Hikmet Kıvılcımlı – CIA Sosyalizmi Nasıl Yapılır?

Sosyalizm 9 Mart 1971

İşçi arkadaşlar, belki güleceklerdir. “Başka işiniz mi kalmadı?” diye. “Bırakın sarhoşları yıkılsınlar” diyecekler. Aydın yaygaralarına arasıra yer verdikçe çalışan yığınlarımızdan özür dileriz.

Bu satırları sakın bol parayla lüks baskı yapan iki buçuk aydın çömezi “düzeltmek” umuduna kapılarak yazdığımız sanılmasın. Demagoji hiç bir zaman“düzeltilemez”. Aydın gençlik ortamında sağlı sollu sapıtmaların bir “Ev sahibini şaşırtmak istiyen hırsız” tipini kimi temiz gence belirtmek istedik. Yanlış hesap Bağdat’tan dönecektir.

“Sıffiyn” savaşında, namuslu ve yiğit müslüman saflarını bozmak için Tefeci-Bezirgân Muaviye askerlerinin mızrakları ucuna Kuran’ı takarak, herkesten koyu “Müslüman” olduklarını göstermek istedikleri gibi, “sosyalizm” demagokları da Marks’ın Kapital’ini ve başka “kutsal kitapları” kalkan gibi kullanacaklardır. “Toplum Polisi”nin kalkanları ne ise, onlarınki de odur. Nitekim Toplum Polisi ne denli “toplumcu” ise, demagoklar da o tür “sosyalist” tirler. Bu sık sık unutturulmaya çalışılan doğruyu açıklıyoruz.

“Demagok”un (kuru lâfla kara kalabalığı ayartanların) kendi yalanına inanmış olup olmaması hiç önemli değildir. “Demagogun en tehlikelisi, söylediğine inanmış olanıdır” der Lenin. Demagogların “samimî”leri değilse bile; sahteleri, yanlış kapı çaldıklarını öğreneceklerdir. Şimdilik, hep onlarla uğraşacak olmadığımız için, kulaklarını kimi saf gençlere gösterip bükmekle yetiniyoruz.

Finans-Kapitalin bilinçli-bilinçsiz oyuncakları “yeni” bir “aydınlık” getirdiklerini sanırlar. Oysa gölgedeki kurşunî efendileri yüzyıllardır, bile bile lâdes oynarlar. Bugün adına “CİA sosyalizmi” dediğimiz oyun ilktir, ne sondur. Oyunun aktörleri gizli ajan siciline yazılmış mıdırlar? Kıçlarında polis tabancaları var mıdır?… Orası ikinci kertedir. Aktörlerin objektif olarak yaptıkları derlenilebilecek her noktaya yalan dolan bombaları atmaksa, rolleri CİA sosyalizmi içindedir. Bizim için olayda hiç bir yenilik yok.

Eski adıyla “burjuva sosyalizmi” her zaman, her yerde bukalemun gibidir. Konduğu dalın rengini almakta eşsizdir. Bunlardan bir kaç eşantiyonu analım.

1- Japonya’da “MARKSİST” Polis
Yeryüzünde birinci emperyalist evren savaşından sonra Japon emperyalizminin gizli polisi, kendi ajanlarını yetiştirdiği bir “Marksist” okul açtı. Ve orada, gizli Finans-Kapital ajanlarına “Bilimsel Sosyalizm”in inceliklerini öğretti. Japon “Marksist” ajanlarının başlıca görevleri, elden geldiğince işçi sınıfı partisi kuruluşunu baltalamak; bunu yapamazlarsa, işçi sınıfı partisi içine sızarak, orada “keskin sosyalizm” yırtınmalarıyla provokasyonlar ve mız çıkarmaktı.
İt ürüdü, kervan yürüdü. Japon işçi sınıfı partisi, ajan köpekleri zararsızlaştırdı.

2 – Çarlığın “PROLETER DEVRİMCİ” Ajanları
Gerçek sosyalizmin işçi sınıfı partisini baltalayan gizli polis “komünizmi”, keskin “Marksist” provokatörler sosyalizmi yalnız 1. emperyalist evren savaşından sonra Uzakdoğu’da görülmedi. Ondan çok önce, kapitalizmin yerleştiği her yerde işçi sınıfı kımıldandıkça, en kurnazca “suret’i haktan gelen”(doğruymuş gibi görünen) aşırı “proleterci” (işçi yanlı), değme “sol” (goşist) veya keskin silâhlı sosyalist provokasyonları binbir çeşitlilik sundu.

Sosyal yapısı Türkiye’ninkine çok benziyen eski Çarlık Rusya’sında, gerçek işçi sınıfi partisini doğmadan boğmak, yahut doğunca soysuzlaştırmak için kaç türlü provokatörlükler (kışkırtıcı gizli polis ajanlıkları) icat edildiği, artık Türkiye’de dahi okunabilen klâsik edebiyat sırasına girdi.

Bunların en sistemli teorik olanı, Çar jandarmasını Albay Zubatof’unca uygulanan “proleter devrimciliği”dir. Frenkçe’de uvriyerizm (koyu amelecilik) denen bu ideolojiye göre, işçiler eylemci aydın gençlere kanmamalıdırlar. İşçi sınıfı partisi yerine sırf işçilerden kurulmuş örgütlerde kendi çıkarlarını aramalıdırlar.

3 -1905 “Devrimci”si: POP GAPON
O provokasyonlann en korkunç ve dillere destan anıt örneği (şâheseri), kişi olarak: Pop Gapon‘dur. Pop Gapon bizim kılkuyruklar gibi yazı çizi kılıbıklıklarıyla havanda su dövmemiş ve yalnız bayağı “endikatörlük” (işçi ve köylü hareketlerini ve liderlerini belli etmeden polise ele vermek) rolü ile yetinmemiştir.

Pop Gapon, bugün artık herkesin tanıdığı içyüzüne rağmen, o zaman herkesçe Rusya’daki 1905 ihtilâline öncü olan ilk İşçi ayaklamsının kendiliğindenci“Lideri” sayılmıştı. Pop Gapon, işçileri ellerinde dilekçe, ilâhiler okuyarak: “Çar Baba”larına dertlerini dökmeye götürmüş ünlü Kızıl Meydan’a gelen temiz işçi ve halk yığınlarını Kanlı Pazar‘da kılıç ve kurşun yağmuru ile yere serdirmişti. Bu hareketin ardından, aynı Pop Gapon, Avrupa’ya geçip, Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi‘nın tek ayık lideri Lenin‘i de gizli gizli ziyaret etmişti.

Pop Gapon’un bir Okrana Ajanı (Gizli Çar Polisinin Papas (ilmiyye) mesleğinden adamı) olduğunu bugün bilmiyen kalmış mıdır? Pop Gapon, gerçek sosyalizmin 1903 Kongresi’nden beri ordulaşmış işçi sınıfı partisini baltalamak için işçi sınıfını kurşunlatarak yıldırmak görevini üzerine almıştı. Farkına varmadan, yaptığı provokasyonla ülkeyi Çar zulmüne karşı bir uçtan öbür uca silâhlı isyana giriştiren tepkiyi aceleleştirdi.
İt ürüdü, kervan yürüdü. işçi sınıfı partisi, ajan köpekleri Rusya’da da zararsızlaştırdı.

4 – Türkiye’nin “POP”ları
İşçi sınıfı partisine karşı Türkiye burjuvazisi Çar üstâdından ve uluslararası Finans-Kapital efendilerinden hiç aşağı kalmamak için sürekli idmanlar yapmıştır.

Türkiye’nin modern tarihini azıcık yaşıyanlar ve bïlenler, mütareke yıllarında yabancı emperyalist ajanlarının ve yerli burjuvazinin hangi “İştirâkiyyun”(komünizm) ajanlarını nasıl piyasaya sürdüklerini hatırlarlar. Bunların başlıca görevleri: Türkiye’de gerçekten bir işçi sınıfı partisinin doğuşunu önlemek, baltalamaktı. Bunu yapamayınca; ya herkesten daha önce davranmış görünerek bir “sosyalist parti”, hattâ “komünist parti” kurmaya girişmek yolunu tuttular; yahut işçi sınıfı partisi içine sızarak, orada keskin “sosyalizm” hatta “komünizm” formülleriyle, elçabukluğu mârifet, hokkabazlık yolundan provokasyonlar ve mız çıkarmak görevini en “bilimsel”, yahut en inadına “devrimci” perdesi altında yerine getirmeye koyuldular.

Türkiye’nin karanlık ve nankör sınıflar savaşında ne aşamalar geçirilmedi? Yaşayanlar bir gün ayrıntılarıyla açıklıyacaklardır: İşçi sınıfı için ve çeşitli işyerlerinde uzun yıllar gizli polisin kurduğu “komünist hücreleri” işletildi. Bu polis komünistleri, uluslararası emperyalist casuslarla ve ajanlarla da elele vererek, foyaları ortaya çıkıncıya dek: “Üçüncü Enternasyonal” adına, foyaları sırıtınca: “Üçbuçukuncu Enternasyonal” adına tahrikât, propaganda, teşkilât yaptılar.

Öylesi günler oldu ki, pek aşırı polis Marksist- komünistlerinin işçi sınıfı ve halk yığını içine yaydıkları ateşli “komünist beyannameleri”nin ve“komünist dergileri”nin hesabı, gerçek işçi sınıfi devrimcilerinden soruldu. Elebaşıları azılı “polis komünistlerinden” olan boylu boyunca sözde “komünist teşkilatlarının gürültülü sözde: Komünist tevkifatları” yapıldı. Sonra, bu yaman “komünist tevkifatları”nın arslan ajanlar, mâsum işçilerle birlikte, polis birinci şubesinde epey “müthiş” sorgu sualden geçirilip, bir karanlık saatte, polis müdürlüğünün arka kapısından: “defolun!” diye sokağa (işçi sınıfı içinde) fırlatıldılar.

İt ürüdü, Kervan yürüdü.

Türkiye işçi sınıfının partisi, hep “ileriye kaçan” ajan köpekleri, sık sık zararsızlaşırdı.

5- Provokasyon Amacı: İşçi Sınıfını Partisiz Bırakmak
Bu kısa açıklama bize neyi belli ediyor? Şunu: Kışkırtıcı ajan köpeklerin işçi sınıfına saldırışları her zaman, sınıfın en bilinçli, en fedakâr, en yiğit öncülerinin örgütlendiği işçi sınıfı partisine karşı olur. Ağzıyla kuş tutsa, partisiz bir sınıf her zaman torbada kekliktir. Yapılan saldırı parti ortada görünmüyorsa; işçi sınıfı partisinin olamıyacağı, hiç değilse “henüz zamanı gelmediği” yâvesini işler. Parti, bu havlayışları kısa kesmek için yeni aşamasına davrandı mı, “herkesten önce” bir provokasyon örgütü öne sürmeye girişir.

Sosyalizm düşmanları için başka her şey mübahtır: “solculuk”ta, “sosyalistlik”te, “komünistlik”te en aşırıca ajitasyon ve propaganda edilebilir. Yeter ki işçi sınıfı partisi bozulsun. Çelik, çekirdeksiz “sosyalizm”ler, nasıl olsa örgütlü gericilik tarafından bozguna uğratılır. Burjuvazi bilinçli ve örgütlüdür ya…

6 – Minarenin Kılıfı ve Sıçan Aklı
Kendilerini ilkin 50 yıl önce çıkmış ilk Aydınlık dergisinin oldu bittiyle “mirasçısı” pozunda gösterebileceklerini uman “ne ydikleri belirsiz” kişiler, düşüncemizi ve yazımızı almak için bize çok alçak gönüllüce başvurdulardı. Kendilerine yayının ancak örgüt için bir duvarcı sicimi olabileceğini anlattık. O şartla yazı verdik.

Onlar çok geçmeden açıkgözlüğe başladılar: Yazdıklanmızda yeni bir öneri görünce, çıkacak dergide o öneri yerine, aynı düşünceyi sulandırarak, ilkin “kendi buluşları” imiş gibi öne sürdüler. Bir iki sayı sonra yayınlanan yazılarımızın aslı okurlara, o keskin sosyalistlerin “buluştarını” taklit eden bir geç kalmış düşünce imiş gibi sunuldu. “proleter sosyalizmi” ile “burjuva sosyalizmi” deyimlerimizin başına getirilenler gibi… Kalpazanlık mıydı bu, yoksa toyca kurnazlık mı?

Biz, tükenmez iyi dileğimizle, o turfanda “sosyalist” beyciklerin, Tefeci Bezirgân artığı küçük burjuvalıklarına verdik. Düzelirler umudu ile görmezlikten geldik. Oysa onlar atı alınca Üsküdar’ı geçecek harâmilikteymişler. Sosyalist ortamda “Bilimsel” logorre’lerini (söz ishallerini) akıllarınca geçer akça kılar kılmaz asıl içyüzlerini açığa vurdular. Türkiye’de “işçi sınıfı partisi‘nin objektif ve sübjektif şartlarının yetersiz olduğu” iddiasına sıçradılar.

O zaman aldı bizi bir düşünce. “Karaman’ın koyunu, sonradan çıkmıştı oyunu!” Tıpkı polis ajanlarının işçi sınıfı partisini baltalama taktiklerine pek benziyordu bu “şartların yetersizliği teorisi”. Ne yapıyorsıınuz deyince, yetersizlik yazısını kendi dergilerindeki “özgürlüğe” atfettiler. Ama, yalanlamadılar da. Minareyi çalanlar, kılıfını hazırlamışlar demekti. Sıçan tırtıkçılığı ile vakit kazanacaklardı. Hele boylarını göstersinlerdi.

7 – Suçüstü Yakalanış
Sonradan Ak-Aydınlıkçı olacaklar, meşru savunma durumuna itilmiş arkadaşlarının eylemlerini “anarşistlik” ilân etmekte, bezirgân parti liderleriyle aynı zamana ve ayna kaba yellendiler. O yüzden eylemciler ile “sosyalizmin bilimi”ni yazar geçinenler arasında çıngar koptu. Ak-Aydınlıkçı’lar kendilerini“Proleteleter Devrimci” ilân eder etmez, ansızın herkesten daha “keskin sosyalist” görünmenin yolunu “Mao-Mao”culukta buldular. Ve dün “eleştirdikleri”eylemcilerin “silâhlı halk savaşı” parolasını şiddetle (ama kaloriferli apartmanlarında) döktürdüler: Onlar mı eylem düşmanı?

Az önceki “bilimsel” perhizlerini, şimdi Mao-Mao’culuk turşusu ile keskince bozmuşlardı. “Tarihsel Maddecilik Yayınları”nın son üç kitabı çıkınca, tatar ağaları geç kaldıklarını anladılar. Bu yol “işçi sınıfı partisi”ni herkesten önce kendilerinin girişiminde kurmak sevdasıyla “Sosyalist Kurultay” çağrısına ılgar ettiler. Ve bir yol daha metotlarına sâdık kaldılar. Kaç yıl önce “Sosyalist” gazetesinde çıkmış “Sosyalistler Konferansı” çağrısını ağızlarında, hiç anmaksızın, soysuzlaştırma çabasına daldılar.

Yaşları benzemesin, Dünya’da ve Türkiye’de işçi sınıfı partisi‘ni önce baltalama, sonra ele geçirme yolundaki casus taktiği ve provokasyonu ile iyice paralele düştüklerini, ve “Cesaret arz ederken, sirkatlerini söylediklerini” anlamadılar. Suçüstü yakalandılar.

Yoruma kapalı.