Hikmet Kıvılcımlı – Haçlı Seferi Sökmez

Sosyalist 26 Ocak 1971

CERRAHPAŞA 9.1.1971

Türkiye’de “demirkırat” tekmesinden yaman “demokrasi” var. “Paşa” onu 1945’te ilân etti sanılır. Yalan. Türkiye’de demirkıratın tekmesinden yaman“demokrasi” hatırlanamıyacak kadar eskidir. En az yarım yüzyıldır anamızı ağlatan yalnız “demokrasi”dir. Bunun ne demek olduğunu bilmeyen var mı? Ona“burjuva demokrasisi” denir.

1.- KEDİLER ve İNSANLAR
Burjuva demokrasisinde “sayılamıyacak kadar çok” “HÜRRİYET”ler vardır. Daha doğrusu, burjuva demokrasisinde, “HÜRRİYET”ten başka hiç mi hiç bir şey yoktur. Düşünün: Bir kedi, öteki kedilere “Siz çalışacaksınız. Ben sizi çalıştırdığım için yiyeceğim” dese, öteki kediler bu kedi efendiyi, kedi ağayı, kedi beyi, kedi paşayı o saat parçalarlar. Ama, İnsan öyle mi?

Pundunu düşürüp silâhlı adamlarıyla öteki insanları silâtısızlandırdı mıydı, bir de bakarsınız, silâhlı adamlara emir verebilen bir avuç adam (ben diyeyim 500, siz deyin 2500 kişi): 35 milyon insanı “çalıştırmak” HÜRRİYETİ, sömürmek HÜRRİYETİ, ezmek HÜRRİYETine yüzde yüz kavuşmuştur bile. Gayrı kim o HÜRRİYETe yan bakarsa, silâhlı adamlar başına tebelleş edilir. Önce cezaevi, sonra adalet, daha sonra ya zindan, ya kurşun..

2.- HÜRRİYET ve İNSANLAR

7 bin yıllık “uygarlık” mı, yoksa “medeniyet” mi, ne derseniz deyin, kısaca: Sosyal Sınıflı Toplum o sömürme HÜRRİYETİ temeli üzerine kuruldu. Dile kolay 7000 yıl. Ve insan, kedilerin, köpeklerin, mandaların, ayıların bir saniye dayanamıyacakları o karagözlü HÜRRİYETe sonra alıştırıldı. “Alışmak” ta lâf mı? Sömürme HÜRRİYETinin neredeyse “tiryâkisi” oldu.

Hangi tiryâki? Düpedüz “esrarkeşi”, “morfınmanı”, “zır delisi” kesildi. Şu Türkiye halkının haline bakın. Her dört yılda bir kendisini nasıl çalıştıracaklarını, nasıl sömüreceklerini, nasıl soyup ezeceklerini bilmediği, tanımadığı bir takım hem gülünç, hem korkunç yaratıkları, aralıksız: “sandıktan çıkarıyor”. O develeri güldüren sömürü-ezi HÜRRİYETine toz kondurmak istiyenlere karşı, herifçioğulları, göbeklerini ve gerdanlarını şişire, gere bir görünüyorlar ki, HÜRRİYETlerinin heybetinden adam korkar. Sözlerine bakarsan, puhu kuşu gibi, hep “hukuk devleti”,”guguk devleti” diye öterler. İşlerine gelince: Hak, Hukuk, din, iman, bin mintan: “silâhlı adamları” çıkarırlar.

3.- OLDUM JANDARMA ve TOPLUM POLİSİ

Havada, karada, denizde: Uçaklı, tanklı, dridnotlu ordular yetmez. En ücra köye dek Kayseri mektebinden olmuş jandarmalar sopayla “terbiyeli maymun”a çevrilerek üretilir. O silâhlı – adam (Firenkçesi = Jandarma) köylüdür çoğu. Ama onbaşı onlara şu baş dersi verir: “Jandarma dediğin öyle olacak ki, köylü onun, jandarmanın yarım saat yoldan geldiğini görür görmez, korkusundan elindeki çapasını yere düşürecek!”

Jandarma da yetmedi. Karakola düşenin kemiklerini kırıp etlerini “atlı boruya” teslim eden polis de yetmedi. Normal Polis ve Jandarma: HÜRRİYET adına insanlara karakolda mı işkence yapıyordu? Öyle bir polis yapıldı ki, üniversite gencini, sokak ortasında, herkese “ibret’i müessire” (etken ders çıkarma) olmak üzere, totankamon zamanının kalkanlan ve demir miğferleriyle coplanmak ve kurşunlanmak HÜRRİYETine erdirildi. Ve ona, sosyalizm “özdil”cilerinin yakıştırdıklan “toplum” sözcüğüyle: “toplum polisi” etiketi takıldı.

4.- GENÇ DERKEN, İŞÇİ – KÖYLÜ ÇIKTI

Bu pek hoşlarına gitti sömürü – ezi HÜRRİYETçilerinin. Ordu: Geride duruyor. Hele bizim ordu dün 27 Mayıs’ı yapmış. Polis karakoldan, jandarma dağbaşından başka yerde ve açıktan açığa adam dövüp öldüremiyor. Toplum Polisi: Tüm HÜR! Fruko ve Koka Kola şişeleri gibi doldur yandan yırtmaçlı zırhlı arabalara. Gençlerin, işçilerin, köylülerin içlerine maskeli birkaç provokatörle işbirliği halinde salıver. “Alâmeleinâs” (herkesin açılan gözleri gönünde) insanları Amerikan coplarıyla coplat, işsiz bıraktığın yobaz kamasıyla bıçaklat, dumdum kurşunu ile kurşunlat, alafranga plâstik bomba ile bombalat..

Kim yaptı bu işi? İşadamlarının sömürü HÜRRİYET’lerini rahatsız edecek söz edip, Beyazit’ten Taksim’e yürüyüş yapmak cesaretini gösteren “âsi” gençlik ve işçilik… Bunlar hiç sopa, kama, kurşun, bomba yememişler de ondan. Bir şey değil, 7 bin yıldır sopaların sopasıyla, başı üstünde hemen inecek kılınç ve mızrak ve gürz ve mancınık güllesi ile “yola getirilmiş” köylülüğe de örnek olacaklar.

5. KÖYLÜYÜ “KURTARMAK” İÇİN

Bizde HÜRRİYET top gibi. Vatandaşlarsa kıyasıya eşit, canım. Gösteririz biz o şehir “şımarığı” gençlerle işçilere, nasıl Bâbil çağındanberi sömürüye ve eziye kuzu kuzu yatkın köylüden zerrece, kıl payı farklı, ayırtlı, ayrıcalı olmadıklarını… Yağma mı var? Olsa bile, yağmayı silâhlı adamları ve cezaevleri bulunan“seçkin” ağalar – beyler yapar. Bu gençlerle işçiler neredeyse ağalarla beylerin “yağma Hasan’ın böreği”ne kafa tutuyorlar.

Olur mu? “Neûzübillâh” (Tanrı bizi korusun) 7 bin yıllık “yerlerin esiri” köylücüğümüzü de baştan çıkaracaklar. Onun için, karakol ve köy dışında da kanunsuz olarak resmen dayak atmak ve adam öldürmek HÜRRİYETi şân olsun ki, şu bilim ve bilinç taşıyıcı öğrencilerle, her gün biraz daha bilinçlenen işçi sınıfının “gözünün kurdu kırılsın”.

6.- ZULÜM ve ÖLÜM

Tarihte bütün yıkılmış düzenler böyledirler. Ölümleri yaklaştıkça zulümleri azıtır. Oysa, ölüm korkusu artınca nasıl zulüm artarsa, tıpkı öyle, zulüm arttıkça ölüm yaklaşır. Bu rezil çenber, ölen bozuk düzenin boğazını biraz daha çok sıkar. Türkiye Finans – Kapitali o çıkmaz içindedir. Kendisine bedavadan iktidar teslim eden 27 Mayıs ile onun Anayasası’na can düşmanı kesilmiştir. Zulmünü arttırmakla, bindiği dalı (anayasayı ve ordunun iyi dileğini) kesiyor.

Finans – Kapital ve Tefeci – Bezirgân sınıflar en son sistem ve en cehennemlik fesatlar kuruyor. Bunun iki örneği şudur:

7.- İKİ CEHENNEMLİKTE BİR
1- Üniversiteyi karakollaştırmak: Böylece, tekin olmıyan ve DP’nin başını yiyen orduyu karıştırmaksızın, gençlik kesiminde ömrü kadar uzun ve değişmez sıkıyönetim ilân edecek;
2- “Toplum jandarması” kurmak. Bu oyunla, aklınca, bir taşla iki kuş vuracak. Bir yanda kendi kışkırttığı şehirle – köy arasındaki çelişkiyi azdırtacak. Öbür yanda mâsum ve daha cahil köylü çocuklarının yoksulluklarından yararlanıp onları şehirde oturan işçi sınıfı ile “düşman” edecek.

8.- TOPLUM JANDARMASI HAÇLILAR SEFERİ

Plân bu… Hani ya Efendi – ağalarımız sınıflar savaşına çok, pek çok “karşı” idiler? Hani ya Türkiye’de yok dedikleri sınıflar savaşını sosyalistler “icat”etmişlerdi?

Şimdi finans ve tefecilik ağaları ile beyleri, dürüst, fakir köylü yığınlanmızı: Gençliğe ve işçi sınıfına karşı Haçlılar Seferine parayla sürüp keyfine bakacak. Çünkü şehirli Toplum Polisi bile “direnişe” geçti. Almanya’ya kaçtı. Böyle utanç ve insan duygusundan yoksun bir sınıflar savaşı provokatörüdür. Finans – Kapital ve Tefeci – Bezirgân mütegallibesi ve tehakküm haydutları.

Kur’an kurslarıyla, bu en hâince ve gaafilce sınıflar savaşına Türkiye köylülüğünü hazırladığına inanıyor. Yanılıyor. “Haçlı Seferleri” bin yıl öncesinde kalmıştır. Haçlı Seferleri dışarıda (Doğu’da) en acıklı ve gülünç başarısızlıklarla tükenmiştir. İçeride (kendi ülkesinde) sadece o çağın tehakküm saçan ağalar, beyler sınıfının kökünden kazınmasıyla sonuçlanmıştır.

9.- OTURABİLİRLERSE OTURSUNLAR

Batı burjuvazisi de: Mavi gömlekli işçilerle, nalçalı köylüleri birbirine kırdırmaya girişmiştir. Ancak o tehakküm zorbalığı da en az yüz yıl ötede iflâs etmiştir. Bu 19.ncu yüzyılın alçakça Makyavelizmini emperyalist Amerikan hocaları öğütlediyseler, bizimkiler sakın kanmasınlar. 20.ci yüzyılın sonuna geldik. Ve “burası Türkiye’dir”. 27 Mayıs’ı getiren 4 silâhlı kuvvet kesiminden birisi de Jandarma olmuştur.

Ağalar, beyler otursunlar oturdukları yerde edeplerile. 27 Mayıs Anayasası’nı kendi elleriyle havaya uçurmasınlar. Yıkacakları demokrasinin altında ilk cartayı çekecek olanlar er veya geç gene kendileri olabilirler. Halkın işsizlik ve pahalılık ateşinde daha fazla yanmaması için, yüzde beşyüz vurgun ve hazineye çapul hırslarını azıcık dizginlesinler.

Türkiye işçi sınıfı, köylü yığınları ve gençliğimiz ayrılmaz tabii müttefiklerdir. Menderes zavallısı da bir milyon “Vatan Cepheli” üye yazmıştı. Ne oldu? …

Yoruma kapalı.