Hikmet Kıvılcımlı – Güven: Güvenebilirsen

Sosyalist 30 Mayıs 1967

Amerika, Holivud ülkesidir. Zengin dekorlu fılmlere milyarlar yatırır. Maksat: Hem insancıkların uçkur yanlarını gıdıklayıp para kazanmak, hem böylece aklı apışına karışan 3 buçuk milyar kalabalığa gerçek olayları unutturmak. İnsan, başı, ya ayakta “futbol topu“, ya bacak arasında tutucu veya totocu “tuti kuşu” olmalı.

Sahneye koyuş” ustalığına diyecek yok. Yerine göre ayarlanır. Kaçgöçlü Türkiye’ye “mini etek” demokrasisi, açık saçık Yunanistan’a mini-etek yasaklı cunta. En son CIA modası “Kayseri gülleri” piyesinden “Güven Partisi” sahneye kondu. Bu son “sahne“ye nasıl gelindiğini bilmiyenimiz kalmış mıdır?

27 Mayıs devriminin nirengi-noktasına oturtuluşu gerekti. Bunu en az sarsıntı ile yapabilecek “Tek Adam” İsmet Paşa’ydı. Paşa’nın görevi, 27 Mayıs derdimendi Aydemir-Gürcan ikilisinin asılmasıyla bitti. Artık koalisyon kabinesine finans-kapilalin ihtiyacı kalmamıştı. Kendi kabinesi başı çekmeliydi. Amerikan casus başlarından CİA Generali Porter, Ankara’ya gönderildi. Bir deli kurşunla İnönü, Amerikan Cumlıurbaşkanı Kennedy’ye çevrilemeyince, bütün casus teşkilâtlarının sınangılı metoduna başvuruldu. Kale içinden fethedilecekti.

Başbakan aradı. Buldu. Ardından İnönü’nün çizmelerini yalıyarak kefenlerini yırtan koalisyon partileri, ansızın, hep bir ağızdan, Paşa’nın kişiliğine karşı taarruza kalktılar. Birinci Kuvayımilliye geleneğinin nasılsa sağ kalabilmiş en büyük direğini, İsmet Paşa’yı paldır küldür devirdiler. Bu kaleyi içinden fethetmenin BIRİNCİ RAUNDU oldu. Finans-kapitalin 27 Mayıs’tan beri yaptığı kerte kerte birikim Paşa’nın tekerlenmesi ile ansızın atlama yapmıştı.

Sonra ne olacaktı? Gene uzun bir birikim. İktidar finans-kapitalin elinde olduğu için, şimdi daha rahat çalışabilirdi. Senatör Milli Birlikçi Tunçkanat o çalışmanın plânını: Amerikan casus teşkilâtlarına iktidar adına verilmiş gizli mektupla açıkladı. Bu memlekette Amerikan uşaklığına candan canak açmıyacak kaç tane kafası işler veya sözü geçer kişi varsa, hepsi NÖTRALİZE edilecekti. Gençlikten başlanıldı. Parayla etkilenebilenleri polisle ve idarece de güçlendirerek su başlarına geçirildi. Silâhlı, silâhsız devlet kuvvetleri içinde ayarlamalar yapıldı. En sonunda İşçi Partisine dek dayanıldı. Partinin meclis dışı organları ve kürsü sosyalizmiyle yetinmiyen üyeleri, içeriden, dışarıdan “Nötralize” edildi. “İmam hatip” kıyafetli yıldırım kıtaları, bilim ve güzel sanat olaylarına bile sansür kesildiler, Ortanın solu: Komünistlikti.

Bir şey yürümüyordu. Yaşlı ve tecrübeli İnönü, esnek güreşen eski savaşçı olarak hâlâ yıkılamamıştı. Adalet Partisi’nin bilinçsiz oylarla “sandıktan çıkması“, Türkiye realitesinde fazla anlam  taşımıyordu. Menderes çok daha önce aynı sandıktan çıkmıştı. İkinci bir atlama ile son RAUND tertiplendi. Mühendis çıkar çıkmaz Amerika’ya giden, gelir gelmez Sular İdaresi’nin basına geçen, serbest hayatta Morison fırmasından AP Başkanlığına getirilen Bay Süleyman Denıirel, seçim kampanyasında İsmet Paşa’yı “Komünistlik” ile suçladı. Bu şantaj havasına rağmen “ortanın solu” parolası geri aldırtılamayınca: CHP, içinde çöreklenmiş, kolay şöhretli fınans-kapital grupları maskelerini attılar. CHP‘nin parlâmentodaki gücünden 3’te biri, onları adam eden Paşa’yı hiçe sayabildiler.

Dünya ölçüsünde biricik finans-kapital kubbesi altında yeni bir şey yok. Kayseri’nin kaarunu, Türkiye hacıağalığı ile parababalığını en iyi temsil eden Fevzioğullarına bu yakışır. Kendisinin, doğrudan doğruya CİA‘dan emir alması gerekmez. Bizim tefeci-bezirgân zümrelerimizin ruhunu taşıması yeter.

Bakalım, İsmet Paşa`yı “NÖTRALİZE” edebileğek mi? Tefeci-bezirganlık, Atatürk’ü hayatta iken geniş yığınlar içinde “nötralize” etmişti ..

Yoruma kapalı.