Hikmet Kıvılcımlı – Anarşistliğimiz mi? Dağınıklığımız mı?

Aydınlık Sosyalist Dergi
Sayı: 22, Ağustos 1970

Sosyalist ortamın dağınıklığı nedendir? Tek sözle özetliyelim: Anarşistlikten!

TOPTAN ANARŞİZM

Ne demek, denecek, örneğin, ağzına Sosyalizmi bile salavatla alan Sendikacı Anarşist midir? Sosyalizmi yasak etmekten vazgeçince de “güleryüzlü” veya “demokratik”boyasıyle makyajlamaksızın savunamıyan Bay’lar, ve benzerleri Anarşist midirler? Millî Demokratik Devrim sloganını çokça kullananları “İhtilâlci metod” kullanmakla suçlıyarak iyi saatte olsunlara “ihbar” etmiş duruma düşen sayın Bayan’lar Anarşist midirler? Hattâ daha ne bileyim, falan fâre deliğinden işçi sınıfına en “demir disiplin”li “Öz-örgüt” adına göz kırpan müthiş veya ünlü “Komünist”ler Anarşist midirler?

Evet: Türkiyemiz için bütün bunların topu birden en onmaz Anarşisttirler. Gelin, yüreklerin bütün çirksiz ve çepelsizliği ile insâfa gelip ikrar etmekten korkmayalım. İster, iki kişi ile bir araya gelip organlar içinde gündemli tartışma, karar alma ve uygulama yolundan gitmeyi idam cezasından korkunç bulan “Bağımsız” “Sosyalist”lerimiz olsun, gerek bir yerden edindiği “yeterli sosyalizm” apoletini rastladığı yurttaşa gösterip kendisine “itaat” etmeyeni dünya ölçüsünde yıldırımlayabileceğine inanmış (mintarafillah) “yetkili” “Sosyalist”lerimiz olsun, hepsi bal gibi yahut zehir gibi Anarşisttirler.

Onların kendi kendilerine, yahut etrafın onlara vermiş bulunduğu: “Sosyalist”, yahut “Komünist”, yahut “Oportünist – Revizyonist” vb. sıfatlarına bakmayın. Hepsinin içyüzlerine, yâni ana düşüncelerine ve temel davranışlarına bakın. Hepsi, yalnız kendi “kişiliklerinde” bir “Otorite” kabul edilirse, onlar da bir “Otorite” kabul ederler. Kendi dışlarında otorite mi? Böyle şeyi, yazdıysa bozsun. En “Majüskül” geçineninden en “Miniskül”üne dek hiç birisi, -ne denli: “beş vakit namazında: müttakî sosyalist” görünürse görünsün,- yeryüzünde hiç bir Otorite tanımazlar. “Ben” otorite isem: otorite var; “Benim otoritem” yoksa: hiç bir otorite yoktur. Teori ve pratikte kahrolsun otorite! Görünmez, dilsiz sloganları budur.

Demirel’lerin, İnönü’lerin “Anarşi” saydıkları şey anarşi değildir. Asıl, otoriteyi sırf dış ve yadırgı zorlamalarla: gerçek teori ve pratikten kopuşla, makamla, apoletle, rütbe veya para yahut süngü, kurşun gücü ile sağlanır şey sayan kafa yok mu? İşte o, anarşistin domuzudur. Ve bu domuzuna anarşistlik, bize tarihcil görevi bitmiş Osmanlı Tefeci – Bezirgân Derebeği artıklarıyla aktarılıp gelmiş, iliklerimize işlemiş, ciğerlerimizi delmiş, anamızı ağlatmıştır.

OTORİTE GÖSTERİŞİ ve ANARŞİZM DİYALEKTİĞİ

Hiç değilse kendilerine başkaları “Aşırı sol” veya “Kızıl komünist”, kendileri “Sol” veya “Sosyalist” diyenlerimiz, gerçekte boylu boyunca içine battıkları o Anarşizm batağından niçin kurtulamazlar? Neden bir baltaya sap olamazlar? Ömür boyu kendilerinden başka bir düşünce ve davranış otoritesi tanıyamadan, kendi etkisiz kişi böbürlenmeleriyle göçüp giderler? Çünkü, çoğu Otorite‘nin ne alduğunu bilmezler.
Yahut “bilirler”, hem de çok iyi, herkesten daha iyi bildiklerine inanırlar. İnançlarında ve bilgilerinde aşırıca samimîdirler bile. Hepsi de “Otorite”yi ağababalarından görmüşler, paşa atalarından öğrenmişlerdir. Otorite de ne imiş ki? Takarsın efendim palabıyığı, yahut top sakalı suratının alt yanına: üst yana da geçirirsin mezar taşından iri kavuğu yahut silindir şapkayı, ya da bıçkın kasketi! Açarsın ikisi arasındaki arslan ağzını, gaz tenekesi gürültüsüyle ezberlediğin iki üç lâfı kükredin mi? “Hâzâ” otoritenin tâ kendisi olursun.

Karşı çıkan mı olur? Kolay. Çekersin kılıcı, uçurursun kelleleri. Senden başka kimse kalmaz ortalıkta otorite. Sosyal anarşistin kılıcı mı? O da var: boyunu posunu görene “Oportünist”, yahut “Revizyonist” dersin. “Kuyrukçu” yahut “Likidatör” dersin. O da olmadı. “Maocu” yahut “Kastrist” damgasını vurursun. Bunlar gerçek kılıç mıdır, yoksa tahta kılıç mıdır? Sen o kılıcı kullanmayı değil, kıçına takmayı olsun öğrenebilmiş, hele hak edebilmiş misindir? “Aldırma beğim, canbaza bak!”

Bütün sosyalistlerimizin kolayca Anarşist soysuzluğuna düşebilmeleri: ne teoride, ne pratikte, Otorite tanımamaktan da kötü olan, Otoritenin ne olduğunu bir türlü kavrayamamış olmaktan ileri gelir. Anarşistliğin birinci ve sonuncu maddesi ve özü: (Otorite düşmanlığı + Otorite megalomanisi)dir. Herşey gibi, Anarşistlik te önce objektiftir:yâni bizim onu kabullenmiş olmamamızla ortadan kalkmaz. Sonra, diyalektiktir: yâni, hem otorite düşmanlığıdır, hem de otorite megalomanlığıdır. Ve bugün Türkiye’nin hemen bütün sosyalistleri Anarşizmin bu iki çengelinde, ikisine birden takılarak yırtınmakta ve kanamaktadırlar.

OTORİTE VE SAVAŞÇILLIK

Oysa Otorite (pabucu büyük Mevlâna çelebice Eyüp Sultan camiinde bunak pâdişahın beline taktığı sırmalı kılıç gibi) herhangi bir kişiye veya kişilere, herhangi bir üfürüklü merâsimle kuşanılacak bir elmaslı yakut kamış kılıç değildir. Bunak Pâdişahın dedesinin dedesi yalınkılıç savaşla ülkeleri fethetmeseydi, kılıç takma gösterisini kimse ciddiye almazdı. Sosyalizmde de, Otorite, herşeyden önce nâmusu ile verilmiş kanlı savaşların ürünü olabilir. Bu en başta unutulmaması gereken birinci gerçekliktir. Yoksa, sosyalizmin erkekliğini giderecek “Fennî sünnetçilik”lerle, yahut “Ala ala hey!” curcunalı liderlik “Sünnet düğünleri” ile kılıç kuşanılamaz.

Sosyalizmde Otorite sağlıyan, Anarşiye son veren Savaş, hem teorik hem pratik iki yüzü keskin bilinç ve bilim savaşıdır. Sosyalizmin pratiği: biri ötekisinden zerrece ayrılsa, hepsi sıfıra inen (Ajitasyon + Propaganda + Örgüt) üçüzüne dayanan savaştır. Dikkat edelim, bütün Otorite düşmanlıklarının veya Otorite megalomanyaklıklarının TEKNİK kökü: hep bu sosyalizm pratiğindeki üçüzden birinin veya ötekisinin yeterince önemsenmeyişinden ileri gelir.

Adam eline bir Örgüt, yahut Ajitasyon, yahut Propaganda olanağı geçirir. Örgütün nasıl sosyalist örgüt, propagandanın nasıl sosyalist propaganda, ajitasyonun nasıl sosyalist ajitasyon olacağını henüz kavramadan, ansızın kazıklaşıp Otorite kesilir. Ve başka bütün otoriteleri “yere sermek”ten daha kestirme “başarı” yolu düşünemez. Bu Osmanlı katırlığının kaçınılmaz sonucu: aydınlatıcı, derleyici, değiştirici, geliştirici olmak yerine köreltici, dağıtıcı, taşlaştırıcı olmaya varır. Kaş yapayım denilirken göz çıkarılır. Sözde otorite gösterisine girişilmekle, otorite bozulur ve anarşistliğe düşülür.

ANARŞİSTLİKLE SAVAŞTA: ÖRGÜT

Sosyalizmin sefaletinde Osmanlı katırlığı: yâni, Bâbil çağından kalma Derebeği artığı küçükburjuva soysuzluğu sosyal temeldir. O bakımdan, anadan doğma (megaloman + otorite düşmanlığı) ile savaşmak, güçtür. Ama olanaksız değildir. Türkiye‘nin bugünkü şartları ve yeni kuşağın yönelişi ortamında, anarşistliğe son vermek ve sosyalist otorite denilen bilinçli proleter disiplini kurmak, ancak, Örgütçül pratiğe ve gerçek Teori anlayışına dayanmakla gerçekleşebilir.

Sosyalist Örgüt pratiği: matematik kuralı kadar kesin prensiplere uyar. Örgüt pratiği, Proletaryanın Politik Partisini çelik çekirdek yapmadıkça gerçekleşemez. Proletarya Partisi, Tüzük gücü ile yürür. Tüzük, Amaç maddesiyle bütün Programı özetledikten sonra, en çok Üye olmak bölümünde açık ve kesin olur. Programı iyice bilmek ve yaymak, hattâ aidatını düzenlice ödemek, Parti üyesi için değil, Parti sempatizanı için bile yeterli olamaz.

Parti üyesi her şeyden önce bir Parti Organı içinde canlı ve disiplinli düşünüp davranan kişidir.
Organ: Belirli gün, belirli gündemle toplanan, belirli işbölümü yaparak, disiplinli tartışma sonucu çoğunlukla alınmış kararı mutlak uygulayan; ve bu canlı düşünce – davranışı hem yerce, hem zamanca, bir saat düzenliliği ile sürdüren; yukarıya ve aşağıya bağımlılığı bağımsızlığı ile yarışan bir bilinçli örgüt bölümüdür. Canlılığı: Parti içinde olduğu denli, Yığın içinde de bilimcil düşünce ve davranışta öncülüğü ile ölçülür.

Disiplin: Her şeyden önce, girişim (inisiyativ: teşebbüs kaabiliyeti) temeline dayanır. Girişim gücünü körelten her kural, proletarya disiplini değil, “körü körüne itaat” istiyen, Partiyi inmelendiren burjuva otomatlığıdır. Girişim ışığı altında proletarya disiplininin başlıca dört ayağı şunlardır:

1 – Organda eleştiri hakkı sınırsız, oy hakkı her kişiye bir tektir.
2 – Yetki ve sorumluluk: (Sınam + Bilgi + Enerji)ye, yalnız kararla verilir ve alınır.
3 – Tartışma: mutlak organ içinde, şahsiyata dökülmeden, prensipcil ve yapıcı, pratik, somut, ilerletici, karara dek yapılır.
4 – Karar: gelecek karara dek ilgililer için mutlak uygulanan kanundur.

Partiden çıkarılma başlıca dört nedene dayanır:

1 – Kariyerizm (mevki hırsı),
2 – Organ dışı eleştiri,
3 – Karara uymamak,
4 – Program ve Tüzük dışılık ve Provokasyon.

Bu en ilkel prensipleri göz önüne almayanın, bir proletarya partisiden söz etmesi veya proletarya partisine girmesi, eğer provokasyon ve bozgunculuk değilse, düpedüz anarşistliktir.

ANARŞİSTLİKLE SAVAŞTA: TEORİ

Örgüt, Teorinin Pratiğe uygulanmasıdır. Örgütsüz teori havada asılı kalır. Teorisiz Örgüt, havasız yaşamak isteyen canlıya benzer. Örgüt bir lâmba ise Teori onun yağıdır. Ne yağsız lâmba ışık verir, ne de lâmbasız yağ ortalığı aydınlatır. Örgüt ampule, Teori elektrik akımına benzer. Ampulden geçmeyen elektrik de, elektriksiz ampul de ne ışık, ne ses, ne ısı, ne hareket vermeye yeterli olamaz.

Ancak, biliyoruz: bütün elektrik âletleri, cihazları, elektrik enerjisinin keşfinden sonra icat edilmişlerdir. Onun gibi, en iyi örgütler de ancak, en doğru teoriden sonra kurulabilmişlerdir. Teori ile Örgüt‘ün karşılıklı etki – tepki diyalektiği ne olursa olsun, insan denilen makinenin etken verimliliğinde öncelik, her zaman Teoriye düşer. Çünkü insan, Engels’in dediği gibi: yerken içerken bile, önce o işlemin düşüncesini kafasında tasarlar.

Türkiye’de sosyalizmi bir sürü Derebeği, Burjuva ve Küçükburjuva anarşistlerinin türlü sapıklıklarından kurtaracak örgüt için de, birinci adım, önce kafa disiplini ve düşünce otoritesi yaratacak olan doğru ve sağlam Teori ile atılabilir. Türkiye’nin Sosyal Devrimler alanına en geç gelmesi, dünya ölçüsünde sınanmışları bir daha sınamasını olasılaştırabilir. Yeter ki, Teori‘nin ne olduğunda yanılınmasın.

İnsanı bütün öteki hayvanlardan ayıran yanı, Sosyal – Teorik bir yaratık olmasıdır. Bunu Tarihin her aşamasında görmemek elden gelmez. Teori ile en az başı hoş olan Barbarlığın en etken olduğu çağlara dikkat edelim. O insanlığın en kargaşalı (en anarşik) ve en karanlık (en bilinçsiz) bulunduğu çağlarda, en çimçiy ham güce dayanan, Pratik Otoriteler (Derebeğilik Uluları) yalnız ve ancak Teorik Otoriteye (örneğin: Krallar Hristiyanlık Kilisesine, Pâdişahlık İslamlık Şeriâtına) yaslanabildikleri ölçüde Gerçek Otorite(Kral veya Şah) olabilmişlerdir.
Onun için, Derebeği artığı Türkiye’de (olmaz öyle şey ama): Sosyalizme Kral veya Pâdişah mı olunmak isteniyor? Görünen budur. Her köşe başında Sosyalizmin Kralı yahut Pâdişahı olmak isteyenlerin kulakları yahut kuyrukları titreşip duruyor. Bu gibilerin, kendilerini değilse bile, çevrelerini hastalığa bulaşmaktan kurtarmanın birinci ilâcı şu gerçeklikte toplanır: Zamanı için ve kendine göre az çok oturaklı ve tutarlı bir Teorik Taban bulunmadıkça, insanoğlu, hiç bir yerde, hiç bir zaman oturaklı ve tutarlı bir Pratik Otorite kuramamış, hele hiç sürdürememiştir.

İnsancıl her alan için doğru olan bu kuralın, özellikle Proletarya Sosyalizmi için en büyük yamanlığı ve keskinliği büsbütün doğrudur. Sosyalizmde Türkiye’nin otoritesi olmak isteyenlerin çoğu o doğruyu genel ve soyut olarak az çok biliyorlar. Onun için hemen hepsi “Teori” adına konuşuyorlar. Bir eksikleri var: Teoriyi, herkesten iyi kavradıklarını sandıkları için, bilmiyorlar. Bilmemekten de kötü alarak, teoriyi metafizik ve skolastik biçime sokuyorlar.

Dünya ölçüsünde otorite olmuş düşünür ve davranırların teorik yazılarını ne denli çok iyi ezberler, hele tekrarlarlarsa, Türkiye ölçüsünde o denli büyük, yanılmaz teorici olabileceklerini umuyorlar. Aldanıyorlar. Yalnız kendileri aldanmakla kalsalar, “Yanılmaz Papa”lıkları onlara helâl edilebilirdi. Ne yazık ki,  skolastiği çevrelerine de yayarak, şimdiye kadarki kuşakların düştükleri çukura yeni kuşakları da düşürmek istidadını körüklüyorlar. Bu kadarı “aşırı” oluyor.

Bilimcil Sosyalizm için, Teori, her şeyden önce, Derebeği Skolastiği ile Burjuva Metafiziğini yok etmektir. Teori, her şeyden daha keskin Diyalektik metod ve mantıktır. Teorinin diyalektiği: elbet uluslararası bir değer olmaktır. Ama, uluslararası bir değer olmanın tek yolu da, her şeyden önce ulusal bir değer yaratmaktır. Kapitalizmde insanlık eşitsiz gelişim kanunu ile, ayrı ulus gerçekliklerine parçalanmıştır. Onun için, her ülke, ötekilerinin yarattığı bütün teorik değerleri iyice sindirecektir. Ama bu, uluslararası teoriyi sindirim Teori‘nin yalnız bir kanadıdır. Öbür kanat, her ülkenin kendi sosyal orijinalitesi‘nde yatar.

Bizde, bütün sosyalistlerimizin basamak basamak kendi çaplarında boyuna anarşistleşmeleri (otorite kırıcı megalaman disiplinsizlikleri) hep, yalnız derme çatma, çıraklıkta pişmemiş, uluslararası “teori” tek kanadı ile şâhâne uçuşlar yapmaya kalkışan acayip kuşlar oluşlarından ileri geliyor. Oysa, bu aşama, kırk yıl öncede kalmalıydı. “Cin olmadan adam çarpmak” modası artık geçmelidir. Yeraltı, dünyadan başka yıldız değildir.

Yoruma kapalı.