Hikmet Kıvılcımlı – Haçlı Saldırılarına Karşı Ne Yapmalı?

Sosyalist 23 Şubat 1971

Finans-Kapital, her gün sinsice üç beş devrimciyi avlatmakla yetinnıiyor artık. Düzenli birlikler tarafından yürütülen, plânlı, açık ve genel (toptan “temizlik” hedefini güden) saldırılara geçti. Dün Ortadoğu, Siyasal Bilgiler, bugün Hacettepe, yarın kimbilir nere? Olayları anlatmanın, yorumlamanın; kimlerin yaptırdığı, kimlerin yaptığı üstünde durmanın anlamı kalmadı artık. Herşey apaçık ortada, işte, Finans-Kapital Devletinin radyosu söylüyor: “Saldırıya POLİSİN yanında BAZI TOPLULUKLAR (?) da katıldı.” İşte Bab-ı Âli gazetesi yazıyor: “Silâhlı saldırıya girişen POLİSLER, yakaladıkları öğrencileri olay yerinde biriken BİNLERCE KİŞİLİK BAZI SİVİLLERE (?) dövdürmüşlerdir. (Demek: Finans-Kapital diktatörlüğünün, yalnızca Ankara’da, resmî işgal kuvvetlerinin dışında, binlerce kişilik çete birlikteri var.) Olay yerindeki İZLENİMLERDEN (sevsinler böyle izlemi) anlaşıldığına göre: Polisler, yakaladıkları öğrencilerin BAZI SİVİLLER tarafından dövülmesini daha önceden plânlamışlar. Bunlardan bir kısmı BİR KIZ ÖĞRENCIYİ FECİ ŞEKİLDE DÖVEREK LİNÇ ETMEK istemişlerdir. Gazetecilerden Ali Doruk, Özgen Acar, Yaşar Uçar BAZI SİVİLLER tarafından feci şekilde dövülmüştür. Bir Hava Harp Okulu öğrencisinin sırtına sopalarla vurulmuş, öğrenci linç edilmekten zor kurtulmuştur.” (Cumhuriyet, 20 – Şubat)

Haçlıların kurşun yağmuruna karşı çıplak el, açık göğüsle çıkma yiğitliğini kim küçümsiyebilir. Ama görüyorsunuz: Akıl silâhından, BİLİMDEN ve BİLİNÇTEN soyulmuş kör yiğitlik yalnız başına para etmiyor. İşçi Sınıfının en gözüpek militanları pisi-pisine kırılıyor. Her biri yüz Finans-Kapital çakalına değişilmiyecek nice kurban verdik. Gelin, yakıcı gerçeğe gözümüzü kırpmadan bakmaya cesaret edelim: Bu tarz savaş, İşçi Sınıfı Aklına, bilimine ve Bilincine uymuyor.

Evet, Haçlı saldırılanna karşı ne yapmalı?

Önce şu çıplak durum çivi gibi beyinlere çakılsın: Kurşun yağmuruna karşı, çıplak göğüsle çıkan devrimci gençliğin yanında kimler vardı? Hiç kimse! İşçiler yoktu, yoksul köylüler yoktu, küçükburjuva radikalleri yoktu, sırf adlarını sıralasan sayfalar dolduracak devrimci kuruluşlar yoktu. Ama bu yoklar kulesinin tabanında da tepesinde de bir acı gerçek oturuyor: İŞÇİ SINIFININ İKTİDAR SAVAŞI VERECEK PARTİSİ YOK! Hep söylenir, tekrar söylenir, tekrar tekrar söylenir: İşçi Sınıfı sosyalistse her şeydir, sosyalist değilse hiçbir şey! Ve İşçi Sınıfını ancak ve ancak onun partisi sosyalist yapabilir. Öyleyse, ne yapsın İşçi Sınıfı, Gençliğin yanında nasıl varolsun? Gene durmadan yazılır, çizilir, söylenir: Yoksul köylülüğü ancak ve ancak İşçi Sınıfı Partisi ordulaştırabilir. Öyleyse ne yapsın yoksul köylülerimiz, gençliğin yanında nasıl yer alsın? Kılkuyruk küçükburjuva kuruluşlarının partisiz nasıl güdüleceği üstünde hiç durmayalım. Onlar küçük-burjuva hamamlarının namusunu bile kurtaramaz oldular artık.

Dişine tırnağına kadar silâhlı Finans – Kapitalistler ve Tefeci – Bezirganlar: CIA’sıyla, MİT’iyle, İT’iyle TOPLU Polisiyle yetinmeyip binlerce kişilik çeteler düzerken biz hâlâ eli bağrında, gözü burnunda bekliyecek miyiz? Hâlâ ölülerimizin sıcak kanları üstüne utanmadan aczin gözyaşlarını mı dökeceğiz? Bunca acılı ağrıdan, bunca tulûattan sonra: Hâlâ İşçi Sınıfı Partisini örmeğe girişecek CESARET yok mu bizde? Yoksa H. Kıvılcımlı’nın deyimi ile “ZATEN BİZ YOKUZ”diyelim de olup bitsin.

Finans-Kapitalin Haçlı Seferlerine karşı ne mi yapmalı? Saniye sektirmeden, İşçi Sınıfının -yenmez yutulmaz demir leplebi- partisini örmeye girişmeli. Nasıl mı? Yüz kere söylendi, yazıldı; somutça, duruca ÇAĞRISI yapıldı. Köyde, kentte, her yerde: Devrimci Derleniş Komiteleri kurulsun, dendi. {Bu iş için üç militanın bir araya gelmesi bile yeter.) Devrimci Derleniş Komitelerine Halk Uyanış Güçleri örgütlenmesi önerildi. Asgarinin de asgarisinde Demokratik – Merkeziyetciliği sağlamak için, şimdilik (Derleniş Komiteleri elbirliği ile Merkezi Derleniş Komitesini gerçekleştirene dek) Sosyalist Gazetesi’nin “ortak bağ noktası” olarak lütfen kabul buyurulması rica edildi. Diyalektik, konunun ancak bu kadar şemalaştırılmasına izin verebilirdi, Hâlâ, İşçi Sınıfı Partisinin tasarısını İşhanı projesi gibi bir şey sananlar var. Mimarlar Odası’na başvursun; belediyeden de bir ruhsat çıkartmayı unutmasın.

Meselenin bir başka yanı daha var: İşçi Sınıfı Partisine demir leplebi olabilecek kırattaki (nitelikteki) militanların büyük çoğunluğu Tarikat – Yuvar batalıklarında debeleniyor. Tarikat – Yuvar Şeyhleri, Mollaları, Efeleri; kollardan, bacaklardan, her çeşit küçükburjuvaca eğilimlerden sımsıkı tutmuşlar; durmadan çekip asılıyorlar. Militanlar, Şeyhlerin, Mollaların ve Efelerin yağlı kazığını yedikçe, Finans – Kapitalin yağlı kurşunu üstüne koşuşuyor. Olmadı; karasevdalı aşıklar gibi, vurup sazı omuza yuvar yuvar dolanıyor. Dolaşacak yuvar (daha doğrusu, deveyi yardan atan bir tutam umut-otu bile) kalmayıncaya bütün dağlara küsüp köşesinde büzülüyor, ya “Belli Talim – Terbiyesine” güvenerekten, “özümüz öz yuvarı için” başlıyor sallanıp yuvarlanmaya!

“Baş Kurtarmak – Baş Yemek” üstüne Türkiye İşçi Sınıfı ile Sosyalizm Kalpazanları arasındaki savaş yeni değil. Eskisinin bazı bölümlerini gazetemiz yayınlamıya başladı. Yenisi, Hikmet Kıvılcımlı tarafından; dört kitapta ve bir çok makalelerde verildi. Daha da durulup işlenecek. Onun için, bu seferlik kestirmeden gidelim.

Abacı Hacıvatlar altı kaval, üstü cambazhane kıçı kırık bir partiyi saltanatlarına “Garanti Bankası” sandılar. Parti – Megalomanyaklığını TEZLEŞTİRDİLER. MDD’ci Karagözler, partisizler sömürüsünü “ömür boyunca aylık gelir” bellediler. Partisizlik – Megalomanyaklığını ANTİTEZLEŞTİRDİLER. Berikiler belirsiz TİP’leri ile, ötekiler BELLİ TİP’sizlikleriyle İşçi Sınıfı Militanlarını TOP yapıp oynadılar. Hacıvatbaşı, 50 yıllık Türkiye Solunu yok saydı. Karagözbaşı, 50 yıllık Türkiye Solunu ninesınin peri masalına çevirdi. Oysa; 50 yılın bir yakası baştanbaşa ihanet, döneklik ve satılmışlık kuburu gibi. Öte yakası: Her çeşit nankörlüğe, her çeşit ikiyüzlülüğe ve rezilliğe, her çeşit zulüm ve zılgıda karşı dişle tırnakla santim santim kazılıp hazırlanmış, gelecek kuşaklar için BİLİM ve TEORİCE dayanıp döşenmiş İşçi Sınıfı İstihkâmî idi. İkisi arasından da “Cav – Cavların” ve “Mav – Mavların” Kurbağalı Deresi akıyordu. Öteden, Saray – Sazende Hacıvatbaşı “kaba kaba” yellendikçe, doğma büyüme Dere Han olan Karagözbaşı karınağrısından beter bir “gurultu” tutturdu. Ortalığa toz duman attırdılar. 50 yıl, Kelle-i Hacıvat sayesinde, bir dudağı yerde, bir dudağı gökte deccal kesildi. Korkudan dişler kenetlendi, gözlere perde indi. Biraz ayılır gibi olunca; bir de baktık ki: Kelle-i Karagöz sayesinde, 50 yıl, şu meşhur “Aptal Bakire’den” daha masum bir tazecik olup çıkmış. Bu sefer de milletin erkekliği kabarıverdi.

Sahneyi tutan yalnızca Hacıvat ile Karagöz olsa insan gam yemiyecek işte gelmiş gidiyorlar, varsın şu Dede-Yadigârları da İşçi Sınıfının sırtından bir “Demçektin” diyecek. Ama, sanki Mart kedisi mübarekler! Ne zaman Kerime ve Mahdum sahibi oldular, ne zaman Kerime ile Mahdumu başgöz ettiler; doğrusu, bu el ve bel çabukluğuna 50 yılın emektarları bile pes etmiş olmalı. İlk cenin ana tarafından Hacıvatgilin, Baba tarafından Karagözgilin yavrusu. Dişi çıktı. Adı: Akpembe. Mahalleli, “Mav – Mav Gelinlik” diye çağırır. İkinci yavru Karagöz Hatun’dan doğmadır. Nerden peydahladığı bilinmez. Tıpkı destancıl Aykağan gibi,“günlerden bir gün” Karagöz Hatun’un “gözü yanıp parladı. Erkek – Oğul doğurdu. Çocuk birinci gün yürüdü, üçüncü gün ata bindi, yedinci gün Ok Yay kuşanıp avlanır oldu.” Dedem korkut, ol yiğide “Aktolgar – Caygar” adını bağışladı. Aktolgar – Caygar Efe ile Mav – Mav Gelinlik şu günlerde “Yolcu”bekliyorlar.

Hâlâ kanayan kurşun yaralarının üstüne tulûat tuz – biberi mi ekmek istedik? katiyyen HAYIR! İlk ihtarımızı yapıyoruz: Bitsin artık rezil tulûatçılıklar uğruna İşçi Sınıfının ve İşçi Sınıfı Devrimci Aydın Militanlarının kırdırılması!

Genç arkadaşlar, sizin yediğiniz kazıklardan, başınız üstüne çevrilen fırıldaklardan, çok çok bir kuşak daha eski olan bizler de aldık nasibimizi. Yüzlerle sayılıyorduk, geriye bir düzüne ya kaldık, ya kalmadık. Çoğunluk, doğru dürüst bir savaşçık olsun veremeden rezil demogogların ve kalpazanların elinde çarçur olup gitti. Baktık ki, GENÇLİK HIZI ile davranıp bataklığın üstüğ yüıümek birşeyi çözmüyor, tam tersine hep biz kaybediyor, biz telefat veriyoruz: İşçi Sınıfının Düşüncesı ile Davranmaktan başka çıkar yol olmadığını kavradık. Kavradık ama, çok geç. Ve bu bize pahalıya oturdu.

Tarihe şöyle bir bakın: Tarikat – Yuvar Şeyhlerinden, Mollalarından, ve Efelerinden Türkiye Burjuvavisi bile hayır görmenıiş; biz göreceğiz? Küçükburjuva ikirciliğine yer yok. Elinizi kapan kalpazan ellerini koparıp atın. Yoksa; kolunuzu kökten verseniz gene kurtulamıyabilirsiniz. Bu işte işçi sınıfı düşüncesi ile işlenmemiş ham yiğitlik sökmez. Ya bir hain kurşunla pisi pisine götürürler insanı, ya tez zamanda paçavraya çevirirler. Bir daha, bir daha tekrar ediyoruz; Bir tek çıkar yol var: 1-İşçi Sınıfımn kurtuluşu uğruna 100 ve 50 yıl durmadan sancıyan BEYİNLERİN ÜRETTİĞİ BİLİM VE TEORİYİ, asgari ölçüde olsun, özümleyip sindirmek. 2-Top top derlenip İşçi Sınıfı denizine dalmak; orada her çeşit burjuvaca ve küçükburjuvaca kirlerden arınmak; böylece, İŞÇİ SINIFI İLE DAVRANAN, tam hedefe tam zamanında vuran, GÜÇLER OLMAK.

Bunu göze alabiliyor muyuz, alamıyor muyuz? Her militanın -Hayır, İşçi Sınıfının değil- alınyazısını çizecek yakıcı soru işte bu. Cevabını işçi sınıfına değil, kendinize vereceksiniz.

Yoruma kapalı.