Hikmet Kıvılcımlı – Bugünkü Türkiye Ekonomi Politikası

Sosyalist 8 Aralık 1970

Bu araştırma, uzun inceleme zincirinin bir halkasıdır. Şimdiki Türkiye Finans – Kapital tahakkümünün şehirlerimize ve kırlarımıza nasıl musallat olduğunu iki ayrı ayrımcıkta ele alıyoruz.

Ayrım : I
ŞEHİRDE: FİNANS KAPİTAL
Şehirlerimizdeki Finans-Kapital tahakkümüne ve sermaye oyunlarına resmî istatistikler ölçüsünde işaret ediyoruz.

Millî Gelirde Şehirlinin Köye Tahakkümü
Önceden bilinmesi gereken bir alfabecil gerçeklik var: Türkiye 20’nci yüzyıldaki dünyamızın Kapitalist kesiminde yaşıyor. 20’nci yüzyılın Kapitalizmindeegemen ekonomi temeli, Batı dilinde: Finans – Kapital, Osmanlıcada: Mâli Sermaye denilen tekelci kapitalizmdir.

Tekelci Kapitalizm Batı’ya 19’uncu yüzyıl sonunda egemen olmuştur. Bir paradoks olmak üzere, Türkiye daha 19’uncu yüzyılın ortalarından beri Finans – Kapitalin tahakkümü altına girmiştir. Beş on yabancı Şirket, Kırım Savaşından beri Türkiye’nin ekonomisine, mâliyesine, başlıca üretim ve devlet alanlarına pençesini atabilmiştir. Batı‘dan tek “ileri” olduğumuz yan, bu Tekelci Sermaye tahakkümüne herkesten erken uğrayışımızdır.

Bu gerçeklik açısından ekonomi yapımızın karakteristiğini rakamlarla belirtmek ilginç olur.

Bir ülke ekonomisinin temeli üretim alanıdır. Kapitalizmde iki büyük ve apayrı üretim alanı her gün biraz daha birbirinden uçurumla ayrılır:

1-Sanayi üretimi,
2-Tarım üretimi…

Hacım bakımından Tarım alanı çok geniştir: Nüfus‘umuzun %75’i tarım üretimi ile uğraşır, İhracat‘ımızın %80’i tarım ürünüdür. Ancak bu görünüşün altında bir trajedi yatar: 1969 yılı İstihsal Sektörleri itibariyle (1961 sabit fiyatlarıyla) Türkiye Millî Gelirine bakalım.

 

Piyasa fiyatlarıyla
Gayri Safi Millî Hasıla
Sanayi
Ziraat
İnşaat
Sanayii
Ulaştırma
90.078,8 milyon
15.897,0
24.208,0
5.400,5
6.127,4

 

        Bu ne demektir? Türkiye’de üretim, sanayi ile ziraat alanında madde yaratır. Bunlara İnşaat ile Ulaştırmayı da katarsak, madde yaratan sanayi: 27.424,9 milyon, tarım: 24.208,8 milyon tutar. Tüm madde üretimi: 51.633,7 milyon olur. Bu üretilen maddelerin üzerinden: Ticaret, Banka, Devlet, Serbest Meslek ve Emlâk Sahipleri 38.445,1 milyon gelir sağlıyorlar. Ulaştırma’nın maddî değer yaratma yeteneği bir yana bırakılırsa, şu sonuca varıyoruz: Türkiye’de Millî Gelirin kabataslak bir yarısı gerçek madde değeri yaratarak, öbür yarısı yaratmaksızın benimseniyor.

Daha ilginç yanı ise, madde değeri yaratan %75 tarım insanımızı, Millî Gelirimizin ancak %26’sı temsil ediyor. Nüfusumuzun görünüşte %25 ise, Millî Gelirde %74 pay sahibi oluyor. Bu kabataslak durum, Türkiye alınyazısında kimin ve neyin ağır bastığını belirtiyor. İnsan kalabalığı olarak 4’te 1 şehir nüfusu, Millî Gelirin 4’te 3’üne egemendir. Tek sözle, şehir köye 9 kat üstünlük taşır. Kabalamaca, şehirli köylüye 9 kat tahakküm yapar!

Köyün Tarım ekonomisi ile Şehir faaliyetlerinin Millî Gelir içinde gelişim orantıları çok dikkate değer. Tarım millî geliri ,1961 yılında’100 iken,1969 yılı 100,8 olur. Yâni 9 yılda %1 bile artış yoktur. Aynı süre için Gayrısâfi Millî Hasıla 100’den 107’ye çıkar. Köy millî geliri binde birden az, Şehir millî geliri yüzde birden az artmıştır. Her yıl Köy millî geliri 0,08 ve tüm (Köyü de içine alan Şehir) millî geliri 0,77 artar. Gene Köy, millet gelişimi içinde 9 kat aşağıda kalır.

Ancak tüm Millî gelir yerine yalnız Sanayi millî gelirine bakarsak, ayrıcalık daha çok büyür. Sanayi 1961 yılı 100 iken 1969 yılı 112 olur. O zaman Tarım yılda 0,08 ve sanayi 1,33 artar. Yuvarlak hesap, Sanayi her yıl Tarımın 16 katı daha çok Millî Gelir payı edinir! Şehir Sanayicisi (Kapitalist), Köylülüğün (içinde agavâtı, eşrafı, âyanı, tefecisi, bezirgânı ile birlikte) 16 katı gelişim olanağı gösterir.

Şehir alanında durum nasıldır? Orada insanlarla olanakların orantısı büsbütün korkunç denecek kertede ters düşer. Millî Gelir açısından, Şehirde madde değeri yaratan Sanayi, İnşaat, Ulaştırma 27 milyar küsur, yaratmayan faaliyetler 38.445,3 milyon (hemen 38,5 milyar) değeri temsil ediyor. Ulaştırmanın madde yaratma yeteneği bir yana bırakılırsa; yuvarlak hesap: Madde yaratan faaliyetler 25 milyardan çok az, yaratmayanlar 40 milyardan pek çok fazla değeri benimsiyorlar. Yâni, Tarım dışı millî gelir içinde: Madde yaratanlar %40, yaratmayanlar %60 pay benimsiyorlar.

Kısacası, daha Millî Gelirin kaba rakamları bile, yaratmayanı yaratana üstün çıkarıyor.

Kamu ve Özel Sanayi Büyükleri

En yaratıcı faaliyet alanı Sanayi‘dir. Orada ne, oluyor? Bütün sınıflı toplumların deyimi ile: En yaman biçimde “büyük balık küçük balığı yiyor.” Yalnız İşyerlerinin büyük (10 kişiden fazla çalıştıran) ve küçük olanların gözden geçirmek yeterince düşündürücüdür.157.759 küçük işyerinin karşısında 3012 büyük işyeri var. Sayıca Büyükler %1,9 ve Küçükler %98,1 ediyor. Ama, o yüzde iki bile etmeyen büyük işyerleri: İşçilerin 10’da 7’sine (%69,4) ücretlerin 10’da 9’una yakmını (85,9) öder; satınalınan veya devredilen mal ve hizmetlerle, satışların ve ifa edilen hizmetlerin hemen hemen 4’te 3’ünü başarır (%73.1 ve 75.3).

160 bine yakın işyeri kumda çelik oynasın: İşçiyi tutan da, işi yaptıran ve kârı vuran da 3 bin kadar işyeri olur. Küçük işletmeden 50 kez az olan büyük işletme, onun 3 katı ekonomi alanını tekelinde tutuyor. Demek Türkiye Sanayiinde, büyük işletme küçüklerden 150 kat üstün ve ağırbasıcı rol oynar.

Demek, sanayiin (şehrin) karşısında tarım (köy) can çekişiyorsa, sanayiin içinde de: Büyük işyerleri önünde küçük işyerleri can çekişerek sürünüyor. Başka deyimle, 3 bin büyük sanayici Türkiye’nin 158 bin sanayicisine kök söktürdüğü gibi, Türkiye üretimine ve genel ekonomisine kayıtsız şartsız egemen olacak güçtedir. Modern çağın kuralı bu.

Ancak, ekonomi temelimizde modern sermaye konsantrasyonunun içyüzü o kadarcıkla kalmaz. İşin bir başka yönünü bize, devlet sanayii ile özel sanayi arasında yapılacak kıyaslama açıklar. 3012 büyük sanayi işyeri içinde: 2775’i Özel kesime, 237’si Devlet kesimine girer. Sayıca devlet kesimi %7.9 ve özel kesim %92.1 eder. Sayıca özel işyerlerinin 12’de 1’ine yakın azlıkta bulunan Devlet kesimi, küllü ayıplarına bakmadan, kendisinin 11-12 katı çokluk olan sektörlere eşit ölçüde ekonomik varlık gösterir.

 

Devlet kesimi% Özel kesim%
İşçi Sayısının…………. ………………………
Yılda ödenen ücretlerin……………………..
1 Kasım 1963’te Çevirici güçlerin……….
Yıl içinde Sabit Sermaye yatırımı………..
Tüketilen elektriğin…………………………..
Katına değerin…………………………………
43.2
51.1
65.3
51.7
60.8
52.7
56.8
48.9
34.7
48.3
39.2
47.3

 

         “Yurdun kalkınması” özleniyor. Kalkınma insanların yararı için olur. 2775 özel büyük işletme işçisine 1 yılda 5400 lira ücret ödüyor.237 devlet büyük işletmesi gene yuvarlak hesapla 7100 lira ücret ödüyor. Demek özel işletme kuru kalabalığı çalışanlara 1700 lira (%31) eksik ücret ödüyor. Neden bu işkence yapılsın Türk milletinin çalışanlarına?

Denilecek ki: “Ne yapalım. Kalkınmayı hızlandırmak için, özel sermayeden de yararlanmalı”. Doğru mu? 1955’ten 1962 yılına dek, sanayiin taşıt araçları bölümünde, 8 yıllık sabit sermaye yatrımı: Özel büyük işletmelerde 25.205.000 ve devlet büyük işletmelerinde 49.736.000 Türk lirası tutar. Kalkınma, bir ülkede tekniğin ölçüsünü gösteren sabit sermaye yığını ile orantılıdır. 237 büyük işletme 2775 özel büyük işletmeden 2 katına yakın daha çok sabit sermaye yatırıyor.

Demek yurttaşlar için üçte bire yakın daha yararlı yüksek ücret sağlayan, yurt için iki katına yakın daha hızlı yatırım yapan devlet büyük işletmeleri, elbet daha gerçek bir yurtseverce kalkınma sağlarlar. Bu bakımdan, adı büyük olan özel ufaklık 92 işletme, gerçekten büyük olan devletin 8 işletmesi yanında: 16 ilâ 24 kat aşağılık bir iş alanıdır. Büyük devlet işletmeleri, özel sözde büyüklerden 16-24 kat üstündürler.

Devletçiliğimizin, özel sermayeyi yaşatmak için yaptığı hovardaca israflar, hoşnutsuzluğu azaltmak için, önüne geleni kayırarak işletme kadrolarını lüzumsuz kalabalığa boğuşu göz önüne getirilsin.Ötede, devlet işletmelerinde her rakamın gerçek  bulunmasına karşılık, özel işletme muhasebelerinde bin bir fatura oyunu ve kaçakçılık bilinen sahte rakamları son kertede arttırır.

Yoruma kapalı.