Hikmet Kıvılcımlı – II. Pratik Devrim Orijinalliğimiz: ORDU

Sosyalist 12 Ocak 1971

Türkiye devrimcilik tarihinde gençlikle ordu birbirinden ayrılamazlar. Daha doğrusu: “ordu” demek, “ordu gençliği” demektir. Yoksa, “Ordu fosilleri” ile“Ordu”nun bir ilgisi yoktur. Ancak, daha didaktik (öğretici) açıklama için, gençlikten ayrıca ordu olayı üzerinde durmak gerekiyor.

Devlet ve Silâhlı Türkler:

“Devlet” sözcüğünün hem en soyut, hem en somut anlamı kısaca şudur: “Devlet silâhlı adamları ve cezaevleri bulunan örgüttür.” Osmanlı Türkleri, daha cezaevlerine ve zindanlara kalkışmadan önce, silâhlı ilb‘ler (şövalyeler – gaziler) idiler. Türk olup da içlerinde “silâhsız adam” yoktu. Hepsi, tepeden tırnağa olabilecek bütün silâhlarla silâhlı idiler. İrısanların sonradan silâhsızlandırılmaları, bir avuç silâhlıya kul köle edilmeleri için yapıldı. İlk Oğuz boylarında kul köle edilen kandaş yoktu, olamazdı.

İlk Osmanlı Devletini o Türk İlbleri, yalnız “silâhlı adam” olarak kurdular. O nedenle devlet demek, silâhlı adamlar demek oldu. Osmanlı Devletinin“reâyâ” (güdülenler) adlı çiftçilerini “devlet sınıfları” denilen: Seyfiyye – ilmiyye – mülkiye – kalemiye zümreleri güderdi. Gerçi bu dört zümrenin dördü de pek öyle “silâhsız” dolaşır takımından değillerdi. Bir:

“- Allah, Allah!”

çekildi mi, değil mülkiye beyleri ve ağaları, kalemiye hocaları ve efendileri, sarıklı ilmiyye dahi cübbesini beline dolayıp silâha sarılır, sefere eşerdi. Öyleydi bizim Türkler.

Silâhlı Türklerin içinde ise en silâhlıları: Seyfiye denilen kılıçlılarla, mülkiye denilen, hepsi kılıç kılıç örgütlenmiş dirlikçiler idi. Asıl sefere atlı, yaya eşenler bunlardı. Bunlara modern kapitalizm çağında kısaca ordu denildi. Türkiye’de ordu, yâni “silâhlı adamlar”: hem devlet kurmuşlar, hem memleketi işletip yürütmüşlerdi.

Batıda Burjuva Devrimi:

Bunun anlamı açık. Türkiye’de devlet demek de, memleket (kapitalizmdeki anlamıyla millet) demek de ordu demek oldu. Belki, değil, muhakkak: Her ülke gibi Batı da, böyle barbar sosyalizmden gelme şövalyeler, silâhlı gaziler tarafından kuruldu. Ne var ki, Batı Avrupa’da şövalyelik köprüsünün altından binlerce yıllık sular aktı. Derebeğileşmiş şövalyelerin altından burjuva adlı modern işveren sınıfı civcivleşip türedi.

İşveren sınıfı (burjuvazi), yalnız sivrisinekten yağ çıkarır, işini bilir, becerikli bır sosyal sınıf olmakla kalmadı. Kendi biriken varını (Sermayesini) yitirmeksizin, derebeğileri tırtıklayıp aşındırabilen ve derebeğileri birbirine düşürmeyi beceren, sabırla koruğu helva etmesini başaran bir ilerici sınıftır.

Sıkışan derebeği devletini işveren sınıfı harçla, borçla satın alarak, kaleyi kimse farkına varmaksızın içinden fethetti. Önce, bir kocaman derebeğe (krala) öteki derebeğileri kırdırttı. Sonra: Sermaye geliştikçe sayıları artan işçi sınıfı ile derebeğinin çölleştirici sömürüsünden yılgın köylü sınıfını (o zaman köylü de bir sınıftı) savaş arabasına bağlayıp iktidara geldi. Ve antika iktidarı temizledi. Egemen burjuva devletini kurdu.

Türkiye’de Burjuva Devrimi:

Türkiye’de burjuvazinin iktidara gelmesi, böyle işçileri ve köylüleri devrimci eyleme sokan bir girişkin işveren sınıfının kendi ve öz gücü ile olmadı. Alacaklı Avrupa Finans – Kapitalinin yıllarca hazırlayıp kışkırttığı altüstlükler, savaşlar, bozgunlar ortamında: “vatan elden gidiyor!” çığlığını koparan ordu gençliği’nin dağa çıkıp isyan bayrağını kaldırması ile oldu.

İktidara getirilen, devleti eline geçiren Türkiye işveren sınıfinın en ağır basan bölüğü: Komprador burjuvazi idi. Ama, o iktidara getirişte ve devleti ele geçirişte (Uluslararası Finans – Kapitalin dış kontenjanları bir yana bırakılırsa), vurucu güç ordu oldu… Dünyada kapitalizm ölüm döşeğine (emperyalizm aşamasına) girdiği gün, sömürgeleştirilmeye doğru dörtnal koşturulan bir yarım – sömürge ülkede, tarihcil rolü bitmiş bir sınıfın (burjuvazinin), hiç yer kalmamış bir zümresi (kompradorları) başka türlü de iktidàra çıkarılamazdı.

Türkiye Devrimlerinde Sınıf ve Ordu:

Bu somut Türkiye tarihi içinde sosyal sınıflar diyalektiğinin baş döndürücü çelişkilerini kavrayamayan kimi keskin, yâni hazırlop sirke sosyalistleri türedi… Bunlar, skolastik kafalarından iri burunlarıyla “sosyalizmin bilimini” yapmak istediler. O zaman, Türkiye’ye özge, karmaşık, çok yanlı burjuva devrimleri içinde, yalın kat ordu faktörüne dört elle (yani iki elleri ve iki ayaklanyla) sarıldılar. Ve Türkiye’de bugüne dek gelmiş, geçmiş burjuva devrimlerini, burjuvazinin değil,“asker-sivil bürokratların” yarattığı martavalını yuttular ve kimi gençlere de yutturmaya koyuldular.

Bu çeşit, sosyal sınıflar pusulasını şaşırmış mistifikasyonlar (saflığından yararlanıp adam kandırmalar, fikir dolandırıcılıkları) bir yana bırakılmalı. Yalnız şu gerçekliği iki kere iki dört ederce kafaya yerleştirmeli. Türkiye gelişimi ve devrimler tarihinin orijinal gidişi kanunu yüzünden, Türk ordusu adamakıllı devrimci bir gelenek ve görenek kazandı.

Burjuva devrimlerini (sanki sosyal sınıflar dışında ordu olurmuş gibi) sırf orduya mal etmek nasıl saçmalamaksa, tıpkı öyle: Küçük burjuvazinin (antika bir yığının) demokratik devrim özlemi vardır diye, burjuva modern devrimini, antika küçük burjuva devrimi imiş gibi göstermek de, en azından ne dediğini bilmemektir: Ama, bu her iki ince püf noktası, Türk ordusunun devrimlerde vurucu güç rolünü unutmaya vardı mı, Skolastik saçmalayış develeri güldürmeye dek varabilir.

Batının Tersine: Türk Ordusu Devrimci:

Ordunun, bir sosyal sınıf olmadığı ve olamayacağı halde, Sosyal Devrimlerde vurucu güç oluşu: Türkiye’ye Osmanlı göreneklerinden kalma, en önemli ve en orijinal (türü kişiliğine özge) bir gerçekliğimizdir. O kadar ki, bu gelenek, her gün, “Yakındoğu” etiketi takılan eski Osmanlı Türkiyesi haritası içine giren ülkelerde bile hâlâ yürürlüktedir: Irak’ta, Suriye’de, Mısır’da, Sudan’da Libya’da ordu, boyuna sosyal devrimlerin vurucu gücü olmaktadır.

İşe bu karakter, ordunun devrimci oluşu, hemen başka hiç bir ülkede görülmez. Çünkü oralarda ordu: Ya derebeğiliğin çöküntüleri altında ezilmiş, yahut burjuva ordusu karakterini alarak, çarçabuk sömürünün kör âleti durumuna girmiş ve korkunç biçimde gericileşmiştir. Bunu bize en iyi açıklayan, en yaman ihtilâller ülkesi bilinen Fransa’nın ordusudur.

Biz söylemiyelim. De Gaulle,1961 yılı, New York Times Başyazarı Cyrus I. Sulzberger’e şöyle dedi:

“Fransız tarihinde hiç bir devrim ordu tarafından yapılmamıştır.”

Bu deyimi tersine çevirip kendimize uygulayalım.

“Türkiye tarihinde hemen her devrim ordu tarafından yapılmıştır!”

Yoruma kapalı.