadaşlık ve kardeşlik duygusunu şimdiden daha güçlülendirecektir.

Bu çamura değmek değer miydi? Lenin’ce “miras”ı benimsenen Çernişevski’nin dediği gibi: “Politika, Nevski (Moskovanın en büyük ve temiz) caddesi değildir. Ayağını çamurdan sakınan siyaset yoluna hiç girmesin.” Bunu bilerek girdiğimiz yolun batağından bir an korkmadık. Toplum çamursa, elbet içinden çıkmış sosyalistlere de sıçrıyacaktı. Bulaşacak diye, geri dönülemez. Bulaşınca kedi pisliği gibi saklanamazdı.

Vurguncu efendi babamızın miras bıraktığı bayramlık iskarpinlerini giyen “sosyalizm” süslü beğcikler değiliz. Ekmeğini taştan çıkarmış kara toprağın kuru öküzü denli halktan insanız. Çamurlaşın çamurlaşabildiğiniz kadar! Züğürt İşçi Köylü çarıklarımız sizi her zaman çiğneyip geçecektir. Hiç şaşmayın.

Yoruma kapalı.