Hikmet Kıvılcımlı – Genel Grev – Sendikalizm – Anarşizm

Sosyalist 5 Ocak 1971

Bundan önce çıkan “Genel Grev” adlı yazılar, bir arkadaşın genellikle Grevler üzerine araştırmasıdır. Genel Grev, o yazıda da kısmen söylendiği gibi: Sendikalizm adlı akımın parolasıdır. Her iki sözcük de, göründükleri ve ilk bakışta sanılabilecekleri gibi, sırf sözlüklerdeki sözcüklerin masum anlamlarını taşımazlar, işçi sınıfının genel hareketinin normal eğilimi içine dışarıdan sokulmuş sapkınlıklardır… İlk bakışta insanı aldatabilirler.

Sendika İşi, yahut Sendikacılık başkadır, Sendikalizm terimi başkadır. Grev yahut yığın direnişi başkadır, “Genel Grev” terimi başkadır. Hatta bu iki ayrı deyimlerin başkalığı, birbirini çürüten zıtlığa dek gider. Onun için Sendikalizm adlı sapık akım ile Genel Grev denilen sapık parola üzerine kısaca açıklama yapmak yararlı olur.

“Sendikalizm”, sözcük olarak, 1890 yılı Fransızca Sosyalist gazetesinde, Fransız işçi ve sosyalist liderlerinden Jules Guesde’in kaleminden çıktı. Bu ilk kullanımı ile Sendikacılık anlamına geliyordu. Ne var ki, Fransa: Derebeyi artığı küçükburjuva ülkesi idi. Bu geçmiş toplum kalıntıları, her yeni olaya kendi gerilik ne sapıklıklarını bulaştırmasalar olmazdı.

Modern İşçi sınıfı Sosyalizm mi dedi? Antika sınıfları sosyalizm sıkıyordu. Onlar öyle açık, duru bir sosyal ülkü ve düzene gelemezlerdi. O saat bilimcil proletarya Sosyalizmine karşı, Antika mistik perdeler ve taşkınlıklarla süslü Anarşizm eğilimlerini önerdiler. Onlar, böylece, sözüm ona sosyalizmden de baskın çıkacaklardı.

Modern işçi Sınıfı ekonomik savaşını Sendikacılık ile mi yürütüyor? Antika sınıflar, hemen daha öngörünüşlü atılışlarla sendikacılığı Allahlaştırdılar. Sosyalizm de ne imiş? İşçi sınıfının devrimciliğine başka bütün öteki sosyal sınıf, tabaka ve zümrelerin hoşnutsuz devrimcilerini de katmak ve toplum ölçüsünde milletin bütününü kaplayan bir kurtuluş hareketi yaratmaktır.

Antika sınıf artıkları, biraz da Kapitalist Sınıfının kışkırtması ile, sosyalizmi doğrudan doğruya sendikalar eliyle kurduracaklardır. Lanet olsun şu siyasi partilere. Yaşasın sendikalizm!

İşçi Sınıfı, sen sosyalizm mi dedin? Ben, küçükburjuva, öyle bir Anarşizm yaparım ki, feleğin şaşsın. İşçi Sınıfı, sen siyasi parti mi dedin? Ben, küçükburjuva bir sendikalizm tuttururum ki, senin partin o yığın örgütleri yanında halt etmiş. İşçi Sınıfı, sen Grev mi dedin? Dur ben küçükburjuva sana bir genel grev icat edeyim ki, yer yerinden oynasın., ve ilh.. ve ilh…

Lenin 1899 yılında sürgünde bulunduğu sıralarda; yazdığı bir makalesinde grevler hakkında şöyle diyordu:

“Bazıları birleşmiş bir işçi sınıfında ve küçük grevlerde bile ne denli bir güç bulunduğunu görünce, işçi sınıfının kapitalistlerden ve hükümetten istediği her şeyi elde etmesi için, işçilerin bütün ülke çapında sırf bir genel grev yapmalarının yeteceğini sanırlar. Bu fikir, işçi sınıfı hareketinin ilk aşamalarında, işçiler hâlâ tecrübesizken, başka ülkelerin işçileri tarafından da dile getirilmişti. Bu, yanlış bir fikirdir… Grevler, işçi sınıfının kurtuluş uğrunda mücadele yollarından biridir. Fakat tek yolu değildir, işçiler dikkatlerini diğer mücadele yollarına çevirmezlerse, işçi sınıfının gelişmesini ve başarılarını yavaşlatacaklardır.”

Aynı yazısında Lenin; grev konusundaki düşüncesini şöyle tamamlıyor:

“Üstelik, işçi sendikalarının açık bir şekilde kurulmuş olduğu ve emirlerinde muazzam paralar bulunduğu ülkelerde bile işçi sınıfı gene de mücadele yolu olarak grevle yetinemez. Sanayinin durumunda (bugün Rusya’da yaklaşmakta olan buhran gibi) bir bozukluk olursa, fabrika sahipleri grevleri kasten körükleyeceklerdir. Çünkü işin bir süre durması ve işçi fonlarının tüketilmesi yararlarına olacaktır. Bu yüzden işçiler, hangi şartlarda olursa olsun, sadece grev eylemleriyle ve grev dernekleriyle yetinemezler. İkincisi, grevler ancak işçilerin yeterince sınıf bilincine sahip oldukları, grev yapmak için elverişli zamanı seçebildikleri, isteklerini nasıl öne süreceklerini bildikleri ve sosyalistlerle bağ kurmuş oldukları ve onlar aracılığıyla broşür ve bildiri sağlayabildikleri yerlerde başarılı olabilir… Rusya’da bu durumdaki işçilerin sayısı hâlâ çok azdır… Bunların sayısını arttırmak, kitlelere işçi sınıfının davasını öğretmek, onlara sosyalizm ve işçi sınıfı mücadelesini tanıtmak için büyük çaba harcamalıdır. Bu, sosyalistlerin ve sınıf bilincine sahip işçilerin bu amaçla bir sosyalist işçi sınıfı partisi kurarak, birlikte yüklenmeleri gereken bir görevdir. Üçüncüsü, görmüş olduğumuz gibi grevler, işçilere düşmanlarının hükümet olduğunu ve hükümete karşı mücadelenin gerekliliğini gösterir. Gerçekte, bütün ülkelerin işçi sınıfına, işçi hakları ve bir bütün olarak halkın hakları için hükümete karşı mücadele gereğini öğreten grevlerdir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, ancak bir sosyalist işçi partisi, hükümet ve işçi sınıfı dâvası hakkında doğru anlayışı işçiler arasında yayarak bu mücadeleyi sürdürebilir. Başka bir vesileyle Rusya’da grevlerin nasıl yönetildiğini, sınıf bilincine sahip işçilerin bunlardan nasıl yararlanması gerektiğini tartışacağız. Burada grevlerin, yukarıda belirtmiş olduğumuz gibi, savaşın kendisi değil, ‘Bir Savaş Okulu’ olduğuna, grevlerin mücadelenin sadece bir yolu, işçi sınıfı hareketinin sadece bir yanı olduğuna işaret etmemiz gerektir. İşçiler, bütün ülkelerde fiilen yapmakta oldukları gibi, grevlerden bütün çalışanların kurtuluşu için tüm işçi sınıfının mücadelesine geçebilirler ve geçmelidirler.”

Lenin, şartların uygun olduğu ve Rus İşçi sınıfının partisine sahip bulunduğu 1905 yılında siyasi nitelikteki genel grevlerin başlatılmasını tasvip etti. Ve siyasi nitelikteki genel grevleri o zamana kadar hiçbir ülkede görülmemiş yeni bir mücadele biçimine soktu. Fakat bu grevlerle yetinilmemesini ve asıl devrimci savaşa hız verilmesini öğütlemekten ve uygulamaktan da bir an geri kalmadı.

 

Yoruma kapalı.