Hikmet Kıvılcımlı – Devrimcilerde Başsız Develik

Sosyalist 15 Aralık 1970

Al Aydınlık – TİP KONGRESİ

Bindiği Dalı Kestiğinin Resmidir..

“Sosyalist Dergi” alt başlıklı Al-Aydınlık daha “dokt” (çok bilmiş) tur. Hep şöyle “ağırbaşlı” girişir:
“Hareketin neresinden ve nasıl başlanacağı sorunu henüz tam bir açıklığa kavuşmuş değildir.” (Kasım 1970.1)

Çıkışları 3. yıla giriyor… Herkes bir iş “bitirdiklerini” umar. Onlar henüz “başlamak” şöyle dursun, daha neresinden başlayacaklannı bilmiyorlar. “At’tantizm” dedikleri hâl; “Bekle gör!” Neyi bekleyeceğiz? “Tartışma ortamının yaratılmasını”, “merhalelerin… ulaştığı noktanın… çizeceği yolun doğru değerlendirilmesi”ni!

Cancağızlarım, hiç mi canınız sıkılmadı 2 yıldır, 2000 kez bu kör tespihi çekmekten? 1950 ile arasını yarım satırla atlıyorlar Genç Osmanlar: “Hareketin sağır duvarlar arkasına hapsedildıği dönem”. O kadar! Ne Emekçi Parti, ne Vatan Partisi hiç olmamış.

Asıl yularsız arslanların: “ideolojik birliği… TÜRK SOLU dergisinin çıkışıyla başlamış”… Bunu okuyunca rahatlamak istiyorsunuz. Neyse, bâri: “ideolojik birlik… başlamış” mı? Eh, “Aydınlık”lar 2 ama, demek “ideoloji” 1 imiş zağar! Aynı sayfanın orta yerine gözünüz takılıyor:

Türk Solu:
1) “Cephe dergisi havası içinde amaçlarını kalın çizgileriyle gerçekleştirmiş”;
2) “Bir yandan proleter devrimci hareketin derlenip toparlanmasını sağlamış”.

Oh, oh! Ne iyi. Harekette “toparlanmış”.. Tam sevinmek istiyorsunuz, bir de aynı 3. sayfanın aşağısında ne görüyorsunuz?

Aynı TÜRK SOLU’nun… “giderek güçlenmesine rağmen:
1) “Nicelik olarak gelişen hareket ideolojik gelişme ile tam bir paralellik sağlayamamış”;
2) “Ve bugünkü dağınıklık ortamına ulaşılmıştır.” (3)

Behey kardeşim Nasrettin Hoca: Ya o “ideolojik” ve “derleniş” dalının üstünden in, ya elindeki “nicelik” ve “dağınıklık” testeresini bırak… İkisini de yapamaz. “toparlanış” öylesine tostoparlak olmuş ki, “Örgüte dönüştürülme olanakları”, “bir takım küçükburjuva unsurların” zıpzıptaşı gibi yuvarlanmış gitmiş!

İşini Bilmeyen Çavuşlar:

Aydınlık erenlerimizin “sağı solu olmaz” demiş. Bırakalım kendi düşenleri. Kendi dışlarında neylerler?. “TİP Özel Sayısı” çıkarırlar. Yıllar yılı TİP’i “oportünist”lerden “kurtaracak” idiler. Nasıl?.. Gene bir “dokt” satır atıyorlar ortaya:

“TİP’in bugünkü sonuca ulaşmasının kaçınılmazlığını iddia etmek kadercilik olur (3).

Aman ne güzel söz değil mi? Bizim tekkenin dervişleri MDD’ci tespihlerini ellerinden düşürmezler ise de, “kaderci” olmayacağa benzerler. Şu TİP’i belki de “dev devrimci” bilekleriyle, kötü“oportünist”lerden temizleyecekler… O umutla 4. sayfayı açar açmaz çarpılıyorsunuz. “Kaderci” olmadıklarını “iddia” eden Al-Aydınlık şıhları ne kerâmet gösteriyorlar? Aynen şu:

“… Proleter Devrimcileri hatırı sayılır bir delege gücüne sahiptirler.”

“Ha gayret!” diye yüreğiniz hopluyor. Arkasından, minare boyu sıçrayanın, paraşüt kayışı ansızın kopmuşça, yere düştüğüne tanık oluyorsunuz:

“Ancak, deniyor, bu hâinler kliği ile artık yapılacak bir şey kalmamıştır.” (4)

Yâni, tam iki dirhem bir çekirdek Otzovizm! Kapıyı bir şiddetle çarpalım düşmanın yüzüne ki, görsün! Ama sen, evi “bu hâinler kliği”ne bırakıp kaçıyorsun babalık?. Körün istediği bir göz, sen iki veriyorsun. Belki sana çok “ileri kaçıyorum” gibi geliyor. Ama, kaçışın ilerisi, gerisi olmaz. Sen cepheden kaçıyorsun. Hem de ne zaman? “Hatırı sayılır bir delege gücüne sahip” olduktan sonra… Doğrusu bu kadarına pes!

Yunan ordusu Anadolu’da kaçarken, Başkumandanı Papulas: “Ordumuz mağrurane ricat ediyor!” demişti. Gülmüştük. “hatırı sayılırca” içine girilmiş bir kale, tek kurşun atılmaksızın düşmana teslim edildikten sonra, dışarıda kurusıkı zafer topları atmanın nasıl bir düğün dernek olduğunu anlayamadık. Döktürüyorsunuz:
“Eski oportünizm kendi leşiyle birlikte içi boş bir tabut haline getirdiği TİP’i de tarihin mezarlığına gömecektir.” (4)

Hep “parlak edebiyat” bizi öldürdü, öldürüyor, öldürecek. Ya o savaşmak için her şeyi göze almış çocukların kabahatleri ne? Al götür bir düğün salonuna, orada da “rakınrol” havasıyla birbirlerine kapıştır. Sonra hiç bir kesin kararsız,10 günü eksik, 9 ay sonra doğacak çocuğun şerefıne elleri yağmur duâsına aç… Dile kolay başsız – develik. Onlar koğacağına biz kendimizi mi koğduk? Modern proleterya devrimciliği, antika şövalye haysiyetçiliği değildir. “İşini bilmeyen çavuşlar, iki elle apışını avuçlar.”

III. TİP Kongresi:

Yanılmış olmayı çok isterdik. TİP Kongresinde savaş vermeksizin çekilen yiğitler: “Dev – Genç”, Al “Aydınlık Yazı Kurulu” ve “Gençler” imiş. Bir küçük burjuva kapıkulu organından yazılıca öğreniyoruz. TİP Kongresi birinci gün 206, ikinci gün 243 üye ile toplanmış. Sosyalizmin “Yeni Mehmedağa”sı Aybar: Kendi şarkısının söylenmediğini anlayınca gelmemiş bile. Ona bu “çekimserliği” helâl ederiz. Adamın pozu çok, tezi yok. Niye zahmet etsin?

Kongreye CHP’den tebrik‘ler gelmiş : İ. İ. Paşanınki sessiz, Ecevit’inki “biraz alkış”lı olmuş. AP’den bir Halis Muhlis şırşır tehdit göndemiş. Kongre içinde, antitez MDD’cilik “çekimser” olup, Roma Pleb’leri gibi kendi mübarek keşiş dağına çekilmiş. O zaman klâsik bir üçlem kalmış: 1- Merkez (Batak); 2- Doğucular; 3- Sendikacılar. Bunlanrın güçleri, aldıkları oylara göre belli òluyor.

Merkez- batakçıların eski üçlemi ABA’cılar (Aybar- Boran – Aren) idi. Bu kongrede BAS olmuş (Boran – Aren – Sargın). BAS’ların adayı Bn. B. Boran parti genel başkanlığını almış. Kazandığı oy 128… Aybarla birlik oldukları söylenen sendikacılara ancak 10 veya 15 oy yakıştırılıyor. Sendikalizm, ideolojikman silinmiş.

Merkez dışında asıl ağırlığı olan muhalefet Doğu grubudur. 67 delegesi vardır. Bizim MDD’ci – Aydınlıkçı‘lardan Ak– Aydınlık, bunca ağız kalabalığına rağmen 9 delegeden fazlasını sağlayamamış. Sağda sendikacılar gibi, solda Ak-Aydınlıkçılar da silinmişler. Hemen hemen sendikacılarla paralel ve eşit oy almışlar. Ne var ki, TİP Merkez’inin MDD’ci Aydınlıkçılara karşı yaptıkları perseküsyonlar göz önüne getirilirse, Ak– Aydınlığınki epey bir ilerlemedir: Ali kıran toz koparan sendikacılara yetişmiştir.

Al-Aydınlık, kimilerine göre 75 delege sağlamış. En az 60 delegesi var. Bu üçte bire yaklaşık bir oy sağlar. TİP içinde doğru proleterya çalışması yapsaydı, daha onlarca adsız delegeyi aydınlatabilirdi. Hiç bir şey yapmasa 9 Ak-Aydınlık, 67 Doğu delegeleriyle yan yana: 236 oy sağlar, 128 oyla merkezcilerin kaptıkları parti başkanlığını ve Kongreyi ele geçirirdi. Bundan niye korktu? İşin içinde bir iş olmalı.

Sendikacıların Gelişimi:

Beğenilmeyen Sendikacılardan aşağı kalınmalı mıydı? MDD ci aydınlıkçıların 7 de 1 i olan Sendikacılar, ileri gelenlerine göre, ilkin, “Boran’ın Başkanlığına kesinlikle karşı” çıkıyorlar. Delege çoğunluğu ve belki de ortak karşıtları onları gerçekçi davranmaya götürüyor. “Genel Merkezi hazırlama” işine katılıyorlar. 21 kişilik “Genel Yönetim Kurulu”na kendilerinden: “Sadece Kemal Türkler ve Sülker’in temsili yeterli değildir” diyorlar. Sonra Genel Başkan’la ne konuşuyorlarsa: “Mesele çıkarmayacagız” sonucuna varıyorlar.
Sendikacılarda, yeni bir doğrultu ve gelişme de göze çarpıyor: “DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları) bünyesi içinde bir ‘Politik Büro’ kurulacak”mış. Bunu bir “Trade – unionisme” hazırlığı saymak istemiyoruz. Nedenleri, pratikte: Sarı gangster Amerikan rüşvetli ve Finans-Kapital destekli kolos “Türk-İş” ile kutuplaşmalarında toplanıyor. Teorik açıdan da olumlu karşılanması gereken iki eğilim beliriyor. Bunları, Kemal Türkler şöyle özetlemiş:

1- “İşçilerin Bilinçlendirilmesi lâzım”. Ne yönde? Politika yönünde. Hangi Politika? Bu nokta henüz gölgelidir.
2- “DİSK, işçiler gibi köylülerin örgütlenmesini de gerçekleştirmeye çalışacaktır.” deniyor. Burada yanılma payı azalıyor. İşçi Sınıfımızın kendi sınıf bencilliği içine hapsedilmemesi, halk yığınımızın en geniş yığını olan köylülüğümüzü mücadele arkadaşlığına kazanması yerinde bir amaçtır.

Doğu Sosyalistlerinin Olumluluğu:

Doğulular, şimdiye dek haklı haksız, “derebeği” elemanlara kapılmış gösteriliyorlardı. Doğu’da derebeği kadar, belki onlardan çok aşiret başkanları bulunur. Onların kökleri İlkel Komuna biçimlerine dek uzanır. Bu İlkel Komuna şeflerini, ezberlenmiş “derebeği” kalıbı içine hemen sokmak büyük saçmalık olur. Onları toprakbeği durumuna sokan baskı: Tanzimat maymunluğunun Batı’dan tercüme ettiği kapitalist kanunları yüzündendir.
Onun için, TİP içinde aktif olan Doğulu arkadaşlara o basmakalıp “derebeği” damgasını vuranlara evel ezel inanmış değiliz. Doğulu kardeşlerimiz, en acıklı biçimlerde madde ve mânaca çok çekmiş insanlarımızdır. Populizmin ütopyalarına kaymamak şartıyla, Doğu’daki ilkel sosyalizm kalıntılarının, modern proleterya sosyalizmi açısından değerlendirilmemesi softalık olur.

Son kongre olayları ve kişileri, Doğulu arkadaşların sendikacılardan çok daha olumlu ve hele sürekli bir oluşum ve gelişim içinde bulunduklarını gösteriyor. Onlar, başka oy dağınıklıkları önünde kaya bloku gibi birleşik kalmışlardır. Liderlerinden Kemal Burkay’ın açıklamaları, o gelişiminin bilinç düzeyine yükseldiğini gösteriyor. Yeni TİP Genel Başkanı ve yöneticileri için yapılan Doğulu karakteristiği ilginçtir.

Doğu değerlendirmesine göre:
l. BAŞKAN: “Behice Boran, toparlayıcı olmaktan çok itici oluyor.”
2. YÖNETİM: “Parti yönetiminde (Boran ekibi)nin MDD’cileri tasfiye kararı hatalıdır. TİP içindeki demokratik tartışma ortamını yok edeceği kuşkusu uyanıyor.”

Bu iki nedenle, Doğu grubu: “Değerli bir genel yönetim kurulu kurulması tekliflerini pek ciddiye almadığı” için, merkez batağına dalmadığını saklamıyor. Doğru ise, Doğulular, Ekinci’ye, Kerametli Şıh Aybar’ın: “Katılmayın, kongreden bir şey çıkmaz!” deyişine uymamışlardır…

Bütün bu kısa işaretler, Doğulu arkadaşların sosyalizmi ne denli sorumlulukla omuzlarında taşıdıklarını kanıtlar. Bu insanlar bırakılır mı?

Yoruma kapalı.