Hikmet Kıvılcımlı – Devrimcilerde Başsız Develik II

Sosyalist 22 Aralık 1970

AK- AYDINLIK SOSYALİST KURULTAY DÜŞÜ

Sağda, solda ve sosyalizmde görülen başsız-develik sürüp gidiyor. “Devrimciliğimiz”in de o illetten yakasını sıyıramıyacağı kendiliğinden anlaşılır. Onun için Devrimci Başsız-Develik üzerine genelleme yapmıya pek yer yok. Her yerimiz gibi orada da: Otorite düşmanlığı (anarşi) ile otorite megolomanlığı (müstebitcilik) yarışa kalkmıştır. Bu üzücü genel eğilımin kimi karakteristiklerini sırf ve yalnız örnek olaylar içinde kısaca araştıımak yeter.

Türk Solu’nun Serüveni

Biliyoruz. Sosyalist ve Tarihsel Maddecilik Yayınları bir sinyal vemıişti. Ankara’nın mayalanışı sırasında, önce haftalık Türk Solu çıkarılmak istendi. Burada amaç: İşçi hareketini sendikalizm ve parlemantarizm yozlaşmasından korumaktı. Türk Solu, çarçabuk “ahbapçavuşlar” yayım eğilimine saptı. Sırf aydın gençlik yönünde baştan kara bir MDD’ci ajıtasyonuna angaje oldu. Türkiye’nin sosyal yapısı “suret’i haktan” görünülerek hasıraltı edildi. Onlar, Türkçe’ye yeni çevrilen kimi sosyalist kitaplardan yarım yamalak aktarmacılıklarla yetineceklerdi.

Kendi toprağımıza ve kendi insanımıza ayak basmak ve ışık tutmak istiyen yazılar onların güclerine gitti. Sert bir lokmayı kimseye göstermeksizin acele yutuşturmak pozuna girdiler. Yerli yazıların yazarlannı da yedeklerine almış görünerek dergilerinin satışını sağlar sağlamaz, atı alıp Üskadar’ı geçeceklerdi. Bu açıkgözlük, 50 yıl önceki ithal malı sosyalist kuyrukçuların hevesi idi. Bu hâle ağlamamak için gülümsenirdi. Öyle yapıldı. Geçildi. Sonuç ortada.

Türk Solu’nun İstanbullulaşan şahbazlığı önünde, Ankaralı devrimci-sosyalistler (s.-r.ler) aylık bir “teori” dergisi önerdiler. Gerekliydi. İçtenlikle yardımına koşuldu. Dergi Aydınlık adını aldı. Hacmi, birdenbire ürkütücü oldu. Gene içinde Türkiye, mumla aranacak kertede yoktu. Alışılmış ve ezberlenmiş köktenci (radikal) dünya metinleriyle uzun uzun sayfalar taşıp dökülüyordu. İnsana, yazılanları okuyup okumadığı da sık sık soruluyordu. Elbet, “sosyalizmin bilimi” bu değildi. Ancak, sosyalizme aşık genç okur yazarların kavram talimleri yapmaları yadırganmazdı. Belki oradan, yaşama geçilebilirdi.

Yeni Aydınlığın Serüveni

Tanesi beş liradan satış sağlanır sağlanmaz, “Vehbi’nin kerrâkesi” anlaşıldı. Aydınlık ta, Türkiye’yi aydınlatmak için değil, kimi imzaları genç ve aydınlar arasında yem gibi kullanma kompleksinden kurtulamamıştı. Türk Solu denli abrakadabran bir MDD’ci yoğurdunu sulandırıp ayranlaştırarak hayranlar toplamak isteniyordu. Yeni bilginler, tâze ideologlar, derinleşmeci teorisyenler hoş şeydi. Ama bu iş, bir “büyülü değnekle” ol deyince olmazdı. En azından Türkiye’de olmuşları hesaba katarak yola çıkılabilirdi.

Öyle “geriye bağlılık”, “yeni aydınlıkçılar”ı hiç sarmıyordu. Onlar ileri’ye gözlerini dikmişlerdi. Yeni, hep yeni, her zaman yeni olağanüstü “gazve”ler ve“fütuhatlar” özlüyorlardı. Kılıç artığı geçmişten ne beklenirdi? Türkiye mi? O yavaş tempolu geri ülkenin, ters yığınlarıyla kim vakit yitirecekti? Bakın Kastro’ya, bakın Che Guevara’ya, bakın Mao’ya bakın Ho Şi Minh’e. Bakın. Yeryüzünün yedi iklim dört bucağına hep bakın. O ne atlayıştır onlar? “devrimcilik” böyle olur.

İşçi sınıfimız önünde TİP nasıl bir dışişleri partisi ise, ona karşı olan Aydınlık elebaşıları da tıpkı öyle bir “dışişleri ideolojisi” idiler. Her satırda bir MDD, her sayfada bir hazırlop Dünya problemi tekerledin mi, herşey olur biterdi… Bu eksantrik yaradana (Türkiye’ye) yan bakış üzerine, olumlu bir dokunma mı yapan var? O dokunmayı, birkaç nüsha “ileri”ye atarsın: onun dediğini, birkaç nüsha sulandırıp ağzına burnuna bulaştırırsın. Bu makyajı görenler sonra dokunmayı da öğrenseler önemsemezler. “kürsü profesörlüğü” sende kalır.
Yeni Aydınlıkçıların bu davranışlarını bilerek sistemleştirdiklerini söylemiyoruz. Asıl felâket de orasında. Bunu yapan, hiç düşünmeksizin “yapan” gizli güç: Küçükburjuva aydın ülemâlığının içgüdüsüdür. Tehlikesinin derinliği de oradan gelir. Bilince: Doğru gerçeklik sunulabilir. Sınıf eğilimi ağır basmazsa, yola gelmesi de olağanlaşır. Altbilinç korkunçtur. Oraya püskürtülmüş her incir çekirdeği, baskı altında tutuldukça dinamitleşir. İnsanların hiçbir hayvanda görülmiyençıldırış‘ları, Bilince çıkarılamamış altbilinç entipüftenliklerinin yaman dinamizm kazanışıyla patlak verir.

Yeni-“Aydınlık” o “derinliklere” doğru olanca hızıyla balıklama gidiyordu. Başsız-develiğin bütün “erkân ve âdabı” birikiyordu. Müstebitçiklerin megalomanileri ile “bağımsız”ların “izzetinefıs”leri dörtnala yarışa kalkmıştı. Artık o bir avuç aydın gençcikler ortamındaki iğreti -tekcephe olsun düşünülemezdi. Ónce sinsi, ardından akut plastik bombalar atışıldı. İş olacağına varmış, akacak kan damarda durmamıştı.
Baba Marks yoldaşın bir sözü daha yerini “Aydınlık”ta buldu. Tarih sahnesine ilk çıkan aktörlerin oyunları “trajedi”, sonra çıkanlarınki “komedı” olmuyor muydu? Daha ilk gününden korkmuştuk: Aydınlık ta öyle olacak mıydı? Oldu. 50 yıl önceki eski – Aydınlık dramatik bir fâcia idi, 50 yıl sonra çıkan yeni-Aydınlık takma ciddiyeti hayli komik kaçan ortaoyunu’na çevrilmiye doğru itildi.

Aydınlığın Bir İken İki Oluşu

Şimdi hâlâ önümüze iki “aydınlık” sürülüyor. Bir Dev-Genç seminerinde insanlar en büyük içtenlikle sormuşlardı: “Hangisi haklı?” Elden geldiğince kişicilhoroz dövüşlerine yer vermemek için, bugünkü sosyal problemler zincirimizin ana halkası açısından açıklama yaptık. Anlaşıldı mı? Evet denemez. Ortalığı öyle karıştırmışlardı ki, tozdan dumandan ferman okunamazdı. “Oportünizm” “Halk Savaşı Plânları” ve “Devrim Zorlaması” kitaplarını yayınlamaktan başka yol kalmadı.

Onlar, kendi kendilerine ne diyorlar? Bütün yazdıkları ve söyledikleri bir noktada toplanıyor. Tazıyı gören yavrularına Tavşanın verdiği karşılık bilinir: “Yiğit olmasına yiğit biziz, yavrularım, ama, ne o tazının yüzünü bize, ne bizim yüzümüzü ona Allah göstertmesin!” Ak Aydınlık ile Al Aydınlık “müstebitcikleri”ile “tam bağımsızcıkları” da birbirleri üzerine aynı kanıdalar: “Haklı olmasına haklı biziz ama, Allah ne onların yüzlerini bize, ne bizim yüzümüzü onlara göstermesin yavrularım!”

Döne dolaşa bu dört yol ağzına geldi “devrimciliğimiz”. Bizde de Me-De-De’cilik böyle olur çelebi! Bir afıli kayagan yıldızlı “proleter” sütten ak, ötekisi renk renk buyrultulu “Sosyalist” kankırmızı al… Bu ikisi de “AYDINLIK” olan dergileri, birbiriyle boğaz boğaza başsız-develik güreşine girmiş görünce, kim bilir CİA, kutlu ve mutlu Finans-Kapital türbesine kaç tane adanık MUM dikmiş, yakmıştır? Ve titrek ışığı ardında kaç tane ajanını kahraman postu ile arslanlaştırmıştır?

Hangi prensipler (pardon: “ilkeler” diyecektik! “) uğruna dövüşülüyor? Ensemizin kökünde Finans-Kapitalin namlusu soğuk soğuk duruyor. Biz düşünmeyi ve ona göre davranmayı yadırgamıyalım.

Ak – Aydınlık: Kör dövüşü

“Proleter” alt adlı Ak-Aydınlığın: Al sancak üstünde çıplak (Marks – Engels – Lenin – Stalin) ve kasketli (Mao) başları bulunan Kasım 1970 tarihli 25. sayısını açalım. Birinci yazı: “Faşist zorbalığı halkın devrimci gücü yıkacaktır.” “Dergimızin 24. sayısı da toplatıldı” ara başlığı altında bakın ne ağırbaşlı sözler ediliyor:
“Hâkim sınıflar ve iktidarları, halkımızın mücadelesini bastırmak için her yola başvurmakta, her türlü gizli ve açık baskı yollarını denemekte, işçilerin ve bütün halkın mücadelesini ajanlarla dağıtmaya çalışmaktadır. Gizli olarak… halkı bölmeye ve devrimci mücadeleyi durdurmaya çalışmakta… Faşist bir diktatörlüğe dönüşmek istenmektedır.” (3)

Demek Ak-Aydınlık iki şeyi görüyor:
1- “Gizli ajanların” sosyalistleri “dağıttığını”;
2- “Zorba”lıktan “faşizme” yol alındığını…

Bu durumda ne tedbir düşünüyor? Madem ortalığı ajanlar kesmiş. İlk iş onları temizlemek olmalı. Ak Aydınlık kendi içindeki ajanları mı, başka “klik”lerdeki ajanları mı teşhis ediyor? Hayır. Yazıyor:

“Görevimiz, halkımızı hâkim sınıfların gerici şiddetine ve faşist zorbalığına karşı hazırlamaktır.” “İşçi ve köylü yığınlarını ve bütün halkı maddi bir güç haline getirelim:” (a.y.)

Amin? Herkes o duada.

Bu nasıl olacak? Ak-Aydınlık’ta doğrudan doğruya genel formüllerden başka elle tutulur pek az öneri var. Ak-Aydınlığın “kaç tümeni” var? TİP Kongresinde görüldü: 9 delege çıkarabilmişler. Buna karşılık “İlkesiz birlikçi klik” dedikleri Al-Aydınlıkçılar 60 delege çıkarmışlar. Ak-Aydınlık var gücüyle o 60 delegeye saldırıyor. Bir yandan onları: “Aren-Boran oportünizmiyle… mücadeleden kaçma” ile suçluyor. Ötede, onlarla kutuplaşmayı kan dâvâsı kılığına sokup:“TİP’in başına çöreklenmiş bulunan oportünist yönetici klik”e karşı yalnız kalıyor.

Bütün bu davranışlarına ise tek gerekçesi şu: “Proleter devrimci düşünce, oportünizm ve revizyonizmle mücadele içinde güçlenir:” (52-54) miş.“Mücadele” lâf değildir. Her ân öz düşman gücü seçip, var güçlerle ona saldırmaktır. Ak-Aydınlık, gücüne bakmadan, kendince bütün düşmanlarını birden yere sermek şövalyeliğine kalkışıyor. Bu “mücadele” değil: Asıl düşmanı bırakıp, düşmanın düşmanı ile kapışmak toyluğudur. Bir de Mao’culuk taslarlar. Mao Japon düşmanı önünde, Çankayşek gibi kendisini kurşuna dizdirecek düşmanı, Başkumandan olarak tanıdı. Demek bunlar “mücadele”yi de, “Maocııluğu”da rezil ediyorlar.

Aleme verir Talkını

O zaman, kendi yanlışı ve kendini dev aynasında görmesiyle düştüğü cılızlık ve yalnızlık onu başkalarına akıl vermek yahut düşmandan medet ummak durumuna getiriyor.

a) Akıl verişi: “Halkımızı faşizme karşı hazırlama”nın elinden gelmiyeceğini görerek; “Ordunun içindeki devrimci güçler… faşist diktatörlüğe mutlaka karşı koyacaktır.” (3) tesellisi ile avunuyor. Sana mı soruyorlar yapılacak işi? Sen ne yaparsın? Ona bak.

Demir-Döküm, Ereğli Demir-Çelik, Çorum’da Alpagut, Yarımca Seramik, Sungurlar Kazan, Gislaved vb. İşçileri; Tütün, Fındık, Kars, Malatya, Söke, Çukurova, Silvan, Bismil, Beytüşşebap vb. Köylüleri sayıyorsun. Hani onlarla örgütün? Yok. Yalnız saydıklarından birer kişin olsa 15 delege getirirdin. 9’u zor çıkarmışsın. Dergi sayfalarında hayal zıplatıp, niye kendini de, başkalarını da aldatmaya yeğkinirsin? O hazır akıllar herkeste var. İş: Hazır elbise değildir.

b) Düşmandan medet: “Silâhlı kurtuluş mücadeleleri” şairliklerinden geçilmiyor. Beşyüz, bin sahifeler dolusu konular:

1) Filistin İhtilâli,
2) Feth lânetliyor,
3) Kamboçya’da Faşizm,
4) Almanya’da H.Keskin,
5) Çin K.P. 9. M.K. 2: C.T. Bildirisi,
6) Çin Kızıl Bekçiler,
7) J. Jaures ne demiş,
8) M.L. Mao düşüncesi,
9) Sovyetler geri dönüş,
10) Sovyet “Yeni Sistemi” feci… Doldurdun 100 güzelim sayfayı. Sattın beşer liradan. Yazık değil mi birşey bekleyen insancıklarımızın kafalarına?

Sen neredesin? Türkiye’de. Aylardan beri yeni bir şeymiş gibi neyi öneriyorsun? “Sosyalist Kurultay”ı. Yapsana yapamıyorsun. Olur. Elden gelmez. Öyleyse kime yaptırtacaksın? “Aren-Boran oportünist kliği olsun, ilkesiz Birlik Cephesi olsun aynı tutum içindedir:” (54) diyorsun. Aren-Boran’ı “TİP’in başına çöreklenmiş” (52) görüyorsun. Sonra kalkıp kime iş buyuruyorsun? TİP’e:

“TİP Kongresi… tek bir karar alabilir. Bu karar bir SOSYALİST KURULTAY’ın toplanmasını desteklemek kararıdır.” (53, 54)

Hayırdır inşallah. Bu rüyâyı hangi tekkenin müritleri ciddiye alır?

Yoruma kapalı.