Hikmet Kıvılcımlı – CIA Sosyalizmi Tarih Kalpazanları

Sosyalist 9 Mart 1971

Ak-Aydınlık, onu yanlışlıkla okuyacak olan her delikanlıyı, “Hanyayı Konyayı bilmez” enayi yerine koyarak şöyle diyor:

“Proletaryanın devrim hedefine yönelmeyen bir tarih tezi, proletaryanın bilimi değildir.”

Söz konusu Tarih Tezi‘nin özü “Antika Tarih”in gidiş kanunudur. Bu kanuna göre sınıflı toplum (yâni medeniyet – uygarlık) insanlığı na zaman bir çıkmaza soktuysa, o zaman barbarlık (yâni sınıfsız toplum, ilkel sosyalizm) kılıcını çekmiş, Gordios’un kör düğümünü kesmiştir. Bu Tez’de “proletaryanın Devrim hedefine yönelmeyen” ne var?

Anlatılan açıktır. Sosyalizm, toplu yaşamak zorunda olan insanlığın öyle güçlü bir eğilimidir ki, en ilkel (tarihöncesi) biçimi ile dahi, yedi bin yıl toplumu yokolmaktan kurtarabilmiştir. Modern işçi sınıfı gibi bir devrimci sosyal sınıfın bulunmadığı antik medeniyetler boyunca, barbarlığın ikide bir yarattığı rönesanslar (dirilişler), gerçekte (ilkelbile olsa) gene sosyalizm‘in eseridir. Modern işçi sınıfının sosyalizmi ile ilkel sosyalizm arasında, medeniyet tarihçilerinin uydurdukları uçurum üzerinde insancıl bir köprü vardır.

Sosyalist beycikler, bu Tez’de ve yığınla aydınlatıcı başka sonuçlarında, “proletaryanın devrim hedefine” yönelmemiş hangi noktayı görüyorlar? Bunu anlamış ve anlatmış değiller. Ancak kırk yıl işlenmiş bir araştırmayı, bir kaç saatlik üstün körü ve kuyruk acılı okumayla, bir vuruşta yere sermek sevdasındalar. O yüzden, Tez’in bütünlüğü içinde değerlenebilecek bir kaç satırının önünü sonunu makaslıyarak, Tez’in aslını bilmeyen bir kaç çocuğu kandırmaya yeğkiniyorlar.

KARA CÜMLESİ EKSİK SOSYAL CANBAZLIKLAR

Tabiî her sosyal tez gibi, söz konusu Tarih Tezi de, “kürsü sosyalisti” Beyciklerin sandıkları gibi, yahut göstermeye çabaladıkları gibi bilim için bilim yapma hevesinden doğmadı. Doğulu toplumlardaki sosyal sınıf savaşlarının batıdakilere göre çok daha karmaşık oluşu yüzünden yapılmış kırk yıllık teorik -pratik savaşların bır sonucuydu. İster istemez o çok özellikli savaşların anlamları ve gelişmeleri üzerinde uygulamalara yankılar verecekti.

Ak-Aydınlıkçı sosyalist beğciklerimizi de en çok üzen şey bu uygulamalar olmuş. Uygulamalardan birisi Tarih Tezi’nin Osmanlı tarihinde ıspatlanışıdır. Buna öyle içerlemişler ki, her kızdıklarına akrep kuyrukları ile sokmaya çalıştıkları, o yaman “revizyonizm”lerini nasıl kullanacaklarını bilemiyorlar. Şöyle “bilgincil” sözler kekeliyorlar:

“Kıvılcımlı’nın tahlilinde, tarih içinde toplumun geçirdiği sarsıntılar, bir ileri aşamaya atılıştan hep kulak arkası edilmektedir.”

“Eş mâna?” Ne demek istedikleri anlaşıldı mı? Yüksek öğretimde bu denli “kara cümlesi eksiklik” olmamalı: Belki bir kaleme alış veya düzeltim yanlışıdır. Geçelim. Asıl okuyacak olana Tarih Tez’inden iki fâre yakalayıp sunuyorlar:

1 – Osmanlılığın “kuruluş” problemi;
2 – O problem yüzünden tarihi “dümdüz”, “metafizik” görüş..

Ak-Aydınlıkçı sosyalizm arslanları, bu iki iddialarını tutturabilmek için “dümdüz” yalanlar uydurup, hiç bir metin vermeksizin inanılmaz “canbazlıklara” girişiyorlar. Sırasıyla görelim.

Osmanlılık üzerinde, Tarih Tezi’nin açık metinleri yerine, cici sosyalizmin şu iki makyajlı genelev sermayesi müşteriye sunuluyor:

“Kıvılcımlı, Osmanlı Devletinin kabile demokrasisi gelenek ve görenekleri üzerine kurulduğunu söylüyor. Tam tersine, Osmanlı Devletinin kurulması kabile demokrasisinin yıkılması ve yerini feodal bir devletin alması olayıdır.”

Kıvılcımlı’nın böyle bir cümlesi yok. Cici sosyalizm Beyciklerinin “bilimsel” kafacıkları öyle yakıştırmış. Sonra dönüp o bayağı yakıştırma üzerine Kıvılcımlı’yı arkadan vuracaklar. Böyle uydurma lâfla adam kandırmak arslanlık değil, sosyalizm kediliği bile değil, tam müflüs küçükburjuva kalpazanlığını ve burjuva düşünce vurgunculuğunu maskeleyen sosyalizm çakallığıdır. Nasıl mı? Belirtelim.

Metafizik Kaşığı İle Skolastik Pisliği Yeyiş

Tarih Tezi, Osmanlılığın, kabile demokrasisi “üzerine” değil, kabile demokrasisinden kaynak almış vurucu güç “tarafından” kurulduğunu görür. Osmanlılık kabile demokrasisi “üzerine kuruldu” denilirse: Osmanlılık yaşadıkça, hep kabile demokrasisi üzerine dayandı, demek olur ki, gerçeğe aykırı düşülür. Çünkü “Osmanlı Devleti kurul”dukça elbet “kabile demokrasisi yıkılmış”tır.

Kabile demokrasisi hem kendisi yıkılıyor, hem Devleti kuruyor, bu nasıl olur denecek? Bu “çelişkidir” denecek. Tamam; biz de onu söylüyoruz. Eğer bu söylediğimiz, kendi aklımızdan uydurulmuş bir çelişki olsaydı, elbet “saçma” olurdu. Ne var ki, Osmanlı Tarihinin som gerçekliği o çelişkinin zenbereği ile kurulmuştur. Yâni, İslâm ve Bizans derebeyilik devletlerini yıkan da, Osmanlı Devletini kuran da aynı zamanda, aynı ilkel sosyalizm ilişkilerini yaşatan “kabile demokrasisi”nin ilk Osmanlı ilblerine (gaazilerine, şövalyelerine) verdiği güçtür.

İlk Osmanlılar Bizans tekfurları, yahut Selçuk Sultanları gibi derebeğileşmiş bulunsa idiler, fethettikleri yerlerde Dirlik Düzeni denilen köklü toprak reformunu ve tarihsel devrimi yapamazlardı. O zaman toprak köleliğinden “Çiftçi” durumuna geçmek isteyen ezik köylüye halk yığınlarınca kucak açılarak karşılanmazlardı. Dolayısı ile Osmanlı Fütuhatı, saman alevi gibi, üç kıtayı çarçabuk saramazdı. Osmanlı Devleti 600 yıl yaşıyamazdı. Bütün o zincirleme tarih olayları en kör gözün bile görmezlikten gelemiyeceği gerçekliklerdir. Hacıağa yahut Finans-Kapital veletlerinin paşa keyiflerince uyduracakları sosyalizm kalpazanlığı ile görmezlikten gelinemezdi.

Buna karşılık, o tarihsel devrim prosesinin vurucu gücü olan ilkel sosyalizm (Ak-Aydınlık Beyciklerinin sevdikleri deyimle: “Kabile demokrasisi”) Osmanlı Devletini kurarken, kendi kan örgütlerinin yıkılışını getirmedi mi? Getirdi. Devleti kuran güç yıkılır: Bu canlı, gerçek çelişkiyi namusluca kavramak için, üç buçuk skolastik kürsü döküntüsü cici sosyalistin üç buçuk yılda “diyalektik maddeciliği” ezberleyip metafızik beyinsizliğe soysuzlaştırması yetmez. Diyalektik, ezberlenecek bir CİA Sosyalizminin dogm‘u değildir. Tarih içinde canını dişine takıp dövüşenlerin, adım adım uygulayabilecekleri bir metot ve mantık işidir.

Sosyalizm Çakallarının Vakıfa Pevlemeleri

Cici Sosyalizm çakalları, onları belki adam olurlar sanmış olan Türkiye işçi sınıfı savaşçılarının ayak izlerini koklaya koklaya “pev”lemekle, bozgunculuk yaratabileceklerini mi umuyorlar. Boşuna çaba. Onu, kendilerinden çok daha aktif küçükburjuva şarlatan devrim yobazları bile yapamadılar. Osmanlı Tarihi, öyle Marksizm softalığının tekerlemesi gibi “kabile demokrasisinin yıkılması ve yerini feodal devletin alması” biçiminde olmadı. Bu, eski sapık sosyalizm şarlatanlığı Tortskizmin, aşın ve keskin “permanan devrim” gevezeliği ile Leninizmi mat etmiye kalkışmış yenik formülünü tarih alanına yakıştırıvermek olurdu. Tortskizm de, olmaz maskara küçükburjuva bensizliği ile, tarihin basamaklarını “düz” ve “yatınkat” edebiyat mantığı ile atlamak için şöyle demişti:

“Çarlığın yıkılması ve yerini proleterya devletinin alması”

Bu formül, sürü sürü zıpçıktı aydın sosyalistin ve gizli açık provakatörün ağzının suyunu akıtmış, suyu bulandırmıştı. Tarih öyle yürümedi Çarlık yıkıldı. Onun yerine burjuva iktidarı Kerenski’leri kullandı. Sonra onu işçi-köylü iktidarı kovaladı. Proletarya demokrasisi gene köylü yığınlarıyla sosyalizme geçişi sağladı.
Tarih ileriye gidiş gibi geriye gidişinde de,hangi basamakları aştı ise, onları olmamış saymak neyi değiştirir? Osmanlı Tarihi, “kabile demokrasisi” yıkılır yıkılmaz “feodal bir devlet” biçimine girmedi. Tarihin belirli çağı üzerinde yapılmış bir kesitle, tarihin bütün gelişimi üzerine genelleme yargı yürütmek: 19.’cu yüzyıl ortalarına dek az çok mâzur görülebilecek burjuva metafizik mantığını vé metodunu kullannıak demektir.

Ak-Aydınlıkçı beycikler, kendilerine sakınmaları için kaç yol açıklama yaptığımız bir çukura düştüler. Burjuva profesörlerinin sempozyumundaki metafizik “Osmanlı feodatitesi” tekerlemelerini sözde bize gönderip eleştirimizi alacaklar ve hepsini birden basacaklardı. Bir daha sözlerinde durmadılar. Burjuva tarih tezini mal bulunmuş mağribî gibi yayınladılar. Şimdi düştükleri skolastikle, kendi kafalarını da çorba ederek cezalandırdılar.

Söz konusu Tarih Tezi, Osmanlı toplumunun toprak temelinde derebeyleşmeyi azıttıran kesim (mukataa) düzeninden önce, ilk yüzyıl boyu sürmüş, ikinci yüzyıla doğru Mehmet Fâtih olmadan yeni bir dirilişe uğratılmış bir dirlik düzeni yaşandığını açıklamıştır. Ak-Aydınlıkçı cici beycikler o yüzyıl boyu yaşanmış ve “Mirî Toprak” rejimiyle tâ Tanzimat’a dek kalıntılarını zaman zaman teptirmiş bulunan Dirlik Düzeni‘ni niçin atlıyorlar. Akıllarınca Tarih Tezi’ni yalan dolanla çürütmek için.

Tarihin Gelişimini “dümdüz” Eden Kim?

Bir tezi çürütmek için, ilkin onun özünü namusluca, hiçbir tahrife girişmeden olduğu gibi koymak, sonra yanlışlığını gerçek olayların ışığında açıklamak gerekir. Cici sosyalist beycikler unun tam tersine kalkışıyorlar. Tez üzerine kendi uydurdukları yalanlara dayanıp, bilmeyenleri aldatacak şöyle sövgüler havlıyorlar:

“Kıvılcımlı’nın Tarih Tezi Marksist bir tarih kavrayışından uzaklaşmakta, sonuç olarak tarihi dümdüz bir gelişme olarak gören metafizik bir tez olmaktadır.”

Evet. Bunu yazabiliyor. Sözcüklerin, anlam namusu tanımıyan dillere isyan edemiyeceklerini bilen cici sosyalistlerimiz hep öyle kelimelerin ırzına geçmekle, kendi namuslarını lekelediklerini kavrayamıyorlar. Yukarıda, Osmanlı tarihinde burjuva bilginlerinin ve Ak-Aydınlıkçı çömezlerinin nasıl “metafizik” mantıklarına kurban gittiklerine değdik. Ak- Aydınlık beyciklerinin en bukalemunu olan D.P.’ye(Demokrat Parti’ye değil, onun ilk faşist komandolarından keskin Sosyalizme fırlamış Bay D.P.’ye [Doğu Perinçek]) yanımıza her sokuluşunda en az birkaç öğün söylediğimiz söz hep “tarihi dümdüz bir gelişme” saymaktan çekinmesi idi. Şimdi sıra onlara gelmiş.. Onlar bizi “dümdüz gelişme” ile suçluyorlar!

Ne var ki, Tarih Tezi yıllar yılıdır yazılı ve basılı olarak ortada duruyor. Acep Ak-Aydınlık beycikleri Tez’e “tükaka” demekle kimsenin okumayacağını, hele anlıyamayacağını mı sanmışlar? Tarih Tezi, Osmanlılığın ilkel sosyalizmden sınıflı topluma ve en sonra derebeyleşmeye geçişindeki basamakları, en somut örneği ile 300-400 yıl önce yazılmış Osmanlı Tarih’lerinden alıp açıklamıştır. Örnek, Hacı Halife (G.1058, İ. D.1647) ile Naimâ (G.1121,) İ. D.1708)’nın tarih felsefelerinden özetlenmiştir.

“Tarih-Devrim-Sosyalizm” kitabında, ilkel sosyalizmden medeniyete geçiş, olağanüstü duru gerçeklikte beş “Tavır” (Aşama) olarak özetlenir:

1. Tavr’ı Evvel:
“Doğuş sıralarında devletin “sahibi” vardır. “YOLDAŞ ve GÖZCÜ” demek olan sahibidir o… Sahip sözcüğünün ilk anlamından kayışı, gittikçe ZIT anlama gelişi: Toplumun özellikle toprak münasebetlerindeki soysuzlaşma, DEREBEYLEŞME gidişi ile geçirdiği değişikliklere ayna olur.” (Tarih-Devıim-Sosyalizm,1965, s.l63)

Bu açıklama nedir? Tarihin “dümdüz-metafizik” değil, diyalektik bir gelişimle “zıt” (çelişik) gidiş gösterdiğine belgedir. Ve bütün ondan sonraki dört “Tavır” (Aşama) böyle diyalektik ilişki-çelişkilerle Derebeyleşmeye doğru basamak basamak atlayıp geçer.

Derebeyliğe Uzanan Dört Aşama

2. Tavr’ı Sânı:
“İlk barbarın ülkücü karakteri aşınmıya başlar. Toplumda o zamana kadar ki KAN teşkilâtı yerine, SINIFLAR ve SINIF dövüşü geçince; artık, içerideki gerginliği dengeleştirecek eski herşeyde ORTAKLIK: Müşareket prensibini güden GELENEK ve GÖRENEK’ler YASAK edilecektir.” (a.y., s.165)
“KANDAŞLIK bağları yerine KUL, AĞA, KÖLE ve EFENDİ münasebetlerini geçirmek kolay edinilir bir bilim değildi. O hinoğluhinliği başka kimse çakmadan öğrenen açıkgöz, eski KAN düzenli EŞIT ve KANDAŞ toplumu ancak atlatabilir.” (T.D.S., s.l67)

Her düşünce dolandırıcısı olmayan için besbelli olduğu gibi: “EŞİT KANDAŞLIĞI… YASAK” etmekle, onun “GELENEK-GÖRENEK”lerini “YOK” etmek arasında uçurumlar vardır. Toplum bu uçurumlu aşamaları atlaya atlaya en son konağı olan DEREBEĞİLEŞME’ye varacaktır. İlgilenenler ayrıntılarını yerinde okur. Son üç aşama için birkaç söz:

3- Tavr’ı Sâlis:
“Bezirgân Medeniyetin yükselişi”, “sosyal ve ekonomik gelişim devridir.” (T.D.S., s.171)
Demek Toplum, üçüncü aşamasında bile, henüz derebeyleşme arteryo-sklerozu’na girmemiştir. Gerilemez, ilerler.

4- Tavr’ı Râbi:
“Bezirgân medeniyetinin durması”, “eski, nispeten namuslu, azçok idealist devlet adamları ortadan kalkmış”tır. “Teâtı’i İrtişâ” (rüşvet alışverişi) ve “Mala meyilli Ricâl’i Mutlaka” (özel mülkiyet eğilimli müstebit devlet adamları) türemiştir. (T.D.S., s.172)

Demek Toplum ancak dördüncü aşamasında derebeyileşmeye başlamıştır. Henüz gerilemez ise de ilerliyemez de.

5- Tavr’ı Hâmis:
“Bezirgân medeniyetinin çökmesi” (T.D.S., s. 173.) “temeli: Bezirgân – derebeyi fârelerince aşınmış bir toplumun öteki bütün siyasi, hukuki, ahlâki, felsefi, dini ve ilh. ÜSTYAPISINDA iler tutar yer kalamaz.”
“Artık boğuşma üst tabakaları sarmıştır. HARP önlenemez, sürer. İSTİKRAZ yetmez, arttırılır. DEREBEYİCE ödünç almalarla MÜSADERE’ler: Çapulu zenginler katına doğru çıkarır. Onlar, çalışan fakir halk gibi kaderlerine küsmezler. Birbirlerine düşerler. Yahut, Osmanlı usulü: KOYU DİNDARLIK ayranları kabarır. Kimi “HACILIĞA”, kimi Mısır’a çil yavrusu gibi kaçışırlar. “Ve son VURUŞU yapacak BARBAR, toplumun altlı, üstlü bütün sınıflarınca, kurtarıcı gibi beklenir.” (T.D.S.,
s.174)

Bizim cici sosyalist kılkuyruklar, bunları okumamış mıdırlar? Tarih Tezi, antika tarihi böyle batıp çıkan sonsuz çelişkileri içinde buluyor: Beyciklerin, yayınladıkları burjuva feodolizm anlayışının skolastik batağından burunlarını çıkarıp Tarih Tezi’ni dümdüz bir gelişme, metafizik bir tez olarak ilân etmeleri neye benzer? Onlardan daha özürlü olan isterik salon kokotunun, kendi pisliğini levantalarla örtmesine… Yahut, onlardan daha haklı olan sokak fâhişesinin, aşağılık kompleksi ile, bütün komşu kadınların namuslarından şüpheyle konuşmasına, ve herkese pislik atmasına… Kadıncıklar mecbur. Bu beycikleri yalana, dolana, namussuzluğa zorlıyan yok, sanırız.

Yoruma kapalı.